TÜRKİYE’NİN AFRO-AVRASYA’NIN BÜTÜN ENERJİ VE TEDARİK KORİDORLARINDA VE HATLARINDA YÜKSELEN GÜÇ ETKİSİNİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI MİMARİSİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR.
Bir bakmışsın mısır tarlasına sultan olmuş.
Bir Kelimenin Peşinde Yirmi Yıl, Bir Medeniyetin Peşinde Asırlar
BİRAZ…
GENÇLİĞİMİZİ ve GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDEN EN BÜYÜK TEHDİT UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI BELASI
25 Temmuz Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Doğum Günü ve Türkistan Cedit Hareketinin Öncülerinden MahmudHoca Behbudi’nin 150. Doğum Yıl Dönümü Etkinliği
Kullukta Kolaya Kaçmak!
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE OKUL MEZUNİYET PARTİLERİ
Yeni Ambalajlı Eski Bir Kaos
HELÂL DAİRESİNDE YAŞAMAK KURTULUŞA, HARAMLAR İSE FELAKETE SÜRÜKLER
Kiraları konut sahipliğinin düşük olması yükseltiyor
NEZAKET VE ZARAFET
MİLLÎ İRADE DİNÎ İRADE İLE AYAKTA DURUR
MESELELERE KUR’AN PENCERESİNDEN BAKMAK
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Bugün elimizin altındaki bir bilgiye ulaşmak için birkaç saniyelik dijital bir arama kâfî geliyor. Bir hadis, bir âyet, bir kavram yahut bir isim... Oysa bundan yüz yıl önce, tek bir kelimenin izini sürebilmek için ömürler tüketiliyordu. Bugün bize birkaç saniye gibi gelen bu kolaylığın arkasında, çoğu zaman onlarca ilim adamının yıllara yayılan sessiz ve çetin emeği bulunmaktadır.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, el-Muʿcemü'l-Müfehres li-Elfâzi'l-Hadîsi'n-Nebevî adlı hadis fihristidir.
1916 yılında başlayan bu çalışma; yalnızca bir kitap hazırlama faaliyeti değil, sabrın, metodun ve ilmî disiplinin âdeta âbideleşmiş hâlidir. Arent Jan Wensinck, Theodorus Willem Juynboll ve Josef Horovitz'in öncülüğünde yürütülen bu projeye farklı ülkelerden onlarca akademisyen katkı sağlamış; ilk cildin yayımlanabilmesi için yaklaşık yirmi yıl beklenmiştir. Hadis metinlerini kapsayan yedi cildin ardından, râviler, şahıslar ve yer adlarına ayrılan sekizinci ciltle birlikte bu eser, yetmiş yılı aşan uzun soluklu bir çalışmanın sonunda tamamlanabilmiştir.
Bu tablo karşısında ilmî gayreti takdir etmemek imkânsızdır. Emek kimden gelirse gelsin, emektir. İlmin hakkını teslim etmek de her şeyden önce bir ilim ahlâkının gereğidir.
Ancak burada durup şu kritik soruyu sormadan da geçemeyiz:
İslam medeniyetinin en temel kaynaklarını sistemli biçimde ilk önce neden başkaları incelemek zorunda kaldı?
Şarkiyat (Oryantalizm) tarihine baktığımızda, bütün araştırmacıları tek bir niyet altında toplamak elbette doğru değildir. İçlerinde gerçekten ilme hizmet etmeyi amaçlayan dürüst bilim insanlar ınadir de olsa belki vardır; sömürge politikalarına bilgi üretenler, misyonerlik faaliyetlerine zemin hazırlayanlar veya İslam toplumlarını daha yakından tanıyarak siyasî ve kültürel üstünlük kurmayı hedefleyen çevrelerle ilişkili olanlar da az değildir. Dolayısıyla şarkiyat çalışmalarını bütünüyle reddedemeyiz. Ancak tamamını mutlak bir tarafsızlıkla kabul etmek de mümkün değildir
Filistinli düşünür Edward Said'in haklı olarak dikkat çektiği üzere Oryantalizm, bazı dönemlerde yalnızca akademik bir ilgi alanı değil; Batı'nın Doğu'yu tanımlama, anlamlandırma ve yönetme biçimlerinden biri hâline gelmiştir. Bu tespiti yapmak, yapılan ilmî çalışmaların değerini sıfırlamaz; lakin her metni tahkik ederek, deliller ışığında ve eleştirel bir süzgeçten geçirerek okumamız gerektiğini bize hatırlatır.
Nitekim bu eserin hazırlık sürecinde Muhammed Fuâd Abdülbâkī'nin takındığı tavır, bunun en güzel örneğidir. İlk fasikül eline ulaştığında yalnızca teşekkür etmekle yetinmemiş; satır satır inceleyerek hataları düzeltmiş, eksiklikleri tespit etmiş ve bunları hazırlayan heyete bildirmiştir. Gösterdiği bu eşsiz ilmî titizlik sayesinde proje ekibine davet edilmiş ve vefatına kadar bu büyük çalışmaya en yetkin katkıyı sunmuştur.
Gerçek bir ilim adamının tavrı tam da budur:
• Ne körü körüne reddetmek…
• Ne de sorgulamadan kabul etmek…
Teslimiyet değil, tahkik.
Taklit değil, tenkit.
Aradan bir asır geçti.
Bugün elimizde milyonlarca sayfalık dijital arşivler, yüksek çözünürlüklü yazma eser görüntüleri, yapay zekâ destekli arama sistemleri ve insanlık tarihinin daha önce hiç şahit olmadığı teknolojik imkânlar bulunuyor.
Peki, biz bu imkânları ne ölçüde değerlendirebiliyoruz?
İslam medeniyetinin milyonlarca sayfalık yazma mirasının ne kadarını hakkıyla ilmî hayata kazandırabildik? Kaç genç araştırmacımız aylarını, hatta yıllarını tek bir yazma eser üzerinde çalışmaya adayabilecek sabır ve azme sahiptir? Kaç üniversitemiz akademik yükselme kriterlerinin ötesine geçerek medeniyetimizin temel kaynaklarını yeniden neşretmeyi, indekslemeyi ve dünya ilim hayatına sunmayı hedefleyen büyük ufuklu projeler yürütmektedir?
Asıl eksikliğimiz teknoloji değildir.
Asıl eksikliğimiz sabırdır.
Asıl eksikliğimiz uzun vadeli düşünme alışkanlığıdır.
Asıl eksikliğimiz, ortak hedefler etrafında birleşebilme irademizdir.
Bununla birlikte, son yıllarda ülkemizde umut verici adımların atıldığını da memnuniyetle müşahede ediyoruz. Özellikle Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, yazma eserlerin korunması, restorasyonu, konservasyonu, kataloglanması, dijitalleştirilmesi ve araştırmacıların hizmetine sunulması konusunda uluslararası ölçekte parmakla gösterilen önemli projelere imza atmıştır. Yurt içindeki koleksiyonların bilimsel standartlarla yeniden tasnif edilmesi, yurt dışındaki Türk-İslam yazma eserlerinin tespiti, dijital erişim imkânlarının genişletilmesi ve kültür varlıklarımızın ihyası yönündeki gayretler, yalnızca bir kütüphanecilik faaliyeti değil; medeniyet hafızamıza sahip çıkma iradesinin en somut göstergesidir. Bu vesileyle Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığını, kurumun bugüne kadar görev yapan başkanlarını, yöneticilerini, uzmanlarını, konservatörlerini, kütüphanecilerini ve bu büyük miras için ter döken bütün emektarları gönülden tebrik ederken son yıllardaki hızlı adımlara da dikkatinizi çekmek isterim; bu çalışmaların gelecekte çok daha büyük ilmî atılımlara öncülük edeceğine inanıyorum.
Fakat bütün bunlar, henüz yolun çok başında olduğumuz gerçeğini değiştirmez.
Müslüman dünyanın omuzlarında taşıdığı ağır ve mukaddes bir sorumluluk vardır:
• Kendi hadis kaynaklarımızı…
• Kendi tefsirlerimizi…
• Kendi vakfiyelerimizi…
• Kendi arşiv belgelerimizi…
• Kendi yazma eserlerimizi…
Başkalarının hazırladığı kataloglardan öğrenen değil; onları yeniden inceleyen, eleştiren, geliştiren ve yeni nesillere özgün bir dille aktaran güçlü bir ilmî akıl inşa etmek zorundayız.
Şarkiyatçıların geçmişteki çalışmaları bize iki temel ders vermektedir:
1. Birincisi; planlı, sabırlı ve disiplinli çalışmanın nasıl devasa eserler ortaya çıkarabileceğini göstermesidir.
2. İkincisi ise; kendi medeniyet mirasımızı başkalarının gayretiyle tanımak zorunda kalmanın, üzerinde derinlemesine düşünmemiz gereken acı bir gerçek olduğudur.
Artık yapılması gerekenler gayet açıktır:
Geçmişi sadece hamasetle ve övgüyle anlatan değil onu modern ilmî yöntemlerle yeniden okuyan, Yazma eserleri dijital çağın imkânlarıyla harmanlayan, yapay zekâyı medeniyet hafızasının hizmetine sunan uluslararası ölçekte referans kabul edilecek eserler üreten yeni bir ilim hamlesine ihtiyacımız var.
Çünkü ilim boşluk kabul etmez.
Siz kendi mirasınıza sahip çıkmaz ve onu yeterince araştırmazsanız, boşluğu doldurmak üzere başkaları mutlaka gelecektir. Önemli olan başkalarının ne yaptığı değil; bizim kendi değerlerimize ne ölçüde sahip çıktığımızdır.
Bir kelimenin peşinde yirmi yıl yürünen o çetin yollar bize şunu haykırmaktadır: Medeniyetler tesadüflerle değil; sabırla, büyük bir emekle, tahkikle ve nesiller boyu süren kesintisiz bir ilmî seferberlikle inşa edilir.
Bugün bize düşen vazife; geçmişi yalnızca müzelerde korumak değil, onu doğru anlamak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara çok daha güçlü bir şekilde emanet etmektir. Çünkü medeniyetine hakkıyla sahip çıkan milletler geleceğini de inşa eder; kendi ilmî mirasını ihmal eden toplumlar ise başkalarının yazdığı tarihin yalnızca dipnotlarında kalmaya mahkûm olur.
YAZMA ESERLERİN İZİNDE
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
YAZMA ESERLERİN İZİNDE: KONYA’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR HAFIZA KÖPRÜSÜ
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
Bir Şehrin Hatıra Defteri: Şehr-i Han
Kadınhanı’nın Manevi Mimarlarından: Karabağlı Mehmet Emin Hoca
Cezayir Laghouat’ta Sûfî Semâ ve Konya’nın Sessiz Diplomasisi
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
Aydın’daki Diğer Hazine: Bedri Noyan Dedebaba Koleksiyonu
Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-