Seküler Ahmaklığın NEET İhaneti
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
ÇOCUKLAR İLAHİLER EŞLİĞİNDE ALLAH DİYOR NAMAZA KOŞUYOR, BAZILARI NEDEN RAHATSIZ OLUYOR?
İFTAR VAKTİ
Emir Timur ve Mirası
Ramazan Günlerinde Kitap, Şehir ve Hatıralar
İSRAİL’İN NİL’DEN FIRAT’A HAYALİ
POSTMODERN 28 ŞUBAT DARBESİNİ UNUTMAYACAĞIZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ!
İNSANLIĞA DÜŞMAN ŞETAN VE ONUN ASKERLERİ
Dolarizasyonun Enflasyon Üzerindeki Etkisi Zayıflıyor
BESLENME ÇANTASI
50 YILLIK YAZARLIK HAYATIM VE ŞİİR ÇALIŞMALARIM
Hz. Yusuf Kıssası ve Epstein Cemaati
Konyaspo’dan Görkemli Galibiyet
“Benim Kim Olduğumu Biliyor Musun?”
Dünya devini farklı yenen lideri devirdik
Konya Büyükşehir Belediyesi uzaya taşınıyor.
Siyasette Seviye İçin Muhalefete Kulak Verelim
ANNECİĞİM
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Dostlar hayatın bizleri nerede ve nasıl imtihan edeceğini bilmeden yaşanılan bir hayatın yolcularıyız. Böylesi bir süreçte hesabına tahammül yetiremeyeceğimiz hiç bir tavrın, düşüncenin veya sözün arkasında olmamaya özen gösterelim.
BÖYLE HATTAT GÖRÜLMEMİŞ
Kitapların Efendisi Ali Emiri bizzat kendisinin çıkardığı tarih ve edebiyat mecmuasında nefis mi nefis bir makalede İstanbul'da meydana gelen yangınlar nice kitapları yok ettiğini yana yakına anlatır, verdiği hazin örneklerde "muhibban-ı kitab”ın ve "mecan'in-i kütüb”ını bir yangında kendisinin çıkardığından bahseder.
İstanbul'u kasıp kavuran yangınlardan biride o tarihlerde Kabasakalda çıkar. Bayezit Devlet Kütüphanesinin ilk müdürü ve hafız-ı kütübü büyük hattat Tahsin Efendi'nin hazineler değerindeki kitablarını da bir anda yok eder. Hele bunların içinde Kuran-ı Kerim vardır ki, Hattatlar'ın hassaslarından Yakut-ı Müsta'sımi'nin o mübarek ve muallâ kalemiyle yazılmıştır. Ali Emir'i Efendi aynı yazısında işte bu kelamı kadime büyük bir hayranlık duyduğunu,” cep delik cepken delik, kalmadık metelik” diyerek dolaşan insanlardan olmasına rağmen üç yüz lira teklif ettiğini, fakat Tahsin Efendi'nin vermediğini gözyaşlarını kaleminin mürekkebine katarak anlatır.
İsterseniz İslam dünyasını bu en büyük Hattatında bir iki cümle ile söz edelim:
Nefes zade İbrahim Efendi tarafından kaleme alınan, Kilisli Muallim Fırat tarafından tasih ve tertip edilerek yayınlanan "güldüzar-ı savab”ın verdiği bilgiye göre, yakuk-ı musta'sımın, abbasi halifelerinden musta'sım Billah'ın kölesi olduğu için bu ismi aldı. Rivayete göre Amasya'da doğdu. Şöhreti bütün dünyayı tutan ünlü hattat ilim ve fazilet bakımından büyük bir mevki kazandı. Talebelerini teşvik etmek amacıyla iki beyitlik Fahriye şöyledir:
"Hattatlıkta bana benzer biri varsa bana gösterin. Şark beldelerinde benim benzerim yoktur. Garpta benim kadar yazıya çalışmış kim vardır?”
Hayatı boyunca bin Mushaf-ı Şerif yazan Yakut-ı Musta'siminin yüz seksen yıl yaşadığı söyleniyor. Bu rakam belki Mübalağalı olabilir. Ama bazı müstesna zatların, istisnai bir ömür sürdükleri biliniyor. Otuzlu yıllarda vefat eden Bitlis'li Zaro Ağa bile yüz altmış yıl yaşamıştı.
BEKRİ MUSTAFA HAZRETLERİ (!)
Valla az buçuk tarih okuyan herkesin bildiği mevzudur. Bekri Mustafa nam-ı ser-hoş 4. Murat zamanında yaşamış, akşamcıların piri olan bir zattır. Hatta kendisinin 4. Murat'ı içkiye müptelalık derecesinde alıştırdığı, 4. Murat'ın onun ölümüne çok üzüldüğünden anısı için kendisini ilk tanıdığı mekâna yani Yemiş iskelesi denilen yere bir türbe yaptırdığı söylenir. Tabii ki bu söylentileri doğrulama imkânım yok, lakin Yemiş iskelesi denilen yer bugün İstanbul Ticaret Üniversitesinin veya eski "İstanbul Ticaret Odası"nın bulunduğu yer olup Bekri'nin mezarının buralarda olduğu söylenir. Hatta İstanbul üzerine yaptığı incelemelerle bilinen Jak Delon "Balat ve çevresi" adlı çalışmasında Bekri hakkında şu bilgileri verir; "Akşamcılar Bekri baba derlermiş, kendi aralarında para toplayıp mezarını çiçeklendirirlermiş. Yemiş iskelesine Midilli ve Sakız'dan mastika şarabı getiren denizciler Bekri Baba'nın başında mum yakarak yolculuklarının fırtınasız geçmesi için dua ederlermiş. Hatta denir ki birçok kadın kocalarını rakı illetinden kurtarması için Bekri Baba'nın mezarına adak adarlarmış".
Haa bunca tantanaya ne hacet diye sorarsanız diyeceğim o ki geçenlerde Evliya Çelebi'nin seyyah olmasına vesile olan Ahi Çelebi camiinin arka taraflarında bir türbe var ki giriş kapısı üzerinde "Bekri Baba hazretleri" ibaresi okunuyordu. Bu zatın hazretliği elbette görecelidir. Ancak tarih özürlü halkımız Bekri'nin "hazretliğinin" nereden geldiğini bilmeden türbesine adak adamaya kalkıp Eyyub sultan hazretlerinden sonra duası en makbul salih kullardan deyü türbeye şenlendiriverirse olacak komediyi hatırladığımda gülmeden de edemiyorum. İşte o türbe. Yaşayan değerlerine sırt dönen, onları tanımayan milletimiz işte böyle teri gelir ölmüş sarhoşlarından hazretler türetir. Fazla söze ne hacet bizde herhalde artık toplum psikolojisini, ilgilendiren konularda bizlere çözüm üretecek bir türbe aramaya başlasak iyi olacak(!)
İNSANLIĞA DÜŞMAN ŞETAN VE ONUN ASKERLERİ
GÜNAH ADASININ ARKASINDA YATAN GERÇEKLER
YENİDÜNYA DÜZENİNE GEÇİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE
BAYRAK NEDİR?
SAVAŞIN BARONLARI
İNSANOĞLUNUN EN BÜYÜK İMTİHANI, YAPAY ZEKÂ
HELAK OLAN GÜNAH TOPLUMUN ŞEHRİ, POMPEİ
ÜLLİMİNATİ VE MÜZİK PİYASASI
KÜRESEL GÜÇLERİN ELİNDEKİ SİHİRLİ GÜÇ, BİLİM
TEKNOKRATİK TEK DÜNYA DEVLETİ