Her Günümüzü Miraç Yapalım

Yükselme, yukarı tırmanma anlamındaki uruc kökünden gelen miraç; yükselme vasıtası, yükselme aleti anlamındadır.
Sevgililer sevgilisi peygamberimizin peygamber olmasıyla birlikte Müslümanlar üzerindeki baskılar artmış, Müslümanlara karşı; ekonomik ve sosyal boykota dönüşmüştü! Üç yıl, büyük acılar yaşadı Müslümanlar! Hz. Peygamberin; hem eşi Hz. Hatice, hem de; hamisi, koruyucusu olan amcası Ebu Talip vefat etmişlerdi. Allah’ımız da, sevgili resulünü teselli etmek, hüznünü ve kederini azaltmak için ödüllendirmek istedi. Bu yüzden Miraç mucizesi ile müjdeledi!
Peygamberimiz, amcasının kızı Ümmühani’nin evinde, uyku ile uyanıklık arasındayken, Cebrail yanına geliyor, Resulullah’ın kalbini zemzemle yıkıyor, sonra Burak isimli bir binekle Kudüs’e gidiyor. Diğer peygamberler burada peygamberimizi karşılıyor, ona saygı gösteriyor ve cemaatle namaz kılıyorlar! Namaz miraçtır!  
Namazdan sonra, semanın katlarını ziyaret ediyor! Birinci katta Hz. Âdem, ikinci katta Hz. İsa ve Hz. Yahya, üçüncü katta Hz. Yusuf, dördüncü katta Hz. İdris, beşinci katta Hz. Harun, altıncı katta Hz. Musa, yedinci katta Hz. İbrahim ile görüşüyor.
Bu olay; hem bedenen hem de ruhen olmuştur. Yani sadece sevgili peygamberimize has olmak üzere tecelli etmiştir. Miraç, tamamen mucizevi bir olay olduğu için, akıl bunu çözemez, izah edemez. Zaten akıl çözmüş olsaydı adına mucize denmezdi.
Miraç, Müslümanlar için çok büyük bir olaydır. Öncelikle buna inanmak, imanın bir gereğidir, sonra Kur’anın içinde yer alan bir ayet, bir alamet, bir belge ve delil olduğu için ve de bunları Allah’ımız anlattığından dolayı şeksiz ve şüphesiz inanmamız şarttır. Miraç üzerinde spekülasyon yapılamaz. Zaten inanmanın güzelliği de burada kendini gösteriyor! Bize yaratanımız bir haber getiriyor, buna herhangi bir tereddüde meydan vermeden, “acaba”lara girmeden “evet bunu bana Allah bildirdiğine göre doğrudur ve gerçektir” diyerek gönülden bağlanmak hakiki müminin görevidir.
Aslında Kur’anî hükümlere, kendimize göre bir yorum getirip, “Şöyle miydi? Böyle miydi?” deme hakkımız yoktur, olmamalıdır. Yani Kur’anı felsefi yorumlarla, vahiyden sulanmayan, peygamberin hadisleriyle desteklenmeyen kısır aklımızla küçültmeye ve daraltmaya, daha doğrusu ölü kitabı yapmaya hakkımız yoktur. Kur’an ne diyorsa, nasıl diyorsa, en doğru tercüme, meal ve tefsirlerle, kalbimizi Kur’ana bağlayarak, Allah’ımızın bir mektubu olan bu yüce kitaba gönül vererek kabullenmek, adam olmamızın, adam kalmamızın, dünyaya nizam vermemizin, insanlığı yakalamamızın birinci ve en önemli şartıdır!
Miraç ile Müslümanlara verilen üç hediyeden biri olan beş vakit namaz, tam ve eksiksiz kılındığı zaman her gün miraca götürmektedir! Yani her günümüz miraç olmakta, her günümüz; bayram olarak telakki edilmekte, “namaz insanı kötülüklerden alıkoyar” ilkesine uyarak, bütün Müslümanlar, “emir olunduğun gibi dosdoğru ol” ayetine göre bir hayat sürmüş, hayat çizgilerinde kırılma, dökülme, inhiraf… bulunmamış olur!
Kur’anı, hayat kitabı yapmanın yolu; ilkelerine samimiyetle sarılmak, önce kendimizde sonra etrafımız ve toplum içinde uygulamaktan geçer. Bunun dışında başka yol aramak, başka rejim ve sistemlerden medet ummak, çıkmaz sokaktır! Eğer bugün yeryüzünde Kur’anın hükümleri cari olsaydı; terör denilen belalarla karşılaşmaz, Darbe adı verilen ve ülkeleri harap eden, hukuksuzluklarla baş başa kalmaz, birbirimizin kanını boş yere akıtmazdık! Aynen “Asr- Saadet” gibi bir huzur asrını yaşardık! O zamanın insanları, aynen bugünün insanları gibidir. Yalnızca zaman, mekân ve kültür farkı var! Bir de; Resulullah gibi âlemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamber yok o kadar! O zaman her günümüz miraç olacaktır! Bunu yapmak çok mu zor? Bana sorarsanız, hiç de zor değil! Miracınız ve miracımız mübarek olsun.


Yazarın Diğer Yazıları