BİR İNSAN TANIDIM; “ADAM GİBİ ADAM”

Yıllardır gelip geçtiğim Alaaddin Caddesi üzerinde; küçük tezgâhı ile hem şiir yazan ve hem de antika para koleksiyonculuğu yapan; mütevı, gönlü ve ruh dünyası zengin bir insan var!  'Kul Remzi' mahlası ile şiir yazıyor.  Asıl adı Mustafa Remzi Samancı, 50 senedir basının içinde. Hâkimiyet gazetesinde 'Kul Remzi' mahlası ile şairlik ve yazarlık yapıyor. Bu güne kadar basın yolu ile 5 bine yakın şiiri yayınlandı. Yazarlık ve şairlik işini fahri olarak yapıyor ve hiçbir ücret almıyor. Şiirleri yerel, ulusal basında yer aldı ve Sedat Simavi ödülleri kazandı. Halk sevdalısı olan Kul Remzi, İnsanlar ile sohbet etmeyi, onlarla zaman geçirmeyi çok seviyor, herkese değer veriyor.   
Her ne zaman önünden geçsem, mutlaka tezgâhının yanında bir insanla sohbet eder, bir misafiri olduğunu görürüm. Yanına gelen her insana çay ikram etmeden rahat etmez! Mesele çay ve ikram değil. Mesele; Muhabbet, yazdığı şiirleri dinlemek, gönül dünyasında kapı aralamak!
Şiirleri şarkılaşmış. Aslında kitaplaşacak durumda ama elinden tutan yok, sponsor çıkmıyor! Bir ara PTT'nin, şiirlerini basacağını söylemişti, çok sevindim. Fakat ne oldu bilmiyorum, sonra basılmadı! Belediyeler, Ticaret Odası, Sanayi Odası, İl Genel meclisi ve Holdingler, en azından şiirlerini yayımlayan Hakimiyet Gazetesinin böyle bir güzelliğe imza atması yerinde olur.
Ölümü anlatan bir şiirini sizinle paylaşmak istiyorum;  
SANKİ
İlahi yoldan bir haber geldi, dizlerim bağı çözüldü sanki,
Gökteki bulutlar içime girdi, gözümden yağmurlar döküldü sanki!
Baktım da semada yıldızlar hepsi, gökteki parlayan o ay nerdeydi?
Dedim ki; “burası bana hep yeni”, karanlık odada kalmışım sanki!
Titreyen vücudum içimde kuşku, kapalı gözlerim ararken yolu,
Belki de etrafım dostlarla dolu, bir mahşer yerinde gibiyim sanki!
Uykulu bir halde asude yatış, etrafta varken hüzünlü bakış,
Alnıma işlenmiş hep aynı nakış, çeyizler içinde kalmışım sanki!
Dört metre beyaz patiska gelir, “bu sana yakışan elbise” denir,
İsmine; “yakasız gömlek” verilir, beyazlar giymeye mecburum sanki!
Bir de bakarsın kazanlar kaynar, sevince bürünen sularsa oynar,
Bedeni yıkayan sabunlu sular, dünyanın kirinden arındım sanki!
Tabutun içine konarken beden, yanına uzanan dermansız elden,
Bülbülsü öterdi susmuş o dilden, saygıya çekilin sessizce sanki!
Ağlarlar; senin için eyvah diyenler, peşine takılır seni sevenler,
Belki de seyirde olur erenler, bu gidiş mechule gidiştir sanki!
“İşte bak açılan kapıya vardın” der, oğlum sen de bak, murada erdin,
Hesap ver, bedeni toprağa serdin, sorguda dillerin tutulur sanki!
Açarsın gözlerin bir şey görmen, nereye geldim de nerdeyim demen,
Cevaplar sırada nizama girmen, dillerin tutulur, tutulur sanki!
Rahmetin bol olsun, sorgular dursun, Muhammed Mustafa şefaat versin,
Allah'ın lütfuyla hidayet etsin, tutulan dillerin çözülür sanki!
Kul Remzi bak bittin, tükendin sen de, çileler çektim de gülmedim deme,
Dünyalık hayata hevesin verme, yükünü yüklenip gelmişin sanki!...


Yazarın Diğer Yazıları