Fatih KÜT
Fatih KÜT
fatihkut@yenikonya.com.tr

İyi İnsan Ve İyi Müslüman Olma Taahhüdü Kelime-i Şehadet

02 Kasım 2019, C.tesi günü eklendi.

"Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar. Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır. Onlar, Allah'ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır. Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır. Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler): ‘Sabretmenize karşılık selam sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!' Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra'd, 13/ 19-25)

Kelime-i Şahadet" İslam'ı bütünüyle kabul ve tasdik etmeyi ifade eden bir anahtar cümledir. Bu bakımdan Kelime-i Şahadet getiren kişi, adeta İslâm'a giriş sözleşmesi yapmış olmaktadır. Bu sözleşmeyi yapan insan, Allah'a büyük bir söz vermiş, O'nun emirlerini tereddütsüz bir şekilde kabul edip yerine getirmeyi, yasaklarından kaçınmayı ve Onun istediği şekilde iyi bir Müslüman ve iyi bir insan olmayı taahhüt etmiş olmaktadır.

Bu sözleşme, Müslüman'a, Müslüman olmanın ve İslam toplumunun bir üyesi bulunmanın tüm maddi ve manevi kazanımlarını sağlamaktadır. Buna mukabil kendisine bireysel ve toplumsal olarak bir takım ödevler ve sorumluluklar yüklemektedir. Kişisel olarak İslam'ı öğrenme, yaşama, yaşatmaya ve tanıtmaya çalışma, İslam'a leke getirmeme olarak özetlenebilecek bu ödevler, toplumsal olarak da Müslümanların derdiyle dertlenme, her türlü sosyal yardımlaşma ve dayanışma da dahil o toplumun her bakımdan aktif bir üyesi olma şeklinde ifade edilebilir.

İman etmek için kimse zorlanamaz. İslâm'a girmek isteyen kendi isteğiyle girer. İman etmeden önce araştırma yapılabilir, zihinde oluşan her türlü tereddüt ve şüphenin cevabı aranabilir. Ancak iman ettikten sonra iyi bir mümin, iyi bir Müslüman olabilmek için kalpten her türlü tereddüdü söküp atmak gerekir. Çünkü imanla tereddüt bir arada olmaz. Bu yüzden iman, insanın kalbinin derinliklerine öylesine kök salmalı ki onu İslâm'a aykırı davranışlardan alıkoymalı, onun zihniyetinin, ahlâkının ve davranışlarının İslâm'a göre şekillenmesine imkan vermeli. Müslüman'ın İslâm'ı doğru bir şekilde öğrenme gayreti içinde olması gerekir. Çünkü İslâm'ın temel ve vazgeçilmez öğretilerini bilmeden İslâm'ı tam manasıyla yaşayabilmek pek mümkün olmaz. Gerçek bir mümin, İslâm'ı iyi tanımalı, ona bilinçli bir şekilde sarılmalı ve onu hayata geçirmeye çalışmalıdır. İman ettikten sonra bu imanın gereklerini yerine getirmemek, bir çelişki olur. Huzurlu olabilmek için çelişkilerden kurtulmak gerekir. Çünkü çelişkiler içinde bocalayan bir kimsenin huzurlu olması düşünülemez.

Müslümanlık bir giyim kuşam ve sekil değişikliğinden veya mücerret bazı sözler söylemekten ibaret değildir. O bir zihniyettir. İşte bu sebeple Mümin, Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'le kemale erdirdiği dini gönülden ve içten benimseyerek onu hayata geçirme gayreti içinde olur. Samimi bir mümin, her hareketinin ve davranışının Allah'ın rızasına uygun olup olmadığını göz önünde bulundurur. Böyle hareket ettiği takdirde yaptığı her meşru fiil bir ibadet hükmünü almaya başlar.İslâm ahlakını özümseme ve hayata geçirme de İslâm'ı yasamanın en önemli bölümlerinden birini oluşturur. Denilebilir ki; hiç bir dinde ve hiç bir düşünce sisteminde İslâm'da güzel ahlaka verilen önem kadar önem verilmemiştir. Hatta Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed "Ben ancak ahlaki faziletleri tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. Bu yüzden Müslüman'ın ahlakını güzelleştirmesi en temel hedeflerden biri olmalıdır. Bu amaçla Mümin, İslâm'ın kendinden istediği kişisel ve toplumsal görevlerini öğrenmek ve bunun sonucunda güzel hareketlerle bezenmek, çirkin alışkanlıklardan kaçınmak zorundadır.

Dolayısıyla kelime-i şahâdet getiren Müslüman'dan beklenen, bu sözleşmenin gereklerini yerine getirmektir. İslam'ın kesin ve açık bir şekilde ortaya koyduğu bütün prensipleri, helalleri, haramları gönülden benimseyip hayata geçirmeye çalışmak, bu sözleşmenin bir gereğidir.

Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ