Kandırıldıkça Göğerenler
OSMANLIDA BİR RAMAZAN NASIL GEÇERDİ?-2-
GAZZE, MEKKENİN FETHİ ÖNCESİ DÖNEMİ YAŞIYOR
Enflasyonu Temel Harcama Kalemleri Besliyor
KASKO YAPTIRMALI MI YAPTIRMAMALI MI ???
TÜRKİYE’NİN AFRO-AVRASYA’NIN BÜTÜN ENERJİ VE TEDARİK KORİDORLARINDA VE HATLARINDA YÜKSELEN GÜÇ ETKİSİNİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI MİMARİSİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR.
Bir Kelimenin Peşinde Yirmi Yıl, Bir Medeniyetin Peşinde Asırlar
BİRAZ…
GENÇLİĞİMİZİ ve GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDEN EN BÜYÜK TEHDİT UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI BELASI
24 Temmuz Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Doğum Günü ve Türkistan Cedit Hareketinin Öncülerinden MahmudHoca Behbudi’nin 150. Doğum Yıl Dönümü Etkinliği
Kullukta Kolaya Kaçmak!
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE OKUL MEZUNİYET PARTİLERİ
Yeni Ambalajlı Eski Bir Kaos
MİLLÎ İRADE DİNÎ İRADE İLE AYAKTA DURUR
MESELELERE KUR’AN PENCERESİNDEN BAKMAK
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Camileri görmeye gidilmesi gereken saat işte bu saattir. Doğu mimarisinin bu başyapıtlarından bazılarının sade ihtişamı anlatılmaz, ancak hissedilir. Müslümanın namazını karakteristik kılan dünyevi nesnelerden tamamen soyutlanma hali, en şüpheci insanı bile dehşet ve hayranlıkla dolduran bir tür vakur coşkuya dönüşür.
Namaz bittiğinde dışarıdaki hareketlilik daha da artmıştır. Herkes birbirini ziyaret etmektedir. Kalabalık o kadar yoğundur ki ana caddelerden neredeyse geçilemez. Kahvelerin ve dükkânların önündeki tüm koltuklar doludur. Her yerden ilahiler, şarkılar ve müzik sesleri yükselir. Camilerin ışıkları daha da artmıştır. Bir minareden diğerine gerilen bir ipte hünerle asılmış lambalardan oluşan ve çiçekleri, hayvanları, kuşları, gemileri ve diğer nesneleri temsil eden figürler havanın yükseklerinde sallanır. Binlerce ‘Buyurun' yoldan geçenleri dükkânlara girmeye ve yoğun kalabalığa karışmaya davet eder.
Ve tüm bu insan topluluğu, hareketlerini yönlendiren kimse olmaksızın gayet düzenli ve sakindir. İtiş kakış, çirkin bir gürültü ya da taşkınlık yoktur. Bütün bu sahnenin belki de en harika kısmı budur ve sahneye adeta Binbir Gece Masalları'nın bin ikinci gecesine tanıklık ediyormuşsunuz hissini veren gizemli bir hava katar.
Gidecek bir tanıdığınız yoksa ve kalabalıktan sıkıldıysanız, Türk Kuklası olan Karagöz'ü görmeye gidebilirsiniz. O daha çok gözden uzak sokaklarda gezinir ve gösterileri için değişmez bir şekilde şehrin bolca sahip olduğu sayısız bahçelerden birini seçer. Küçük kapıdan girersiniz ve dünyanın her yerindeki gösterilerde olduğu gibi aynı zamanda biletçi olarak da görev yapan mekân sahibi tarafından birkaç kuruşluk kibar bir taleplerle karşılanırsınız.
Böylece içeri girme hakkını elde ettiyseniz kendinize bir yer bakmalısınız. Dış görünüşünüzün cömertliğinize dair ilham ettiği güvene göre ahşap bir sedir, sandalye veya tabure ikram edilir ya da arka plandaki kalabalığın arasına sürgün edilirsiniz. Burada bağdaş kurup oturmakta özgürsünüzdür. Karagöz'ün gösteri yaptığı bahçelerin çoğu asmaların tırmandığı çardaklarla kaplıdır ve eğitilmemiş dalları aşağı doğru sarkarken aralarından yıldızları görebilirsiniz.
Tek bir lamba ya da en fazla iki lamba, afacan Karagöz'ün göründüğü yer dışında aydınlatmayı sağlar. Burada ortadaki ince şeffaf bir perdenin sahneyi gösterdiği alan hariç karanlık bir perde çekilmiştir. Gösteri, tüm uzuvlarının özgürlüğünün tadını çıkarabilmeleri için oldukça zekice eklemlenmiş ahşap kuklalar tarafından oynatılır. İtalya'da olduğu gibi burada da kalıplaşmış tipler vardır: Karagöz, onun arkadaşı ve nükte rakibi Hacivat, bir züppe, kadın, bir Yahudi, bir aptal, bir Acem ve kolluk kuvveti (polis). Konular çok çeşitlidir ancak hepsi Karagöz'ün tüm oyunculara oynadığı ve sonunda hepsinin bu afacana karşı ayaklandığı oyunlardan oluşur.
Lisanı anlayan biri için en ilgi çekici kısım, özellikle kelime savaşında birbirini alt etmeye çalışan Hacivat ve Karagöz arasındaki diyaloglardır. Bunlardan bazıları son derece zekicedir ve daha da önemlisi bu espri ve nükte seyirciler tarafından son derece takdir edilir.
Gösterinin kendisi kadar ilgi çekici olan bir diğer şey de seyircilerin yüzleridir. İlk sıra tamamen çocuklardır ve ben hayatımda hiç bu kadar neşeli, özgür çocukça sevinç ve çınlayan kahkahalar duymamıştım. İnsan arkadaki o ciddi kişilerin de bir zamanlar önde oturduğuna neredeyse inanamıyor. Ancak bu büyükler bile tüm gösteride bolca bulunan iyi ayarlanmış esprilere karşı koyamadılar. Genel olarak o vakur Osmanlıda ne kadar büyük bir eğlence potansiyeli olduğuna ve komik olana karşı ne kadar duyarlı olduğuna insan neredeyse inanamaz.
Gösteri bittiğinde kalabalık sokaklara dağılmaya başlar ve sabah topundan iki saat önce ikinci yemek (sahur) için çalacak olan davulu beklemek üzere evlerine doğru yol alır. Şimdiye kadar terk edilmiş bir görünüme sahip olan karanlık ve tenha ara sokaklar, aydınlatma eksikliği ve açık dükkânların olmaması her zaman büyük bir fark yaratsa da hareketlilikten paylarını almaya başlarlar. Nitekim zıtlıkları seven bir insan, ana caddelerde bir süre yürüdükten sonra ara sokaklarda gezinmekten daha iyi bir şey yapamaz. Bu adeta yaşam ile ölüm gibidir. Burada ve orada tek bir yolcu, önünde fener taşıyan bir hizmetçiyle gizemli bir kadın ya da yoldan çekilmektense ezilmeyi tercih eden uykulu bir köpek karşılaşacağınız tek şeydir.
Yine de geçen sefer bana olduğu gibi sanki sihirli bir değnek değmişçesine tüm sokağın canlanması işten bile değildir. Önce uzaklardan sanki bir asker birliği koşar adımla ilerliyormuş gibi boğuk bir ayak sesi duyarız. Ses giderek daha belirginleşir. Ayak seslerine bağırmalar ve çığlıklar karışır. Sonunda bir fener belirir ve arkasında 50 60 adam, harika bir şekilde ritmik ama sessiz adımlarla koşarak yollarına çıkan her şeyin üzerinden geçerler. Aralarında fenerin loş ışığında pirinç kaplamaları parıldayan karanlık bir nesne fark edersiniz. Bunlar, dar sokaklarda kullanılabilen tek araç olan taşınabilir tulumbalarıyla yangın söndürücülerdir (tulumbacılar).
Tüm evler hareketlenmeye başlar, kapıların kilitleri açılır, pencereler açılır ve herkes yangının nerede olduğunu sorar. İtfaiyeci ev sahipleri çılgın bir av gibi geçip gittiğinde ve yapılan sorgulama yangının çok uzakta olduğunu gösterdiğinde her şey yeniden sessizliğe ve yalnızlığa gömülür.
Gün doğumundan bir saat önce sabah topu felekten çalınan bu geceye son verir ve herkes yatar. Ramazanda gün ışığında adeta bir ölüler şehri olan İstanbul, sabah erken saatlerde de en az gece olduğu kadar ilgi çekicidir. Bu zaman zarfında yolunuzu kaybederseniz tek bir ruha bile rastlamadan yarım saat boyunca gezinebilirsiniz. İstanbul'un diğer zamanlardaki sabahlarını bilen ve halkının genelde çok erken kalktığını bilen biri için bu oldukça garip bir manzaradır.”
OSMANLIDA BİR RAMAZAN NASIL GEÇERDİ?-1-
MİZAHIN MİZANI
5816 KALDIRILMALI MI?
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
BİRBİRİNE BENZER İKİ FARKLI ÜLKE: TÜRKİYE VE İRAN
CUMHURİYET OLMASA BİZ OLMAZ MIYDIK?
CADILAR BAYRAMI’NIZ KUTLU OLSUN MU?
ŞAPKA İNKILABINDAN NE HABER?
TRAFİK SORUNUN ÇÖZÜMÜ İŞTE BURADA!
SULTAN VAHDETTİN’İN MEZARI TÜRKİYE’YE GETİRİLSİN