HAH BU EKSİKTİ
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına
TÜRKLERDE EĞİTİM, EDEBİYAT VE ŞİİR
Akıl maçta olmayınca…
KAYBOLAN NESİL DEĞİL KAYDIRILAN YÖNDÜR
YARATILIŞ GAYEMİZ
AKŞAM OLMAKTA
Tur rehberi mi şarap gurmesi mi?
Ekonomide yeni şeyler söyleme zamanı
İlk Yarıdaki Coşkulu Oyunla
MAÇKA YOLLARI
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÖZBEKİSTAN’DA GENÇLER İÇİN MİLLİ RUH VE MİLLİ TARİH ÇALIŞMALARI
RED ETME
İslam’ı Zirveye Taşıyan Âlimler (7.Yüzyıldan 13.Yüzyıla)
GELECEK 100 YILIN TÜRKİYE’Sİ
Gelecek İnfaz Edildi
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Konya Aydınlar Ocağı'nın Selçuklu Salı Sohbetlerinde Prof. Dr. Sinan Gönen tarafından Türklerde eğitim, edebiyat ve şiir konusu ele alındı. Şu bilgileri verdi Sinan hocamız:
"Türkülerle, bilmecelerle, ninnilerle şiir geleneğimizi sevdirmişiz. Günümüzde hiç birinin değerlenmediğini ve gelenekten gelen ninni bulmakta zorlandık.
Somut olmayan kültürel miraslarımız arasında şiir, hikâye, roman, yani edebiyatımız da bulunuyor. İlk Türk şiiri tür adları olarak karşımıza; koşuk, kojan, koşma, takşut, takmak, Ir-yır, küg, şlok, padak, kavi, baş/başik gibi çıkıyor. Günümüzde bu türlerin devam eden şekli de koşma…
Türk şiirinin milli vezni de hece veznidir. Şiire ahenk, renk katan unsurlar vardır; bunların başında ölçü ve kafiye geliyor. Şiire en fazla tat veren bunlardır. Türk şiirinde ilk kafiye örnekleri de mısra başı kafiyeleridir. Kafiye sonra içe kayıyor ve biz buna müsammat diyoruz. Daha sonra da mısra sonuna kayıyor” dedi.
Tespit edilebilen ilk Türk şairleri; Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Sıngku Seli Tutung, Ki-Ki, Pratyaya Şiri, Asıg Tutung, Kalım Keyşi, Çuçu ve Yusuf Has Hacib bilinen en eski Türk şairlerdir. Neticede göçebe bir kavimden bahsediyoruz ve yerleşik hayata geçilmesiyle yazılı miras geleceğe aktarılıyor. Fakat arada boşluklar var; biz edebi eserlerimizi takip etmekte zorluk çekiyoruz. Mesela Orhun abidelerini 730'lu yıllarda gibi tahlil ediyoruz fakat ondan sonraki dönem eserlerimiz Kutadgu Bilig, Dîvânu Lügati-t Türk 1070'li yıllara tekabül ediyor. O aradaki sözlü kültürü, yazıya geçmediği ya da günümüze ulaşmadığı için takip etmekte zorluk çekiyoruz.
Kutadgu Bilig aruz ölçüsüyle yazılmış, 6 bin 645 beyitten oluşan mesnevi tarzında yazılmış bir eser. Bakıyoruz, bizim milli veznimiz hece ölçüsü, ama Kutadgu'da aruz karşımıza çıkıyor. Aruzun kökenine baktığımızda, Arap edebiyatından Fars edebiyatında, oradan da Türk edebiyatına geçtiğini görüyoruz. Aynı durum türler içinde geçerli. Mesnevi'nin de Fars edebiyatından bizim edebiyatımıza geçtiğini söyleyebiliriz.
Aynı dönemin eserlerinden olan Dîvânu Lügâti-t Türk de de şiir örnekleri bulunmaktadır. Beyitler, dörtlükler, ağıt örneklerini görebiliyoruz. Eserin Araplara Türkçe öğretmek için yazıldığını söyleyenleri görüyoruz ama ben o dönemde neden Araplara Türkçe öğretilmek istemiş olabileceği sorusunun cevabını bulmuş değilim. Zihnimde olan cevabı; Türklerin İslâmiyet'i kabul ettiği ilk döneme denk geldiğine göre, Türklerin İslâm'ı daha iyi anlaması için yazılmış olsa gerek. Araplar da Türkçeyi öğrensin ki dini daha özgün bir şekilde aktarabilsin, şeklinde düşünülmüş olabilir.
Dîvânu Lügati-t Türk müstakil bir şiir kitabı da değil; yemek tariflerinden tutun da çocuk oyunlarına varıncaya kadar, o dönem yaşantısının tamamını bulabiliriz.
Türk edebiyatına has olanın hece ve yarım kafiye, nazım biriminin de beyit değil dörtlük şeklindedir. Fuat Köprülü (Türk edebiyatını terazinin bir kefesine, diğerine de Dede Korkut'u koysanız, Dede Korkut daha ağır basar) diye, anlam derinliği olan bir ifade kullanmış. Dede Korkut 11.asırda tamamen şiir olarak ortaya çıkıyor ama beş yüz yıl sonra yazıya geçirilirken şiirin yarısı kaybolup nesre dönüşmüş. Dede Korkut'ta şiirin ve şairin izini sürmek mümkün.
Dede Korkut'un üç nüshasından biri Almanya'nın Dresten şehrinde, diğeri ise Vatikan kütüphanesinde bulunmaktadır. Sonra da bir de Türkmen Sahra nüshası bulundu ama bu kadar önem atfedilen bir eseri biz koruyamamışız. 11.yüzyılda şiir olarak orta konulan bu eser 15. Yüzyılda yarı şiir yarı nesre dönüşmüş. Günümüze doğru geldiğimizde ise tamamen nesre dönüşmüş. Ortaya şöyle bir gerçeklik çıkıyor; bizde sözlü kültür çok kuvvetli ama batıya geldikçe sözlü kültürün, özellikle şiirin zayıfladığını görürüz.
Günümüzde destan türü yaşamıyor ama Hazar denizinin doğu tarafına gidince birçok destanın yaşadığını, Batıya doğru gidince şiirin zayıfladığını görürsünüz. Aynı durum âşık edebiyatı için de geçerli. Âşıkların çoğunlukla çıktığı bölge, karsa, Ağrı, Iğdır, Erzurum, Adana, sonra Çukurova ve İç Anadolu olarak görülür. Âşıklığın Anavatanı Doğu Anadolu'dur.
Şiirin anonim halk şiiri, âşık şiiri, tasavvufi Türk halk şiiri (tekke şiiri), divan şiiri (klasik şiir) ve modern Türk şiiri olarak tasnif edilmiştir. Kendi alanım olan Halk biliminde bizim kültürümüze dair ilk çalışmayı yabancılar yapmış. Bizim alanımızı kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlar. Mesela Amerikan diye bir millet olmadığı için, bir tarihleri, kültürleri olmadığı için oturup fabrikasyon folklor oluşturuyorlar. Hatta çok meşhur da bir kahraman ortaya çıkarıyorlar. Halk bilimini de ilgilendikleri milletleri araştırmak için kullanıyorlar. İmparatorluklar yok edilirken de halk bilimi onların işine yarıyor. Benzer durumu Rusların da yaptığını görürüz. Kiril alfabesini her Türk toplumuna ayrı biçimde dayatmıştır. Rus Türkolog sadece Anadolu ile ilgili 11 cilt kitap yazmış ve Nasreddin Hoca ile ilgili de 136 fırka almış. Ne yapacaktı Nasreddin hocayı da kitabına bu kadar geniş olarak aldı? Yabancılar Türk halk kültürü ile bu kadar yakından ilgilenirken bizde kültürümüzün en önemli unsurları değerlenmiyor. Günümüzde gelenekten gelen ninnileri bulmak ta zorlanıyoruz ” diyerek sohbetini tamamladı.
Böylesine mükemmel ve doyurucu program sunduğu için Aydınlar Ocağı Başkanı ve yönetimini tebrik ediyorum.
BAŞKASINI ELEŞTİRMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ ELEŞTİRİYE TABİ TUTALIM
TEMİZ TOPLUM KUR’ANCA TEFEKKÜRLE MÜMKÜNDÜR
OKULLARDA ŞİİR SEVGİSİ
KUR’AN’A UYSAYDIK, BU BADİRELER GİRMEZDİK!
NEDEN BU HALE GELDİK?
DOSTLUĞUMUZ NE KADAR SAMİMİ?
İSLAM BARIŞ DİNİDİR
ÖMER DİNÇER KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİNDE İSRAİL’İ KONUŞTUK
BİR BAYRAM BÖYLE GEÇTİ!
ÇANAKKALE’Yİ HATIRLAMAK