O Günden Bu Güne Ne Değişti?

Aşağıdaki yazımı 13 AĞUSTOS 2013 günü yayımlamıştım. O günden bugüne hiçbir şey değişmedi! Yine eski tas, eski hamam! Yine ayak oyunları, yine aymazlık!... yazıyı önemine binaen tekrar yayınlıyorum;
Yıllarca bir ve beraber idik biz
Sevinç ve tasada ortak idik biz
Nifak tohumu ektiler ülkeme
Terörle birbirimizi yedik biz

Bu yüzden az canlarımız yanmadı
Gözyaşı döktük canlar dayanmadı
Basiretimiz mi bağlandı bilmem
Neden kimse ders alıp uyanmadı

Muzaffer Çetin

Kur’anda; “hepiniz, topluca Allah’ın ipine (Kur’ana) sarılın, parçalanıp ayrılmayın”, “Müslümanlar ancak kardeştir, kardeşlerinizin arasını düzeltin” ifadeleri yer alır. Hayatımızın her safhası, yaşantımızın her vaktinde birlik vardır, beraber hareket etmek yatmaktadır.
İnsanlar, yaratılış itibariyle kardeştir. “Müslüman’ım,” diyen herkesin mutlaka her insana kol kanat germesi, bir sıkıntıları olduğu zaman dünyanın neresinde olursa olsun yanında olması kaçınılmazdır. “yaratılanı severiz yaratandan dolayı” anlayışı içinde olmak, insan olmanın vazgeçilmez unsurudur.
Suriye’de, Flistin’de, Mısır’da, Irak’ta, Arakan’da, Nijer’de… olan bir olaya, insanların katledilmesine karşı ilgisiz kalmak mümkün değildir. İsrail’in yaptığı zulümlere karşı sessiz kalmak, aymazlık içinde olmak, meseleleri politize etmek, siyasi bir kılıf giydirmeye çalışmak, mensup olunan siyasi partinin yaptıklarına, “aferin, bravo, çok güzel…” deyip karşı partinin yaptıklarına, “tu kaka, çok berbat, ülkeyi satıyorlar, bunlarla yola evam edilemez, bunlara oy verenler hain…” damgası vurmakla birlik sağlanabilir mi?
Ülkedeki güzel hamleleri; “ben yapmadım, öyleyse bunlara karşı olmalıyım” diyerek, tepeden tırnağa bütün olumlu olanlara, “hayır” demenin mantığı var mıdır? Yıllarca terörden başımız ağrıdı! Ağlamayan; anne, baba, kardeş, eş, yavuklu, dayı, amca, yeğen… kalmadı! Şehirlere getirilmek istenen yeniliklere engeller oluşturuldu! Bundan, her kesim rahatsızdı! Şimdi terör durdu! Bundan memnun olmamız gerekmez mi?
“Bu hizmetleri ben yapmalıydım” diyen varsa-ki olmalıdır- elini taşın altına sokmakla görevlidir. Hizmet, çalışmaktan, terlemekten, gerçekten iş yapmaktan geçer. Beceriksiz olanlara halk itibar etmez, etmiyor ve etmeyecek!
Halkın seçmediğine kim ne hakla müdahale edebilir? Bu, birliği bozmak olmaz mı? Böylesine bir hareket, halka; “biz senin tercihini istemiyoruz, sen seçmesini bilmiyorsun, kafan çalışmıyor” demektir. Hiç unutmam, AK PARTİ tek başına iktidar olduğu zaman seçimi kazanamayan hatta barajı geçemeyen bir siyasi parti lideri; “halkın kafası çalışmıyor, cahil” diyerek hakaret etmişti!
Hiçbir kimse, başkasını sevmeye mecbur değil. Ama sevmemek; hakaret etmek, ülkeye yapılan hizmetlerin önüne engeller koymak, devlet malına zarar vermek, insanları öldürmek, iktidar partisine oy verenleri sakıncalı olarak mütalaa etmeyi gerektirmez! İnsanlara şirin görünmek, onların teveccühüne mazhar olmak ve itibar edilmenin yolu; halkın değerlerine saygı duymak, halka itibar etmek, insan yerine koymakla mümkündür.
Her siyasi parti; “birlik olma zamanı, kucaklaşma vakti” der. Der de, iş icraata gelince başka boyutlar kazanır! Hemen meseleyi; partizanca yoruma getirir, kısır düşüncelere bürünür!
Allah, insana akıl vermiş, idrak, iz’an, düşünme, fikretme yeteneği bahşetmiş! “Dünyayı; yönet, idare et, benim halifem ol” diye yetkilendirmiş!


Yazarın Diğer Yazıları