Sanal Kumar Ekonomi ve Gençliğimiz İçin Beka Meselesidir
GÜNAH ADASININ ARKASINDA YATAN GERÇEKLER
MOTOSİKLET KAZASI!
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GÜÇLÜ OLMAYA MECBURUZ.
Yusuf Tekin istifa mı etsin?
AKLINI VE ALNINI TERLETENLER
Suriye çadır kent sorunu
CHP’nin Eksiye Yürüyüşü
Özbekistan’da 9 Şubat Ali Şir Nevayi’nin 585.Doğum Günü ve Bahar Bayramı
MİHALGAZİ BELEDİYE BAŞKANI ZEYNEP GÜNEŞ AKGÜN YALNIZ DEĞİLDİR.
ANNECİĞİM
ŞEMSİYENİ AÇ
Galibiyet Yine Yok ama Çok Yakın
Sahada futbol devamında umut vardı
Deprem Fırsat mı, Tehdit mi?
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Çocuk iken ilk defa Kur'an öğrenmek için camiye gittiğimiz zaman hocanın bize sorduğu soru şudur: "Ne zamandan beri Müslümansın?” biz de, bunun ne anlama geldiğini bilmediğimizden yine cevabını hoca verir: "Kâlu belâdan beri Müslüman'ım”
"Kâlu Bela” ne demek? "elestü bi rabbiküm” hıtabının cevabıdır diye tekerleme şeklinde beynimize kazınır.
Kâlu belâ, insanların, Yüce Allah'ın birliğini ikrar, Rablığını tasdik ettikleri vakittir
Elest bezmi, bu anlaşmanın yapıldığı toplantıdır
Allahu Tealâ, kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhları ve baba sulbündeki zerreleriyle bir anlaşma yapmıştır
Allahu Tealâ'nın kulları ile yaptığı bu misakı (ilahi sözleşmeyi), şimdilik hatırlamıyor olsak bile, Yüce Rabbimizin hatırlatmasıyla, bizim O'nunla böyle bir sözleşme yaptığımızı kesin olarak kabul ederiz
Biz unuturuz, fakat Rabbimiz unutmaz, biz yanılırız, ancak O yanılmaz
Biz zamana bağlıyız, O ise zamanı yoktan var edendir, zaman ve mekan onu bağlamaz
İnsanoğlunun varlık alemine ilk adımı, ruhuyla oldu
İlahi ilimde bilinen ve ezelde takdir edilen insan vücudunun, yokluktan varlığa geçişi ruhuyla gerçekleşti
Ruh, dünya aleminde kendisini taşıyacak vücutla ana rahminde buluştu
İnsanın ilk zerreleri, ilahi kudretle belli bir kıvam ve şekil aldıktan sonra, ruhla ayrı bir güzellik ve özellik kazandı; böylece insanın madde alemindeki hayatı başladı
Ruhla bütünleşen bu et ve kemikten meydana gelen vücutta, insani özellikler ve kabiliyetler oluştu
İnsanın bünyesine, hayvanlardan ayrı olarak, kalp, akıl, düşünce, hafıza, şuur, sevgi gibi insanı insan yapan özellikler yerleştirildi
Bütün bu özellikler ona Rabbini tanıması için verildi
Her insan, Yüce Yaratıcısını tanıyacak özellik ve kabiliyette yaratıldı
Yani Allahu Tealâ, ana rahminde şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı
Ona, benliğini verirken, bir benlik şuuru da verdi
Ayrıca onu, varlığının sahibini tanıyacak, onu hissedecek ve sevecek bir özellikle donattı
Böylece Allah, kulu ile yeni bir anlaşma yapmış oldu
Sanki insana "sana bunları verdim, onların gereği şunları isterim” dedi
İnsanın bu şekilde iman ve İslam fıtratı üzere yaratılması, insani özelliklerle donatılması, kendisinden iman ve İslam'ın gereklerinin beklenmesi için bir sebep oluşturdu
Bu sıfat ve özelliklerle dünyaya gelen insana, Allah, onun zerreleriyle ve fıtratıyla yaptığı anlaşmaları hatırlatacak ve gereğini öğretecek peygamberler gönderdi
Peygamberlerin gelmesiyle üçüncü bir sözleşme gerçekleşti
Bu tebliğ, uyarı ve fiili anlaşma buluğ çağında yapıldı
Yani buluğ çağına gelen her insana Allah'ın daveti ulaştırıldığında, artık ruhuyla verdiği sözü tutması istendi ve vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi
Allah'ın davetine uyması ve fıtratındaki gerçekle zıtlaşmaması gerektiği hatırlatıldı
Aksi durumda insan mesul olacak, hesap verecek ve ceza çekecektir
Hz
Peygamberin (A
S
) başında bulunduğu İslam daveti kendisine ulaşan buluğa ermiş her akıllı insan, ilk iki sözleşmenin gereği olarak bu davetten sorumludur
Akıllı olup buluğa erdiği halde, Rabbiyle yaptığı sözleşmelerin hiç birisine sahip çıkmayan, fıtratını bozan, insanlık değerlerini kaybeden ve Rabbini unutup eşyaya tapan insanlık, dünyada ve ahirette mutlu olamayacaktır
Çünkü imansızlık ve şirk, insan kalbi ve fıtratı için en büyük kötülüktür
Tevbe edilmezse bunun cezası da büyük olacaktır
Bezm-i Elest; insanların Allah ile ilk olarak yaptıkları iletişimdir. Bu iletişime göre insanlar Allah'a söz vermiş oluyorlar. Bundan sonra gelen insan nesli, verdiği sözde kararlılığın ortaya koyacak, istikrarlı bir tavır sergileyecektir. Bu, insanın; insanlığını koruyabilmesi için Allah'a olan sözüne sadık olması gerekmektedir. Aksi, yaratılış özelliğini inkâr anlamı taşır.
Bezm-i Elest; Farsça'da; "sohbet meclisi” anlamına gelen "bezm” kelimesiyle, Arapça'da "ben değil miyim?” manasına çekimli bir fiil olan "elestü”den oluşan "bezm-i elest” terkibi; "ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabının yapıldığı ve ruhların da; "evet” diye cevap verdikleri meclis anlamını ifade eder.
Allah ile insanlar arasında meydana gelen bir sözleşmeye; "misak”, "kalu bela”, "ahit”, "bela ahdi”, "ruz-i elest”, "bezm-i ezel” ve "bezm-i elest” gibi çeşitli adlar verilmiştir.
Akıllı insan bunu düşünerek her zaman ve zeminde elest bezmi yönünde hareket etmek zorundadır. Zaten her gün kıldığımız namazda Fatiha suresinde tekrar ederek sözümüzün arkasında durduğumuzu ispat ediyoruz. Kur'an bu açıdan baştan sona insanın Allah ile iletişim mecmuasıdır. Aynı zamanda da sözünde duran insan akıllı insandır.
AKLINI VE ALNINI TERLETENLER
TEMİZ TOPLUM; ALLAH DUYGUSUYLA MEYDANA GELİR
KANALİZASYON PATLADI!
BERAT ETMEK İÇİN ÇABAMIZ VAR MI?
KÜLTÜRDE KONYA FARKI
İRFAN SOFRASINDA BULUŞMAK
KÜLTÜRE KAPI AÇANLAR
ZİRVEYE ÇIKMANIN YOLLARI
KİM SÖMÜRGECİ?
YAZARLIK HAYATIM VE EVRENSEL MESAJLAR