NEDEN İKİ YAKAMIZ BİR ARAYA GELMİYOR?

Günlük hayatta sık sık kullanırız; "Attığım taş ileri gitmiyor”, "İki yakam bir araya gelmiyor”, "Evimin, işimin bereketi yok”…

Aynı serzenişleri, aynı şikâyetleri, aynı dertleri konuşur ama nasıl giderilmesi gerektiği hususunda kafa yormayız. Ama konuşuruz, bol bol laf üretiriz. Ne hikmetse meseleleri sadece kuru laftan ibaret sanıyoruz. Yalnızca söyleyip de, icraata dökmeden, eyleme geçmeden, elimizi taş altına sokmadan kendiliğinden çözülecek sanıyoruz. Sıkıntımız; Eylemsiz söylem, dil ucu Müslümanlığı, laf olsun beri gelsin anlayışı, dostlar alışverişte görsün hamakatı, toplumda konuşayım da herkes, "ne güzel konuştu” desin düşüncesizliği…

Kur'an, düşünmeyen, aklını terletmeyen, tefekkür etmeyen, zararını faydasını hesap etmeyenlere; "belhum adal” yani "hayvanlardan daha aşağı” olarak belirtir.

Kur'an'la düşünceye girmek, Kur'an'ı tefekkür etmek, Kur'an'ın felsefesini yapmak zorundayız. Bu, Kur'an'la İletişim kurmakla mümkün olur.

Mümin şahsiyet; Kur'an'la iletişim içine girer. Bu, her Ramazan ayında "hatim yarışına girerek, el alem; "ne çok hatim yapmış, ne kadar iyi okuyor” diye iftihar vesilesi yapmakla olmaz. Kur'an'ı, yükseklere koyarak, gelin ve damatların odalarında süs olsun diye nakışlı kaplarda saklamakla şahsiyet elde edemeyiz.

Mümin; aynı zamanda ve her şeyden önce Allah'la iletişim kuran, Kur'an okudukça, Allah'la konuştuğunu bilen insandır.

Kur'an'la iletişime geçen; hurafelerden, akıl ve düşünceye aykırı davranışlardan, ilme ters tutumlardan uzak kalan, Kur'an'ca iletişimi hayat iksiri olarak gören, barışı, kardeşliği, diğer dinlerden olanlara karşı hoşgörüyü, insan sevgisini, adaleti, eşitliği, "veren el” olmayı, "bugün Allah için ne yaptın?” anlayışına ilgisiz kalamayan kimsedir.

Hasta olan gönüllerimizi, tortu bağlamış ruhlarımızı, içinden çıkılamaz hale gelmiş hayat akışımızı düzene koyacak bir reçeteye ihtiyacımız var. Bunu temin etmedikçe, ne kadar çalışsak, ne kadar mücadele etsek faydasız. Bugün insanlığın çektiği sıkıntı, dünyanın kaynayan kazan oluşunun altında bu reçeteyi kullanmamak yatar.

  1. şahsiyet veya Kişilik sahibi mümin; aynı zamanda bir medeniyet göstergesidir. Kur'an'dan yolu geçmeyen veya ruhu, gönlü Kur'an'la sulanmayan insanlar; fedakârlık, vefakârlık, sorumluluk, elini taş altına koyma bilincinden uzaktır. Kur'an'sız insanlar; empati kuramaz, "Salih amel” içinde olamaz, "emir olunduğun gibi dosdoğru ol” anlayışını idrak edemez. Kur'an'ca iletişime şaşı bakanlar; "niçin yapmadığınızı söylersiniz?”, "ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” ruhundan habersizdir.

Temiz toplumun anahtarı; Kur'an'ı yaşamak, hayat iksiri yapmaktır. Çünkü bu ruhla hareket edenler; ticarette hile yapamaz, müşterisine bozuk ve hileli mal veremez, yaya kaldırımlara mal koyup yayaların geçmesine engel olamaz. Teraziyi hileli tutamaz. Faizle alışverişin "haram” olduğu şuuru içindedir. Borçlandığı zaman; yazılı hale getirir ve şahitlendirir. Kur'an'ı gönlüne indirenler; kul hakkı yemez, yiyemez. Bir sorumluluk makamında ise herkese adil davranış sergiler. Bazılarını ihya, bazılarını imha edemez.

  1. şahsiyet; ne incinir ne de incitir. Kendine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmaz. Kur'an hayat kitabıdır. Dolayısıyla doğru, mükemmel bir hayat yaşamak isteyen; Kur'an'ca iletişime girer. Kişilik sahibi mümin; Kâmil insandır. İnsanlar, Kur'an'ca iletişimle olgunlaşır ve itibar kazanır. Onun için; "kalpler ancak Allah'ı zikirle huzur bulur” denmiştir.
Kur'an'ı kendine rehber yapanlar; insanlara; eliyle, diliyle zarar vermemeyi bilir ve uygular. Bir kötülük gördüğü zaman; önce eliyle gidermek, buna gücü yetmiyor, hakkından gelemiyorsa diliyle gidermek, engel olmak, buna da gücü yetmiyorsa kalben gidermek için çaba gösterir. Toplumsal olaylara ilgisiz kalmamayı, "aklı, dini, namusu, şeref ve haysiyeti koruma konusunda taviz vermemenin şuurundadır.

Yazarın Diğer Yazıları