SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
Şehir Diplomasisinde Tarihi Konya Zaferi
KIYAMETE KADAR TÜRKLERE VERİLEN GÖREV “KÂBE MUHAFIZLIĞI”
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
IBAN hesaplarıyla ilgili yeni düzenleme yolda
TÜRKİYE’NİN ÇELİK ZIRHI: CUMHUR İTTİFAKI...
Mezuniyet Törenleri ve İkiyüzlülüğümüz
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
“İYİ Kİ VARSINIZ“
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
Çocuklar, örneklerden hareket eder. Önce, anne ve babasının yaptıklarına bakar. Onları uzaktan uzağa izler. Sonra okul çağında, öğretmenler girer devreye. Sevdiklerimizi çocuklara anlatırken, hikâyelerle yola çıkılır.
Bu yüzden hikâyelerin çocukların dünyasında yeri inkâr edilmez. Eskiden dedelerimizden, ninelerimizden dinlediğimiz tatlı hikâyelerle tanışırdık Peygamberimizle. Şimdi bu görevi daha çok çocuklara yönelik kitaplar alsa da ilahiyatçılar, psikologlar, yazarlar O'nu hikâyelerle tanıtmanın önemine değiniyor.
Çocuk, hayal gücüne seslenen hikâyelerle hem rahatlıyor, hem O'nu tanıyor. O'nun bütün yaratılanlara karşı sevgisi, sıkıntılar karşısındaki sabrı, güzel ahlakı, erdemli tavırları bir film gibi canlanıyor gözünde. Ve zamanla hayatına düstur edineceği örneklere dönüşüyor.
Çocuklara, sade, kolay, basit ve kısa cümlelerle anlatmalıdır sevgiyi. Onların beyni taze ve yıpranmamış olduğu için korkudan ziyade sevgiyi ön plana almak gerekir. Ağır cümleler, korkutucu ifadeler, tehdit dolu sözler, çocukları; sevgiden soğutur.
Bu açıdan, vaizlerin, eğitimcilerin, anne ve babaların bu konuya çok dikkat etmeleri gerekir. Salt bir anlatım yerine örneklerle, yaşayarak, göstererek anlatmak daha kalıcı olmaktadır.
Beş- altı yaşlarında, okula yeni başlamış olan bir çocuğa;
-" Hazreti Peygamber mi daha kuvvetliydi, Hazreti Ali mi?'
Diye sorsak, hemen;
-"Tabii ki peygamber. O kimseyle ölçülmez, O'nda peygamber kuvveti vardı.” Cevabını verir.
Bu cevabı verebilmesi için evde durmadan; Allah, Peygamber, Kur'an, İslam, İslam büyükleri…anlatılmalı, anne ve babalar bu konuda dikkatli ve hassas olmalıdır.
Anne-babalar çocuklarının hayatını bu tür hikâyelerle renklendirmeli. Ancak hikâyelerdeki yaşam tarzını ve güzel davranışları gündelik hayatlarına taşıyarak çocuklarına örnek olmaları da gerekiyor. Anne-babanın eğilimleri, gündemleri, evde konuştukları, verdikleri tepkiler, hatta hareketleriyle onayladıkları meseleler, kısacası onlardan tezahür eden her görüntü çocuğun geleceğine yön veren deniz fenerleri gibi. Yani çocuğuna Efendimizi tanıtıp sevdirmeyi düşünenlerin öncelikle kendilerine bakması, varsa eksiklerini telafi etmesi şart.
Anne-babanın hassasiyeti, çocukta sevgi ve güven duygusunun gelişmesi için de önemli. Çünkü çocuk hikâyeler içindeki güzel davranışları örnek alırken, anne-babasının da aynı kişiyi örnek aldığını görmesiyle sevgi ve güven duygusu gelişiyor.
Okulöncesi dönemde çocuk geniş bir algılama özelliğine sahiptir. Bazı uzmanlar tarafından (Montessori) emici zihin olarak adlandırılan bu özellik sebebiyle çocuklara doğrudan söylenen sözlerden çok, anne-baba ve yakın çevresindekilerin hal ve davranışları etki eder. Bu sebeple bütün dünyada diğer dinlerin mensuplarınca dinî eğitim hayatın ilk günlerinden itibaren başlar.
Dikkat ve ilgisini çekebildiğimiz ölçüde her yaştaki çocuğa din adına bir şeyler öğretilebilir ve Efendimiz anlatılabilir. Önemli olan bizim bu konulardaki hassasiyetimiz. Dünyaya geldiği andan itibaren ihtiyaç duyduğu gıdayı hangi hassasiyetle veriyorsak onun ruh dünyasını şekillendirecek, duygularını besleyecek ve şuuraltını oluşturacak bilgileri de aynı titizlikle ve bünyesinin kaldıracağı ölçüde vermek gerektiği kanaatindeyim.
Çoğunlukla anne ve baba çocuğuna öğüt verir. Bu, doğal bir durum olduğu gibi, çocukların, anne ve babasına öğüt verici sözleri de normaldir. Yani, anne-baba çocuğunu terbiye ettiği gibi, çocuk da, anne-babayı terbiye eder. İşte size, bir çocuğun, anne-babasına yazdığı mektup:
"Bana iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı telkin edin, öğretin. İyi işler yaptığım zaman yüzüme söyleyin, özellikle başkalarının yanında takdir edin. Yanlışlarımı yüzüme vurmayın. Hele hele başkalarının yanında bu yanlışı asla yapmayın. Yanlış ve hatada devam ediyorsam, başkalarının görmediği yerde beni eleştirin, hatalarımı düzeltmemi söyleyin, doğruyu gösterin. Ama lütfen bana karşı sabırlı olun.
Canım anneciğim ve babacığım! Dünyaya gelişime siz vesile oldunuz. Kendi isteğinizle çocuğunuz olmasını arzu ettiniz. O halde benim de sizden isteklerim olacak ve olmalı. Lütfen bana kulak verir misiniz?
Beni, sırf ben olduğum için sevin, sevdiğinizi gösterin. Ana rahminde duyduğum güven ve rahatlığı, ancak sizin kollarınız arasında, sıcacık göğsünüze dayanarak tekrar yaşadığımı bilin. Benim, bundan şımaracağımı asla düşünmeyin.
Bu güzel aile kurumunu başlatırken, benim tercih hakkım yoktu, ama sizin vardı. Madem ki bu yuvayı kurdunuz, aile kurumunun temeli olan sevgiyi kendi aranızda da gerçekleştirin. En azından benim için buna kendinizi zorlayın. Anne, babalık, büyük bir ustalık gerektiren gerçek bir sanattır. Bu sanatı icra edebilmek için gerekli bilgi ve deneyimlerle donanmaya çalışın. Sürekli kendinizi yenileme çabasında olun. Mademki çocuk bir nesildir, üstelik bu çocuk, sizin nesliniz ve eserinizdir, o zaman gerekli ihtimam ve inceliği gösterin. Çocuğunuzun eğitimini kendinize en büyük ilke edinin.
SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
BİLMEK YETMİYOR
DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
UBUNTU
ULUSLARARASI İSLÂMÎ İSTİŞARE
MÜSLÜMANIN HAYATI HİCRETTİR
HAYATIMIZI NASIL GEÇİRİYORUZ?
HAYAT DEDİĞİMİZ
ACI BAŞLANGIÇ, HAYIRLI SONUÇ!
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ