YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
OSMANLI’YI KONYA KURDU
İki Yüzlü Muhafazakârlar ve Bir Adam Yaratmak
AFYONKARAHİSAR KİTAP GÜNLERİ
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
BİR GÜNE SIĞAR MI?
Ev gençleri sorunu ekonomik beka meselesidir
SU VE GELECEK
Çiğne/Hazmet/Düşün/Kendini Yeniden Tasarla!
Konyaspor’da artık bütün yollar finale çıkıyor…
Özbekistan’da “9 Mayıs Xotira va qadrlash kuni’’ Anma ve Saygı Günü, Hatıra ve Kıymet Verme Günü
Türkiye-Suriye Kalkınma Hattı
Yolun Sonu Kupa Olsun
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
5G NE KADAR GÜVENLİ?
AKŞAM OLMAKTA
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Her konuşma, dost meclisi, köşe yazıları, şiirler, makaleler, söyleşiler mutlaka Mevlana'dan alıntılar, sözler ve ifadelerle süslenir. Bu kıymetle ilgili kitapları saymaya kalksak sayamayız. Sadece Türkçe olarak basılmamıştır kitaplar; bütün dünya dillerinden okuma ve Mevlana'yı bilme şansımız oluyor.
Bu kadar çok anlatılan, bu derece üzerinde durulan bir insana hayran olmamak, fikirlerini, eserlerini, sözlerini, şiirlerini… bilmemek, bu konunun cahili olmak affedilir bir şey olamaz.
Mevlana "Anadolu İrfanı” olarak nitelediğimiz irfan köprüsünün bir ayağını oluşturur. Konya bu yönüyle şanslı bir şehir. Çünkü her gün Mevlana müzesini ziyarete gelenler, Mevlana ile birlikte diğer mana erlerini de ziyaret etmenin mutluluğunu yaşarlar. Dile kolay 749 yıldır dillerden, gönüllerden düşmeyen bir değerden söz ediyoruz.
STK'larımız, bu hususta üzerlerine düşen görevi başarıyla yerine getiriyor. Bunların başında TYB gelir. Üyesi olmaktan mutluluk duyduğum ve bir okul olarak tarif ettiğim TYB Konya şubesi; "MEVLEVİLİK ALGI VE ANLATILARI” konulu panelde; Prof. Dr. Hayri KAPLAN, Prof. Dr. Secaattin TURAL, Prof. Dr. Ali TEMİZEL, Prof. Dr. Ahmet TARHAN ve Dr. Hülya UZUN, Doç. Dr. Nuri Şimşekler konu ile ilgili fikirlerini paylaştı.
Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu;
"Hz. Mevlânâ'nın Anadolu'daki varlığını benimsememeye çalışan bazı arkadaşlarımız ‘Hz. Mevlânâ Türkçe bilmezdi Türkleri sevmezdi…' gibi cümleler ifade eder. Bir de ‘Anadolu'da iki farklı çevre varmış, birisi Fars kültürü çevresi, diğeri Türk kültürü çevresiymiş. Hz Mevlânâ ve Konya Fars kültürünü temsil ediyormuş”' derler. Bunlar tamamen uydurmacadır. Modern dönemin parçalama, aykırı bakma düşüncesinden kaynaklanıyor”.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Hayri Kaplan düşünce özgürlüğü adı altında Hz. Pîr'in Yalan yanlış sözlerle zan altında tutulduğuna vurgu yaptığı konuşmasında;
"Çıkıp, tarihi şahsiyetlerden herhangi biri hakkında ‘Efendim, ben halk arasında şöyle şeyler duydum' diyerek onları ‘Gerçeği şöyleymiş, ne kadar kötü' diyerek bizim kalplerimize taht kuran Mevlânâ hakkında maalesef böyle yıkıcı tahrip edici çalışmalar yapıyorlar. Şundan emin olun; yaklaşık on küsur senedir bir kişinin Mevlânâ aleyhinde ortaya attığı iddiaları ilmi yönden incelemeye aldım. Bu kişinin belirttiği kaynakları gözden geçirdim. Sonuç olarak tek bir kişinin bizim kalbimizde taht kuran Mevlânâ hakkında ne kadar tahribat yapabileceği örneklerini bir çalışmamda ortaya koydum”.
Selçuk Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ali Temizel de Mevlânâ'ya ait olduğu iddia edilen sözlere şöyle açıklık getirdi:
"Ticari pazar olan yedi öğüt Mevlânâ'nın eserlerinde yer almamaktadır. Fakat bu yedi öğüdün içeriği, Mevlânâ'nın eserinde yer alır. Ancak cümleler aynı şekilde değildir”.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Secaattin TURAL;
"Divan edebiyatında herkesin kabul ettiği bir Mevlevilik algısı biraz hümanist değerlerin temsili anlamında alternatif bir din anlayışı olarak görülüp sorasında popüler kültür döneminde polisiye merak duygusuna evrilmiş, sonra ölmek öldürmek, aşk gibi konularda iç gıcıklayan duygusu hoşa gidip 2007 yılının Mevlânâ yılı olmasıyla rant amaçlı romanlar yazılmıştır”.
Selçuk Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tarhan ise konuşmasında kültür endüstrisi açısından Mevlevilik ve Semâ'ın algısını incelediği araştırmalara yer verirken şunları söyledi:
"Mevleviliğin temel ritüellerine ilişkin soruya yönelik ortaya konulan görüşlerin tamamına yakını Semâ'ın en temel ritüel olduğunu ortaya koymaktadır. Mevleviliğin seçkin bir kültür unsuru olup olmadığına ilişkin görüşler değerlendirildiğinde; Mevleviliğin seçkin ve kentli bir kültür olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Mevleviliğin en temel ritüeli olan Semâ'ın günümüzdeki icra ediliş biçimine ilişkin görüşler; ticari kaygılarla, denetimden uzak, manevi boyutunun yok sayılarak, bir gösteri unsuru haline dönüştürülerek icra edilişinin uygun olmadığına ve Semâ'ın özüne zarar verdiğine odaklanmaktadır.”
ADÜ Devlet Konservatuvarı Öğr. Üyesi Dr. Hülya Uzun'da, Mevlevî semâının günümüzdeki uygulamalarının ne derece yozlaştığını görsellerle destekleyerek anlatırken;
"Son yıllarda Tasavvuf müziğindeki değişimler ve farklılaşmaların etkisi Mevlevî semâına da yansımış, Mevlevî semâsına ilgi artmış ve birçok alanda görülmeye başlamıştır. Semâ ekonomik, politik ve kültürel boyutlarıyla yeniden üretilerek popüler kültürün tüketim metaına dönüşmüş, yapılan kısa programlarda eğlence, dinlence mekânlarında gösteri olarak sergilenmeye başlamıştır. Bu nedenle ilahiler veya dini içerikli sözleri olan şarkılar eşliğinde yapılan semâlar, gerçek amacından çıkmış, kliplerde, tasavvuf müziği konserlerinde semâzenler, dansçıların yerini almış; anaokulu ve ilkokullarda yılsonu gösterilerinde; esasen zikir amacıyla yapılan semâın, "danssal bir öğe” olarak kabul görmesine, neden olmuştur” diyerek Mevlana konusundaki yanlışları göz önüne serdiler.
Teşekkürler TYB, teşekkürler kıymetli ilim insanları ve Mevlana muhipleri. (21 ARALIK 2022)
OSMANLI’YI KONYA KURDU
DOSTLARIN KALEMİNDEN (2)
DOSTLARIN KALEMİNDEN
SELÇUKYA, YENİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATTI
TÜRKLERDE EĞİTİM, EDEBİYAT VE ŞİİR
BAŞKASINI ELEŞTİRMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ ELEŞTİRİYE TABİ TUTALIM
TEMİZ TOPLUM KUR’ANCA TEFEKKÜRLE MÜMKÜNDÜR
OKULLARDA ŞİİR SEVGİSİ
KUR’AN’A UYSAYDIK, BU BADİRELER GİRMEZDİK!
NEDEN BU HALE GELDİK?