DOLAR
47,534 TL
EURO
54,590 TL
STERLİN
64,024 TL
GRAM
6.128 TL
ÇEYREK
10.075 TL
YARIM
20.089 TL
CUMHURİYET
39.748 TL
Volkan Erikçi
Volkan Erikçi
volkanerikci@gmail.com
03 Ağustos 2026 Pazartesi günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

OSMANLIDA BİR RAMAZAN NASIL GEÇERDİ?-1-

 

Siz de benim gibi bir ramazanı Osmanlıda geçirmek isteyenlerden, bir zaman makinası olsa da diyerek bunun hayalini kuranlardan mısınız? 1856 tarihinde The Times gazetesinde yayımlanmış bir İngiliz'in gözüyle İstanbul'da ramazan/ramazanda İstanbul konulu yazıyı hiç değişikliğe uğratmadan sizinle paylaşmak istedim. Şimdi çayınızı veya kahvenizi alın, biz yazıyı aheste aheste okurken, okuduklarımızın hayalini kurarken adı belirtilmemiş bu İngiliz de bizleri bir zaman yolculuğuna çıkarsın. Başlıyoruz.

"İstanbul'da ‘alafrangalık' adına her şeye karşı adeta bir çılgınlık var, doğru. O gösterişli, kartpostal gibi Doğu giysileri yerini giderek dik yakalı çirkin ceketlere ve geniş paçalı pantolonlara bırakıyor. Bunların en iyi örnekleri Paris'teki Temple pazarı dükkânlarını bile rezil eder nitelikte. Ahşap oymalı güzelim tavanlar, yerini berbatça çizilip boyanmış çiçek ve ağaç resimlerine bırakarak kayboluyor; duvarlar boyunca uzanan konforlu divanların yerini ise rahatsız, dik arkalı sandalyeler alıyor.

Ancak bu yenilikler İstanbul dışındaki yerlerde pek bilinmiyor. Hatta başkentte bile öyle bir zaman geliyor ki bu eğilime karşı bir tür tepki doğuyor ve Doğu yaşamı bir süreliğine yeniden canlanır gibi oluyor. Bu zaman, oruç günleri ve ziyafet geceleriyle Ramazan zamanıdır. O zaman herkes eski yaşam tarzına geri döner; bıçaklar, çatallar, masalar, sandalyeler, tabaklar ve peçeteler bir kenara bırakılır ve herkes eski ataerkil usulle, tek bir kâseden parmaklarıyla yemek yer. Hatta bu süre zarfında rakı şişesini bırakıp yeniden tamamen saf olana dönen insanlar bile vardır. Camiler yeniden çekim merkezi olmaya başlar, yılın 11 ayı boyunca Kuran hakkında felsefi yorumlar yapan pek çok adamı orada boyun eğip ibadet ederken görebilirsiniz.

Bu nedenle, sokaklarda yapacağı kısa bir yürüyüşle Müslüman yaşamının karakteri hakkında ciltler dolusu kitap okumaktan daha fazla fikir edinebilecek bir Avrupalı için en ilgi çekici zaman budur. Halkın dış görünüşü, Osmanlı ricalinin devasa sarıklar ve zengin işlemeli kaftanlarla gezindiği, görülen tek arabanın süt beyazı öküzlerin çektiği süslü boyalı arabalar olduğu, çalımlı yeniçerilerin (yeniçerilik kaldırılmasına rağmen yazar alışkanlıkla olsa gerek Osmanlı askerine yeniçeri diyor.) ve sipahilerin boy gösterdiği ve bugün içinden geçtiğiniz eski kalıntıların henüz en görkemli çağında olduğu dönemden bu yana değişmiş olsa da zihnimizde Doğu fikriyle özdeşleştirdiğimiz o garip, gizemli havayı bütününe katmaya yetecek kadar çok şey hâlâ varlığını koruyor.

Ramazan'da Müslümanlar için gün, gün batımından iki üç saat önce başlar. Hamallar ve kayıkçılar gibi günü her zamanki gibi gün ağarırken başlayan ve zorunlu mahrumiyetlerle daha da ağırlaşan emekçi, zayıf insanlar elbette vardır ancak çoğu insan öğleden önce kalkmaz. Müslümanların işlettiği çarşılar ve dükkânlar öğleden önce nadiren açılır. Bâb-ı Âli'deki mesai saatleri bile bu zamandan önce başlamaz. Gün batımından iki saat önce bütün şehir sokaklara dökülür. Bu zaman, erzak alışverişi yapma ve gezinti zamanıdır.

Sultan Bayezid Camii'nin bulunduğu meydandan Sultan Mehmed Camii'ne kadar uzanan uzun ve çoğu yeri oldukça geniş bir cadde vardır. Burası tüm yaşamın merkezidir. Aslında her iki tarafı her türden dükkanla çevrili bir pazar yeri olan bu cadde, özgün niteliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Dükkânlar yerlerini neredeyse kesintisiz bir kahveler serisine bırakmış ve pazar bir gezinti yoluna dönüştürülmüştür. Bu durum özellikle kenarından geçtiği güzel camiden dolayı Şehzade olarak adlandırılan cadde kesiminde geçerlidir.

Sokağın ortasını koyu renk gözlü ve kalın peçeli güzellerin bulunduğu iki hatta bazen üç sıra araba işgal eder. Dükkânların önündeki yüksek kemerler ise gri feraceler içindeki kadınlar ve onları hayranlıkla izleyen ‘şık züppeler' ile doludur. Burası İstanbul'un Rotten Row'udur (Londra'daki ünlü gezinti yolu); quaint balkonları, zarif minareleri, servi ağaçları ve evlerin arasına sıkışmış gölgeli küçük mezarlıklarıyla hepsi muhteşem bir batan güneşle aydınlanan, en az onun kadar karakteristik ve hatta ondan çok daha kartpostal gibi bir yerdir.

Şehzade'deki bu hareketlilik gün batımına kadar sürer. Gölgeler uzadıkça arabalar birer birer gözden kaybolur, yaşmaklar ve onları taşıyanlar yok olur. Geriye sadece kahvelerin önündeki küçük taburelerde oturan, her dakika saatlerine bakan, güneşten nefret eden ve top atışı sinyali anı için her şeyi hazırlayan, duman susamışı insanlar kalır. Mangalda su kahve için kaynamaktadır, bardaklar limonata ya da başka bir şerbetle doldurulmuştur ancak en büyük özen tütün içme hazırlıklarına verilir. Bu bir sevgi işidir ve yaklaşan zevklerin tatlı beklentisi içinde son yarım saati boş geçirmeye yardımcı olur. Her bir tütün teli büyük bir titizlikle ayrılır ve yerleştirilir; çakmak taşı, çelik ve kav çıkarılır, en sabırsız olanlar kavı yakıp yakıp yarım düzine kez söndürerek kendilerini eğlendirirler.

Nihayet güneşin son ışınları da kaybolur ve Seraskerlik (Genelkurmay/Savaş Bakanlığı) avlusundaki top bunu ilan eder. Yükselen hafif bir memnuniyet çığlığı, yükseldiği an bir duman bulutunda veya bir bardak suda boğulur. İlk arzularını tatmin eder etmez herkes iftara koşar. Genellikle kanaatkâr olan Doğu insanını tıkınırken görebileceğiniz tek zaman budur. Tatlıları et, etleri tatlılar birbirini izleyen sonsuz bir sırayla takip eder. Yaratıcılıkta neredeyse Fransız mutfağından bile üstün olan Türk mutfağının sayısız kaynağı devreye sokulur; öyle ki şık bir evde 30 ila 40 çeşit yemeğin gelmesi hiç de sıra dışı değildir.

Tüm bu lezzetleri yutmaya, elleri yıkamaya ve bir çubuk (tütün) tüttürmeye zaman kalmadan, müezzinin tiz sesi müminleri yatsı namazına çağırır. Bu sırada camilerin şerefeleri kandillerle zevkle aydınlatılmıştır. Kubbenin altındaki pencere sıraları içerideki binlerce lambanın ışığıyla parıldar. Tüm kahveler, bakkallar ve lokantalar, dondurma, limonata ve tatlı satan sayısız tezgahlar ve kalabalığın binlerce kâğıt feneri, sayısız ışıklarıyla tüm sahneye Roma Karnavalı'nın en son ve en heyecanlı anını bile geride bırakan fantastik bir parıltı verir. (Devam Edecek)


Yazarın Diğer Yazıları