“Sevgin yoksa dost arama”. Der Sadi.

Sevgililer sevgilisi Hz. Peygamber; "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınız zaman birbirinize olan sevginizi artıracak bir şey söyleyeyim mi? Aranızda salamı yayın.”

"Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.” 

"Fakirleri seviniz ve onlara yakın olunuz. Siz onları severseniz, Allah da sizi sever. Siz onlara yakın olursanız, Allah da size yakın olur. Siz onları giydirirseniz, Allah da sizi giydirir. Siz onları yedirirseniz, Allah da sizi yedirir. Siz cömert olunuz ki, Allah Teala da size karşı cömert olsun.” ifadelerini kullanır. 

"Af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” (A'raf/199) buyurur yüce yaratıcımız. 

Sevgi ve muhabbet, insan içindir. İnsanları birbirine bağlayan, sıkıntılarını gideren, dertlere derman olan, yardımlaşmayı sağlayan da sevgidir. Seven insan; güzel görür, güzel karar verir, tatlı dillidir.  

Sevgiyi içine yerleştiren insan; ailesine, yakın çevreye ve her tarafa bunu yayar. Dolayısıyla bu insanda; hoşgörü, sabır, güler yüz, samimiyet ve empati duyguları gelişir.  

Kainat, sevgiyle cennet olur. Sevgi; insanın gönlünü, evini, çevresini, işini, aşını, bakışını gülistan yapar. 

Seven sevilir. Sayan sayılır. Allah bunun için; "Sizin duanız olmasa Allah size ne diye değer versin” derken bu anlatılır. Tasavvuf dilinde buna; "MAKAM-I MAHMUD” adı verilir. 

"sevdim”, "seviyorum” demek kolay, ama sevilmek, sevgiye layık olmak zordur. Güzel konuşan, güzel iş yapan, herkesle ilgileneni herkes sever.

"Sevgide temizlik şarttır” desem ne dersiniz? Gerçekten, temizlik olmadan sevgi olmaz. İç alemi kötülüklerle dolu, fitne fücur olan kimse temiz değildir. O yüzden;  "Önce can, sonra canan” sözü bunu anlatmak için yerinde bir sözdür. İçi dışı bir olmayan, insanları sevemez. Bırakın insanları; tabiatı, çevreyi, hayvanları ve dolayısıyla ALLAH'ı sevmez.    

 

Sen ne Olacaksın?...

 

Ben aşıkım deyu laf etme gönül,

Dağlarda duman var sen ne olacaksın?

Çağlar hak diliyle, Hakk'ı çağırır.

Şat, Murat, Fırat var, sen ne olacaksın?

 

Yazıcıoğlu yanmış evrak elinde,

Mecnun Hakk'a yetmiş, Leyla dilinde;

Ferhad canı vermiş Şirin yolunda,

Fuzuli Sultan var, sen ne olacaksın?

 

Aşk ile kül olmuş, yanmış Niyazi, 

Eşrefoğlu gezmiş Şam'ı, Şiraz'ı,

Yunus meleklerden almıştır razı,

Bekayı bulan var sen ne olacaksın?

 

Emrah göçün çekmiş dar-ı fenadan,

Mansuri bendini asmış semadan,

Arınmış Kuddusi hep masivadan,

Canına kıyan var sen ne olacaksın?

 

Aşık Garip asmış sazını duvara,

Kerem Baba yanıp dönmüş küllere,

Kusuri'nin gözü dönmüş fenere, 

Enelhak diyen var sen ne olacaksın?

 

Aşık Ömer gelmiş çok yazmış ebyat,

Kamili dünyada almamış murat,

Nizamoğlu, Dertli çok kılmış feryat,

Belayı bulan var sen ne olacaksın?

.................................................. .....

 

Nic'aşıklar gelmiş, niceler göçmüş,

Nice sır saklamış, nice sır açmış,

Nicesi bu yolda serinden geçmiş,

Ummana dalan var sen ne olacaksın?

 

Bazı aşık vardır sever savurur,

Mahbubu aşkından dağlar devirir,

Altmış beş yaşında çalar çağırır,

Mesleki(-i) suzan var, sen ne olacaksın?

 

Ben değilim, Hakk söyletir dilimi,

Bade içtim kimse bilmez halimi,

Şu yalan dünyadan çektim elimi,

Meftuni(-i) nihan var sen ne olacaksın

 

Çoklar aşk yolunda verdi serini,

Dağlar çekemezdi ah ü zarını,

Daha öldürmedin nefsin birini,

Ruhsati, külhan var sen ne olacaksın? 

 

Raz: Sır

Beka: Sonsuzluk, ebedilik

Dar-ı fena: Ölümlü dünya

Masiva: Tasavvuf felsefesine göre Tanrıdan başka her şey,

Ebyat: Beyitler

Külhan: Hamamlarda ateş yakılan yer, burada: cehennem

Sevgi Herkese Lazım

 


Yazarın Diğer Yazıları