TEMİZ TOPLUM; ALLAH DUYGUSUYLA MEYDANA GELİR
Deprem Fırsat mı, Tehdit mi?
Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Dolar Uçurumdan Aşağı Yuvarlanmaya Başladı
YENİDÜNYA DÜZENİNE GEÇİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE
BİZ HER GÜN, SEN BİR GÜN
“EPSTEİN DOSYASI” VE İSRAİL İSTİHBARATI
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
İrtifa kaybeden muhalefet
MÜ’MİN; KORKU VE ÜMİT ARASINDA YAŞAMALIDIR
Ey Galibiyet! Bizim Kapıyı da Çal
Artık Çağdaş Atan’ı değiştirmeye gerek yok
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Maveraünnehir’den Anadolu’ya Özbekistan ve Türkiye Kardeşliği
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
YIKIM
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Merhametli olmak, rahmet etmek demektir ki, Rahmet kelimesinin dilimizde tam bir karşılığı yoktur.
Bununla beraber bu kelimenin Arapça’da ifade ettiği manalardan birine yakınlık gösteren, ‘acımak, esirgemek’ gibi kelimelerle tercüme edilmek istenmişse de yanlıştır.
Acımak: İnsanlara mahsus derinliği olmayan bir histir. Allâh’ü Zülcelâl ve Tekaddes Hazretleri rahmet sahibidir dediğimiz zaman, affedici, ihtiyaçları gideren, şifa veren gibi manalar hemen aklımıza gelir. Acımak sözünü Allâh (cc) hakkında kullanmak uygun görülüyorsa, o zaman da: ‘Acıdığı için affeden, acıdığı için lütfeden, acıdığı için sıhhat ve âfiyet veren’ gibi tamamlayıcı manalar kendiliğinden zaten ortaya çıkar.
Allâh’ın (cc) rahmetini anlamak için mutlak surette, Rahmân ve Rahîm isimlerini de bilmemiz gerekmektedir. İkisi de mübâlağa ifade eden sıfat-ı müşebbehe olan sîgalardır ki, ism-i fâil yerine kullanılır. O zaman, pek merhametli, rahmeti sınırsız, sonsuz merhamet sahibi gibi manalara gelir.
Âlimlerimize göre, rahmân ve rahîm isimleri arasında ciddî farklılıklar vardır. Meselâ, Rahmân ismi: Allâh’ın (cc) bütün yarattıklarına karşı olan rahmetini ifade eder. Yokluktan varlığa çıkış onun rahmetinin bir tecellisidir. Rahîm ismi ise, Allâh’ın (cc), mü’min kullarına tecelli edecek olan rahmetin sahibi olduğunu ifade eder. Bu tecellînin yeri ise âhirettir.
Rahmet etmek, Allâh’a mahsus olup, merhamet dilemek de kulluğun gereğidir. Kul, gerektiği şekilde Rabbini tanır ve rahmetine sığınırsa, o da hiç şüphesiz ki kuluna rahmeti ile cevap verecektir. Konu ile ilgili Âyet’i Kerîme’de şöyle buyurulur: ‘Arşı taşıyan ve onun çevresinde bulunan (melekler) Rablerini hamd ederek tesbîh ederler. Ona inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler. Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.’ (Mü’min, 7)
Meleklerin rahmet etmesi, âyette görüldüğü üzere, mü’minler için rahmet ve mafiret taleb etmeleridir.
Merhametle ilgili Hz. Peygamber (sav) efendimiz de şöyle buyururlar: Allâh (cc) merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse sizler, yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahîm (akrabalık bağı),Rahmân’dan bir bağdır. Kim bunu korursa, Allâh (cc) onunla (rahmet bağı) kurar. Kim de koparırsa, Allâh (cc) da ondan (rahmet bağını) koparır. (Tirmizî, Birr 16)
Hadîs-i Şerîf’de, bütün mahlûkâta karşı merhametli olmak sözkonusudur. İnsanların akrabalarına karşı olan yakın duyarlılığı ise yine rahmetin tecellisindendir.
İnsan ve hayvanlara karşı ancak Şâkîler yani Allâh’ın rahmetinden nasibi olmayanlar merhamet etmezler. Zira Şâkî: Ebedî hüsrana uğrayan, âhiret saâdetini kaybeden kimse demektir. Îmân’dan mahrum olan kimsedir. Bu tür insanların ne tür zulümler yaptıkları, geçmişte ve günümüzde ortadadır.
Bediüzzamân hazretlerinin dediği gibi ‘Zâlimler için yaşasın cehennem’
İnsana merhameti olmayanın, hak hukuk tanımayanın da merhametten nasîbi yoktur ve böylelerine Allâh’ın da (cc) rahmeti ile muamelede bulunmayacağını, Hz. Peygamber (sav) şöyle bildirmektedir:
‘Allâh (cc) insanlara merhamet etmeyene, rahmette bulunmaz’ (Buhârî,Tevhîd 2) Bir başka hadîs-i şerîfde: ‘Merhamet ancak şâkî’nin (ebedî hüsrana uğrayanın) kalbinden çıkarılır’ (Tirmizî, Birr 16)
Her işte olduğu gibi, merhamet konusunda da insan önce kendi nefsine merhamet etmelidir. Kendi ayakları üstünde sağlam basamayan, başkasını nasıl kurtarabilir. Dünyasını mâmûr edemeyen, âhiretinide îmâredemez. Bunun için Allâh’ü Teâlâ (cc) Kur’ân’da şöyle buyurur: ‘İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz.’(İsrâ, 7)
Merhamet duygusunun kaynağı îmân olduğundan dolayıdır ki, atalarımız: ‘Kork Allâh’dan korkmayandan’ demişlerdir.
Merhamet eden, karşılığını rahmet olarak bulur. Zulmeden de aynı şekilde karşılığını bulur.
‘Merhamet’ten maraz doğar sözü, belki ters görülebilir. Aslında bu sözde bir tezat/zıtlık yoktur. Merhamet de lâyık olana gösterilir. İstismâr edene değil. Zirâ istismarcıya merhamet, kişiye bir şekilde zarar olarak dönebilir. Bir Hadîs-i Şerîfde: ‘Kendi rızâsı ile zarara girene merhamet olunmaz’ buyurulmaktadır.
Merhamet edenler ve rahmete nâil olmak dileği ile, Yüce Rabbimiz cümlemizi Rahmetine layık olanlara dahil eylesin.
Çanakkale Savaşları Devam Ediyor
Kadınlar Günü
Gazaba Uğrayanlar Ve Sapıklar
Fatiha Suresinin Anlattıkları
Hedef Diyanet
Kabiller Her Yerde
Ahlaksız Dindarlık
Allah’ın İndirdikleriyle Hükmetmeyenler…
Allah İle Aldanmak Ve Aldatmak
Arkadaşını Söyle, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim