Allah, Her an İnsanları Cennete Koymak İçin Fırsat Yaratır

“Sakın, Allah’la beraber başka ilahlara yalvarma!” (Şuara/213)
“İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet yolu belli olduktan sonra peygamber’e karşı gelenler, hiçbir şekilde Allah’a zarar veremezler. Allah, onların amellerini boşa çıkaracaktır.” (Muhammed/32)
“Onlar, ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeselr de, Allah nurunu tamamlayacaktır!” (Saff/8)
“De ki; “Eğer biliyorsanız söyleyin. Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?
“Allah’ın” diyecekler. “Öyleyse siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” (Müminun/84-85)
İnsanlar sürekli olarak içinde bulundukları şartları bahane ederler. Okul yıllarında ayrı, iş hayatında ayrı, evlenince, çocukları olunca ayrı bahaneler ileri sürerler. Din ahlakını yaşamaya samimi niyetleri olmadığı için çeşitli konuları ibadetlerini yerine getirmelerine engel olarak görürler. Öne sürdükleri engellerden en başta gelenleri de müsait zamanlarının olmaması ve şartların uygun olmaması iddiasıdır.
Oysa günlük hayatları içinde insanlar pek çok işe rahatlıkla zaman ayırırlar. Özellikle bir çıkarları söz konusu olduğunda, gerekirse başka isteklerinden fedakarlık eder, ama yine de o iş için gereken zamanı ayarlarlar. Ancak insanların geneline bakıldığında ibadetler konusunda aynı kararlılığı göstermedikleri görülür.
"Namaz kılmak istiyorum, ama hiç zaman bulamıyorum", "işlerim çok yoğun, ibadete vakit ayıramıyorum" gibi veya "öfkelenmek istemiyorum, ama ortam çok stresli", “şartlar beni böyle davranmaya zorladı” benzeri bahaneler öne süren pek çok kişi görmüşsünüzdür. Bu insanlar genellikle Kuran ahlakını yaşama konusunda samimiyetsiz bir yaklaşım içindedirler. Allah, dünyada kendilerini kandırarak, öne sürdükleri mazeretlerin kabul edileceğini zanneden ve bu yüzden ibadetlerini yerine getirmeyen veya sürekli erteleyen insanların ahirette karşılaşacağı durumu bize şöyle bildirmiştir:
“İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir. Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.” (Kıyame/ 13-15)
İnsanların çoğu Allah'ın varlığını bilir ve kabul ederler ama O'nun kudretini gereği gibi takdir edemezler. Yanılgıya düştükleri konu Allah'ın varlığı değil, Allah'ın sıfatlarıdır. Mesela; Allah'ın kullarına karşı çok lütufkar, bağışlayıcı ve merhametli olduğunu düşünürler de, inkarcılardan intikam alan, onlara azap eden, kahreden sıfatlarını düşünmeye pek yanaşmazlar. Allah korkusu olmayan, yaptıklarının karşılığında ceza göreceğine inanmayan bir insan her türlü kötülüğü, zulmü rahatlıkla yapabilir. Allah'ın yasakladığı, haram kıldığı her türlü suçu işleyip, sonra da "nasıl olsa Allah affeder" gibi gerçeklerden uzak sapkın bir düşünceye kapılabilir. İşte bu yüzden şeytan insanlara hep bu yönden yaklaşır ve insanların kendilerini "nasıl olsa affedilirim" düşüncesiyle kandırmalarını teşvik eder.
Şöyle bir hesap yapalım; ömrümüzü 60 yıl olarak hesap edelim. Bunun 12 yılını mükellef oluncaya kadar geçen zamana ayıralım. Geriye 48 yıl kalır. 48 yıl, 576 ay eder. 576 ay, 17280 gün yapar. Bu gün içinde kıldığımız 5 vakit namaz toplamı 86.400’dir. Bu sayı, tek başına, cemaatsiz ve camiye gitmeden kıldığımız rakamdır. Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınandan 27 kat daha faziletli olduğunu göz önüne alırsak, ortaya 2.332.800 sayısı çıkar.
Şimdi şunu düşünelim; 86.400’lük ödülle mi yetiniriz? Yetinmeliyiz? Yoksa 2.332.800’lük büyük ödüle doğru mu koşarız?
Bunu bir başka açıdan ele alalım; bir işyerinde çalışıyorsunuz, işveren; “Arkadaşlar! Şu şu işleri yaparsanız size her iş için 27 kat daha fazla ödeme yaparım. Eğer buna “evet” demezseniz, 1 kat ödülle devam edersiniz. Hangi birimiz, “ben 1’e talim ederim, 27 kat fazla ödülü istemem” der mi? derse, “Bu ne mantık?” Denmez mi?
 Allah’ın; “kullarım! Verin ellerinizi bana, sizi Cennete götüreyim. Bunun için size her an fırsat yaratıyorum. Her gün, her saniye ve her salise bana karşı ibadette ihmalkâr davranmayın. Herkese selam verin, hal hatır sorun, gönüller yapın…” dediğini aklımızdan çıkarmamak zorundayız. Bu güzelliği kim istemez?


Yazarın Diğer Yazıları