DOLAR
43,21
EURO
50,21
STERLİN
57,99
GRAM
6.364,21
ÇEYREK
10.461,48
YARIM ALTIN
20.820,29
CUMHURİYET ALTINI
41.509,25
Hüseyin Baş
Hüseyin Baş
huseyinbas@gmail.com
10 Ocak 2026 Cumartesi günü yayınlandı

ÖFKE, TUZAKLAR VE CUMA GÜNLERİNİN HÜZNÜ

İran sokakları günlerdir yanıyor. Bir tarafta yıllardır biriken öfkesini artık tutamayan bir halk, diğer tarafta ise kendi halkının sesine kulaklarını tıkamış bir yönetim var. Aslında yıllardır beklediğim sahneleri izliyorum. Zira İran yönetimi bu ateşi kendi eliyle yakan cahil bir yönetimden oluşuyor. Ama burada herkesin durup düşünmesi gereken çok önemli bir gerçek var: Sokaktaki bu öfke haklı olabilir, fakat yönsüzdür. Ne gideceği yol bellidir ne de arkasında durulabilecek güvenilir bir rehberi var. İran halkı, sapık yönetimi devirip yerine geçecek akıl olmadan bu eylemlerinin nihayetsiz kalacağını bilmeli.

Tarih bize defalarca şunu göstermiştir: Öfke tek başına bir plan değildir. Öfke boşluk bırakır; o boşluğu da çoğu zaman dışarıdan üflenen sloganlar ve içi tamamen boş hayaller doldurur. 200 yılı aşkın süredir bu boşlukları ve savrulmaları Siyonistler kullanıyor. Bu gerçeği herkesin görmesi gerekir.

Bugün İran'da, Şah dönemini hiç yaşamamış gencecik çocuklar, sosyal medyanın ve profesyonel propagandanın etkisiyle "eski kraliyet günleri” masalına kapılıyor. Tam bir Siyonist oyunu. Devrilen monarşinin mirasını, sanki bir kurtuluş reçetesiymiş gibi görüyorlar. Bu, psikolojik olarak anlaşılabilir bir durumdur; insan bunaldığında geçmişi olduğundan daha parlak hatırlar. Ama tarih duygularla değil, gerçeklerle okunur. Siyonist, aynı oyunu ülkemizde de İngilizlerin at arabalarına koşulan Jön Türklerle sergiliyorlar.

Şah rejimi ne bağımsızdı ne de halkını düşünen bir yapıydı. Dış güçlere göbekten bağlı, halktan kopuk ve her türlü fuhşiyatın merkezine dönüşmüş bir düzendi. Bugün "kurtarıcı” diye parlatılan zihniyet, İran'ın ilacı değil; yeni bir felaketin davetiyesidir. Bu, etnik ve mezhepsel fay hatlarından yararak parçalamak için kurgulanmış bir böl-yönet planıdır. Ve bu ateş sadece İran'ı değil, tüm bölgeyi yakar.

Meselenin en ağır, en kanlı tarafına gelelim. İran'daki sorun, "kral mı gelsin, molla mı gitsin” gibi basit bir tartışma değildir. Asıl sorun, devletin kendi vatandaşına savaş açmış olmasıdır.

Mevcut yönetim, devlet aklını çoktan kaybetmiş; elinde sadece cop, kurşun ve darağacı kalmış bir yapıya dönüşmüştür. Cuma günleri Molalar geldiği günden bu yana 40 yılı aşkın süredir ibadet ve huzur günü değildir; yas günüdür. Her hafta Cuma namazı çıkışlarında, meydanlarda, vinçlerin ucunda sallandırılan gencecik bedenler vardır. Kürt, Beluç, Arap gençleri, Sünni Müslüman evlatları "ibret olsun” diye asılmaktadır. Korku üretmek için, zulmü ayakta tutmak için idamlar bir gösteriye dönüştürülmüştür.

Hapishaneler dolup taşmaktadır. İdam sehpaları hiç boş kalmamaktadır. Yıllardır "Bu yol çıkmaz sokak” diye uyaran Mevlâna Abdülhamid gibi alimlerin çağrıları düşmanlık değil, kardeşlik çağrısıydı. Ama bu çağrılara cevap kurşunla, copla, idamla verildi. Masum kanı üzerine kurulu bir düzenin ayakta kalması mümkün değildir.

Emperyalist güçler tam da böyle ortamları sever. Bilinçten yoksun bırakılmış, neye öfkelendiğini bile tam bilmeyen kalabalıklar… Karşılarında ise halktan kopmuş, zalim ve kibirli bir elit. İran bu tuzağa yıllar içinde sürüklendi. Mazlumun ahı şimdi İran'ı yakıyor.

Ben bu zalim düzenin yıkılışını bekliyorum, evet. Ama içimi acıtan şey, bedelin yine masum halka ödetiliyor olmasıdır.

İran için kurtuluş ne Amerika'dan gelecek bir icazettedir ne de eski Şah'ın geri dönüşündedir. İthal reçetelerle bir ülke ayağa kalkmaz. Dış müdahale sadece yeni efendiler ve yeni zincirler getirir.

Dış güçlerden medet umarak iktidar hayali kuran İngiliz kuklaları da bilsin ki; başkasının ipiyle kuyuya inen, eninde sonunda o ipin boğazına dolandığını görür.

Hüseyin Baş – huseyinbas@gmail.com


Yazarın Diğer Yazıları