DOLAR
47,853 TL
EURO
55,117 TL
STERLİN
64,668 TL
GRAM
6.663 TL
ÇEYREK
10.949 TL
YARIM
21.830 TL
CUMHURİYET
43.193 TL
Hüseyin Baş
Hüseyin Baş
huseyinbas@gmail.com
07 Ağustos 2026 Cuma günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Mekke Anlaşması

Daha önce kaleme aldığım yazılarda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği "Dünya 5'ten büyüktür" söyleminin artık yalnızca diplomatik bir itiraz değil, yeni dünya düzeninin habercisi olduğunu ifade etmiştim. Bugün Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, bu yeni dönemin en önemli kilometre taşlarından biri olarak tarihe geçebilir.

Bu anlaşma, yalnızca üç ülke arasında imzalanan bir savunma protokolü değildir. Aynı zamanda yaklaşık bir asırdır Orta Doğu'nun siyasi haritasını belirleyen Sykes-Picot düzenine yönelik en güçlü bölgesel meydan okumalardan biridir. Uzun yıllar boyunca bölge, dış güçlerin oluşturduğu güvenlik mimarisiyle yönetildi. Bugün ise bölge ülkeleri ilk kez kendi güvenliklerini, kendi ekonomik geleceklerini ve kendi stratejik dengelerini birlikte inşa etme iradesi ortaya koymaktadır. Bu dönüşümü mümkün kılan en önemli gelişmelerden biri de son dönemde yaşanan ABD-İsrail-İran eksenli krizler olmuştur.

İsrail'in Gazze'den başlayarak bölgenin birçok noktasına uzanan askeri saldırganlığı ve uluslararası hukuk açısından yoğun tartışmalara konu olan müdahaleleri, bölge ülkelerinde ortak güvenlik arayışını güçlendirmiştir. Diğer taraftan İran'ın, ABD ve İsrail ile yaşadığı gerilimler sırasında bölgedeki çeşitli stratejik hedeflere yönelik saldırıları ve gerilimin komşu ülkelere yayılma riski, Körfez ülkeleri başta olmak üzere birçok devleti yeni bir güvenlik mimarisi oluşturma arayışına yöneltmiştir. Diğer bir ifadeyle, İsrail'in sınır tanımayan güvenlik anlayışı ile İran'ın giderek daha geniş alana yayılan askeri hamleleri, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak hareket etmesini yalnızca mümkün değil, aynı zamanda stratejik açıdan zorunlu hâle getirmiştir. İlerleyen aylarda anlaşmaya yeni ülkelerin katılması beklenmektedir. Bu ülkelerin kabulü anlaşmaya ilk imzayı koyan üç ülkenin ortak kararıyla olacaktır. 

Son yıllarda dikkat çeken bir diğer gelişme ise ABD'nin Orta Doğu'daki rolünü yeniden tanımlaması ve bazı alanlarda askeri varlığını azaltmasıdır. Washington'ın uzun yıllardır tek başına yürüttüğü bölgesel güvenlik mimarisinin sorgulanmaya başlanması, bölge ülkelerini kendi savunma mekanizmalarını kurmaya yöneltmektedir. Mekke Anlaşması, bu boşluğu bölgesel iş birliğiyle doldurma arayışının önemli örneklerindendir.

Bu tablo doğal olarak İran açısından da yeni bir jeopolitik denge anlamına gelmektedir. Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle savunma, ekonomi ve teknoloji alanlarında kurduğu yeni ortaklıklar, Tahran tarafından yakından takip edilmektedir. Türkiye'nin bölgesel etkisinin artması, İran'ın geleneksel nüfuz alanları açısından yeni bir rekabet ortamı oluşturabilecek gelişmeler arasında değerlendirilmektedir.

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan güç tablosu dikkat çekicidir:

Dünyanın en önemli enerji rezervleri.

İslam dünyasının nükleer caydırıcılık kapasitesi.

Türkiye'nin gelişmiş savunma sanayisi.

400 milyonu aşan nüfus.

3,5 trilyon doları aşan ekonomik büyüklük.

Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz, Arap Denizi ve Basra Körfezi'ni birbirine bağlayan stratejik coğrafya.

Ortak limanlar, ulaştırma koridorları ve savunma sanayi iş birlikleri.

Bütün bunlar gösteriyor ki Mekke Anlaşması, sadece üç ülkenin attığı diplomatik bir imza değildir. Aynı zamanda Orta Doğu'da güvenlik anlayışının dış müdahalelerden bölgesel ortaklıklara doğru evrildiğini gösteren önemli bir dönüm noktası olma potansiyeli taşımaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği "Dünya 5'ten büyüktür" sözü, belki de ilk kez bu kadar somut bir jeopolitik karşılık bulmaktadır. Bölge, artık dış güçlerin çizdiği sınırlar ve kurduğu ittifaklarla değil; kendi aktörlerinin kurduğu yeni ortaklıklarla şekillenmeye başlamaktadır. Eğer bu süreç kalıcı hâle gelirse, Mekke Anlaşması gelecekte yalnızca üç ülke arasında imzalanmış bir protokol olarak değil, Ortadoğu'nun yeni jeopolitik düzeninin başlangıç belgelerinden biri olarak da hatırlanabilir.

 

Yazarın Diğer Yazıları