DURMADAN YAZIYORUM VE YAZACAĞIM
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Ali Özek Hatıratında; II. Abdülhamit, M. K. Atatürk, M. A. Ersoy, H. B. Çantay, Ö. N. Bilmen, Y. Nuri Öztürk v.d.
KÜRESEL SİYONİST OLİGARŞİNİN KAÇINILMAZ TASVİYESİ YOLUNDA TÜRK DEVLETİ’NİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI AĞIRLIĞI
Sağlık turizmi katma değeri yüksek bir sektör haline geldi
KARA GECE
DARBELERİN GÖLGESİNDEN 15 TEMMUZ DİRİLİŞİNE
Taşkent’te Tarihi Toplantı : 1. Uluslararası İslam Medeniyeti Forumu
NATO Zirvesinin Zırvalayanları
YAZMA ESERLERİN İZİNDE
15 TEMMUZ İHANETİNİ, İŞGAL GİRİŞİMİNİ UNUTMAYACAĞIZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ!
YARIŞ
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
DÜNYA KUPASI VE MİLLİ TAKIM:
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
Şimdi Konya’nın Kazanma Zamanı
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
AKŞAM OLMAKTA
Kaygı; Türk Dil Kurumu sözlüğünde üzüntü, endişe duyulan düşünce, tasa anlamlarına karşılık gelmektedir (TDK, 2014). Gelecek kaygısının belirtileri duygusal, zihinsel ve bedensel düzeyde kendini gösterebilir. En sık karşılaşılan gelecek kaygısı belirtileri; geleceğe dair sık sık olumsuz senaryolar kurma ve bunlara takılı kalma, kötü bir şey olacakmış hissinin uzun süre devam etmesi, konsantrasyon güçlüğü, dalgınlık ve zihinsel yorgunluk gibi durumlar bazılarındandır. Kaygı son çeyrek asırda gündemde sık sık yer almış olsa da özellikle pandemi ile başka bir evreye girdi. Kaygı artık bireysel bir ruh hali olmaktan çıktı; adeta çağın ortak dili haline geldi. Sabah uyandığımızda ilk düşündüğümüz şey çoğu zaman bugün ne kadar yorulacağımız, neyi yetiştiremeyeceğimiz ya da hangi belirsizliğin kapımızı çalacağı oluyor. Gelecek, hiç olmadığı kadar hızlı geliyor ama bir o kadar da muğlak. Kaygı eskiden bizi tehlikede korurken, şimdi ise insan zihnini meşgul eden ve yoran bir şekle bürümüştür. Gündelik hayat, hızlı iletişim ağları vasıtası ile kaygıyı besleyen bir düzen kurdu. Televizyonu açtığınızda ya da telefonu elinize aldığınızda, kaygı daha ilk manşette sizi karşılıyor. Güncel olaylar, sadece gündemi değil ruh halimizi de belirliyor. Şöyle ki; döviz kuru, konut fiyatları, işten çıkarmalar, savaş görüntüleri, iklim felaketleri gibi güncel konular kaygıyı daha da artırmaktadır. Ekonomik belirsizlik, en temel ihtiyaçların bile planlanmasını zorlaştırıyor. İnsanlar artık "gelecek yıl ne yaparım?” sorusunu değil, "önümüzdeki ayı nasıl çıkarırım?” kaygısını konuşuyor. Gençler iş bulamamaktan, orta yaş grubu elindekini kaybetmekten, emekliler ise geçinememekten endişeli. Kaygı, kuşaklar arasında ortak bir payda haline gelmiş durumda. Dünya cephesinde tablo daha da ağır. Sınırlarımızdan uzak görünen savaşlar, birkaç saniyelik görüntülerle salonlarımıza giriyor. Depremler, seller, yangınlar… "Acaba sıra bize ne zaman gelir?” sorusu, bilinçaltımıza sessizce yerleşiyor. Bilgiye bu kadar yakın olmak, aynı zamanda felakete de bu kadar yakın hissettiriyor. Artık kaygı kendi kendine doğmuyor, üretiliyor. Üstelik bir fabrika düzeniyle. Adı da belli: Sosyal medya. Sabah uyanır uyanmaz elimizin telefona gitmesi tesadüf değil; çünkü orada bizi bekleyen şey çoğu zaman bilgi değil, korku. Bir deprem söylentisi, doğrulanmamış bir ekonomik iddia, başı sonu kırpılmış bir video… Hepsi aynı hızla yayılıyor. Çünkü sosyal medya gerçeği değil, etkiyi ödüllendiriyor. Ne kadar sarsıcıysa o kadar görünür, ne kadar korkutucuysa o kadar "trend”. Kaygının en büyük zararı şudur: İnsanı şimdiden koparır. Anı yaşatmaz, karar aldırmaz, cesareti törpüler. Sürekli tetikte olan bir zihin, sağlıklı düşünemez. Kaygı arttıkça akıl değil refleksler devreye girer. Hayat belirsizdi, hâlâ belirsiz. Değişen tek şey, bu belirsizliği ne kadar ciddiye aldığımız. Kaygı, hayatın kendisi değil; ona verdiğimiz tepkidir. Ve o tepkiyi değiştirmek hâlâ bizim elimizde. Kaygı çağındayız, evet. Ama bu çağın mahkûmu olmak zorunda değiliz. Kaygıyı dinleyip ama ona teslim olmadan yaşamayı öğrenebiliriz. Belki de gerçek güç, belirsizlikle birlikte yürüyebilmeyi başarabilmektir.
Dr.İmbat MUĞLU
BASIN DİLİ
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
KADERİ ÇİN’E TESLİM EDİLMİŞ UYGUR TÜRKLERİ
İRAN – ABD İLİŞKİLERİ
TERÖR VE TERÖRİZM
SURİYE TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
TARİHİ BULUŞMADAN NOTLAR
YÜZYILIN SOYKIRIMI SONRASI BARIŞ
SURİYE
PKK TERÖR ÖRGÜTÜ SİLAH BIRAKMAK İSTİYOR MU?