Hayat, Aktif Ve Şuurlu Olunca Güzel

Hayatımız hicretlerle doludur. Hepimiz hicret edeceğiz ve hicret ediyoruz. Bu dünyadan ahirete intikal eden, hicret ediyor. Yaşarken; “ilay-ı kelimetullah” için mücadele veren insanlar hicret ediyor. Her peygamberin hayatında hicret vardır. Yalnız anlamlı olan, insana değer kazandıran; peygamberî hicrettir.
İşte bunun için hicri yılbaşının Müslümanlar nazarında anlamı büyüktür. Fakat ne yazık ki; İslâm ülkelerinde birçok Müslüman’ın kanı siyasi mülahazalarla boş yere dökülmüş ve Sahabiler karşı karşıya getirilmiştir! “Asr-ı Saadet” adı verilen devir dışında Müslümanlar huzuru yakalayamamıştır.
İnsanın havsalası duruyor; Hz. Ali’nin biricik yavrusu Hz. Hüseyin kafası kesilerek şehit ediliyor! Hz. Hasan zehirleniyor! Hz. Aişe ile Hz. Ali karşı karşıya geliyor veya getiriliyor! Bir tarafta kayın valide, bir tarafta damat!
Hala bu kahır dolu hayat Müslümanların aleyhine sürüp gidiyor! Öyleyse yeni bir hicrete, yeniden “İslâm’a yöneliş”e ihtiyacımız var. Hicret bitmemiştir, bitmiyor. Ta ki; gönüller fethedilinceye kadar.
Allah, insanı kendisine kul olsun, ibadet etsin diye yarattı. Bununla ilgili olarak; “ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım”, “yakin (ölüm) gelinceye kadar rabbine ibadet et” ifadeleri karşımızda durmaktadır.
Pekiyi hayatımızı Kur’an’a göre dizayn ediyor muyuz? Yaşantımızın bir bilançosunu çıkarırsak hangi kategoride olduğumuzu görürüz. Yani Hz. Aişe’ye; “Peygamberimizin ahlakı nasıldı?” diye sorduklarında O’nun; “siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? Resulullah’ın ahlakı Kur’an’dan ibaretti” sözünden hareketle, Kur’an bize hayat ilkesi sunmaktadır ve sunmalıdır. Eğer yaşantımızda eksiklik, hayatımızda problem varsa hal ve hareketlerimizi bir kez daha gözden geçirmek zorundayız. Sözle, konuşmakla olmuyor. Eğer öyle olmuş olsaydı Kur’an bize şunu söylemezdi; “Niçin yapmadığınızı söylüyorsunuz?”
“Müslüman’ım”, “İnanıyorum” demek yetmiyor. Eylem, hareket, fiil, iş ve aksiyon gerekmektedir. Müslüman aksiyon adamıdır. Kur’an, aksiyoner olmayı istiyor. Bakınız Şems-i Tebrizi bu konuda ne diyor?
Alah’ı tanıdığınızı iddia ediyor, fakat ona olan borcunuzu vermiyorsunuz. Bu borcu, fakir ve muhtaçlara ihsanda bulunarak ödeyin.
Kur’an-ı Kerim’i okuyorsunuz fakat hüküm ve kurallarından haberiniz yok. Okuduklarınızı uygulayın.
Şeytanın, düşmanınız olduğunu iddia ediyor, fakat ona itaat ediyorsunuz. Onun tekliflerini geri çevirin.
Kendinizi Muhammed (SAV) ümmetinden sayıyor, fakat sünnetini uygulamaya çalışmıyorsunuz.
Cennete girmek istediğinizi söylüyor, fakat ona girmek için gerekli hiçbir ameli işlemiyorsunuz.
Ateşten kurtulmak istiyor, fakat günahlarınızı ve kötü amellerinizle kendinizi durmadan ona doğru sürüklüyorsunuz.
Ölümün herkese geldiğini biliyor, fakat ona hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz.
Bütün din kardeşlerinizin kusurlarını görüyor, fakat kendi kusurlarınızı görmüyorsunuz.
Allah’tan gelen bütün nimetleri şükretmeden yiyor ve kullanıyor, fakat O’na olan minnettarlığınızı size verdiği nimetlerden muhtaçlara tasadduk ederek göstermiyorsunuz.
Ölülerinizi, aynı sonun sizin de başınıza geleceğini bile bile, ibret almadan, gömüyorsunuz.


Yazarın Diğer Yazıları