İmralı Görüşmeleri Üzerine

Gazete Haber Türk'ten Kutlu Esendemir, “Balıkçı” lakabıyla bilinen Batmanlı eski siyasetçi İlhami Işık ile “İmralı görüşmeleri” ni masaya yatırdı.
Muhalefetin anlamadığı bu mesele, bir kriz değil, muhteşem bir algı yönetimi. Tam da tersi: Bizler adaya kimlerin gideceği konusunda her gün çeşitli tahminlerde bulunurken, İmralı görüşmeleri büyük bir akılla ve hedefine doğru şimdiye kadar olmayan bir ciddiyetle ulaştı. Ben buna büyük barış süreci diyorum. Hem MİT'in hem aktörlerin bu konudaki tavırlarını netleştirmede var olan zamanı kendileri açısından değerlendirmeleri durumu yaşandı. Geçen zamanda bölgesel aktörlerin de bu gelişmeden birebir haber edilmeleri, bu gelişmelerden etkilenmeleri ve gelişmeyi etkilemeleri durumunun netleşmesi sağlandı.

İmralı sürecinin başlamasının temel nedeni şuydu: Bölge ülkeleri, bölgesel aktörler bir Kürt-Türk savaşı ve çatışmasıyla iktidarlarını uzatma hamlesi içine girdi. Bunu devlet gördü ve Kürt yönetimiyle, Barzani'yle buna göre adımlar attı. Ama bu yetmiyordu. Çünkü Suriye'de bir Kürt oluşumu vardı ve bu oluşumun mevcut Esad yönetimiyle geçmişe dayanan çok sıkı ilişkileri vardı.

Esad, Suriye'nin kuzey bölgesini boşaltıp PYD'ye teslim etti. Bunun taktik yönü bizim tarafımızdan görüldü. Esad, başka bir cephenin açılmasını engellemek adına bunu yaptı. Ama esas olarak stratejik hamle Kürt ve Türk çatışmasını yaratmaktı. İmralı görüşmesinin özü bölgesel aktörlerin planlamış oldukları Kürt-Türk çatışmasının önüne çelik bir bariyer inşa etmektir. Türkiye'de ulusalcıların ve milliyetçilerin görmediği de üzüntü verici bir biçimde budur. Son bir buçuk aydır yoğun bir görüşme trafiği var.

Görüşme şudur: bir tehlike var. Arap Baharının Suriye'de tıkanması ve bu tıkanmanın bölgedeki fay hatlarını yerinden oynatması, etnik ve mezhepsel ayrışmaya doğru götürmesi. Bunun birinci derecede etkileyecek ülkenin Türkiye olması ve Türkiye'nin bu dalgayı en az hasarla, en az sorunla atlatabilmesi yollarının aranması... İmralı'da görüşülen bu ve bunun felsefesi oluşturuluyor. Bu felsefenin temeli şudur: En aktif, en mobilize güç Kürtler. Ve Kürtler burada tavırlarını Türk ve Kürt tarihsel birliği yönünde karara dönüştürürlerse Suriye'deki bu olumsuzluk bizim ülkemize, yani sınır olmayan o tel örgüden bu tarafa geçmez. Hem Kürtlerin gelmiş olduğu seviye, onların demokratik kazanımları açısından en üst seviye, hem Türkiye'nin kendi iç demokrasisini tamamlaması, bölgesel aktör olma yönündeki engellerin temizlenmesi gerekiyor.

BDP'nin bu 1.5 ayda yapabileceği tek şey vardı. Gittiler, görüştüler ve Öcalan'ın düşüncelerini çeşitli aktörlere ilettiler. PKK'nin kendisini netleştirmesi gerekiyordu, Suriye'de PYD'nin durumunun netleşmesi gerekiyordu. Silahsızlanma sürecinin uzak olmayan bir gelecekte Erbil ile bir konferansla sonuçlanması anlamında Erbil'in kendisini netleştirmesi ve silahlı güçlerin sınır dışına çıkmasının güvencelerinin sadece Türk devleti tarafından yeterli görülmeyip Erbil yönetiminin de bu güvenceyi vermesi gerekiyordu. Bu mekanizmaların hepsi oluştu.

Sorunların hem iktidarlar ve devlet tarafından ve muhalifler tarafından, güçle, silahla çözülmeyeceğinin hukuku yaratılıyor. Şiddet kriteri getiriliyor. Siz şiddeti dışladığınız zaman, sorununuz ne kadar ağır olursa olsun onu çözmenin başka yol ve yöntemlerini aramak zorunda kalırsınız. Öyle olunca ortaya akıl girer, ama şiddet olduğu zaman o akıl sürekli öteleniyor. Bunu getiriyor. İkincisi şiddet kriteri kalktığı zaman siyasetin önü açılıyor. Paket sadece KCK'yı hedeflemiyor zaten. Tutuklu öğrenciler var, Balyoz Davası'nda var, Ergenekon'da var, gazeteciler var.

"Barış eşittir demokrasi" tanımı başlı başına yanlış bir tanımdır. Çok tarihsel barışlar demokrasi getirmemiştir. Örneğin IRA barışını Tony Blair sağladı değil mi? Göklere çıkarılır bu yüzden. Blair, Irak savaşında milyonlarca insanın ölmesinin de mimarıdır. Bu barışı demokrasinin neresine koyacağız?

Tecrübe, süzgeçten geçen akıl demektir. "Yaşanmış akıl" demektir. Bir sürü olmazları tanıdık, bir sürü engeller nereden gelebilir? Kimler nereye kadar yürüyebilir? Direnç noktaları neler olabilir ve neler bunun önünü açabilir? Bunlar yaşanarak öğrenilir. Türkiye kendi dönüşümünü tamamlamanın doruğunda bu sürece el attı şu anda.
 SHP'nin 1989 Kürt raporu, CHP'nin raporları, 1999'da Öcalan'ın idamının ertelenmesinde MHP'nin tavrı, DSP'nin tavrı. CHP'nin 12 Haziran seçimlerinden önce hazırladığı demokratikleşme raporu. Tüm bunlar oturtulması anlamında birbirinden değerli çalışmalar ve katkılardı. Ama Baykal'ın açıklaması berbattı. Kendisi savaşın bittiğini bilmeyen Japon askeri gibi.

Barışı hayata geçirmek için de güçlü bir siyasal iktidara ihtiyaç vardı ve tabii Sayın Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir lidere. Çünkü kırılma tehlikesi olan sosyal olayları çözmek, karizması dorukta olan liderlere nasip. Aynı şekilde İngiltere'de Tony Blair, karizmasının doruğundayken bunu hayata geçirebildi.


Yazarın Diğer Yazıları