KILICIN VE KALEMİN SULTANLARI, PADİŞAHINDAN ÇOBANINA KADAR ŞAİRDİR

Osmanlı Sultanları bizzat kendileri şiirle uğraşmıştır ve bunun dünya edebiyatında örnekleri çok az görülmüştür. Avrupa ülkelerinde krallar, padişahlar ya da çarlar kültür ve sanatı ancak desteklemiştir ama bizim sultanlarımızda olduğu gibi destek yapan, üstüne bir de şiir söyleyen, hattat olan, musiki besteleyen çok az adam var. Avrupa krallarının arasında. resimle uğraşanlar, müzikle uğraşanlar var ama şiir ve edebiyatla uğraşan neredeyse hiç yok. Ama Kanuni Sultan Süleyman'ın, Fatih Sultan Mehmet'in, İkinci Selim'in şiirlerinden oluşan kitap var. Osmanlı Hanedanı çok dikkate değer bir hanedandır, ünik değil. Hanedandan 22 kişinin tescil edilmiş şiirleri, kitapları, divanları var.

Türk Milleti kendi padişahlarına şiiri ve sanatçılığı yakıştırmış ki; Osman Gazi'nin elimizde şiiri yok, olamazdı da zaten. Muhtemelen okuma yazma da bilmiyordu. Orhan Gazi'den itibaren eğitimden geçtiklerinden söz edebiliriz ama elimizde tevsik edilebilir bir örneği yok; İkinci Murat'la birlikte başlıyor. Fakat onlar adına da şiirler icat ve ihdas edilmiş. Hatta yabancı Türkologlardan birinin değerlendirmesi var bu konuda; diyor ki, Türk milleti padişahından çobanına kadar şairdir.”

Enderun eğitimi tamamen elit eğitimi üzerine kuruludur. Gelecekte devleti yönetecek kadroları yetiştirmekle görevlidir. Buraya torpille falan alınmazdı. Yetenekli akıllı, boylu poslu ve yakışıklı olması zorunluydu. Çünkü o devleti temsil edecek, görevlendirildiği yerdeki adamdan daha kısa boylu olmayacaktı. Kırım hanedanlığı mensupları, Fatih döneminden itibaren Enderun'da eğitim görmeye başladı. Daha önce Kırımlı yöneticilerden hiç şair yoktu. Ne zaman Kırım Giraylarının çocukları Osmanlı sarayında eğitim görmeye başladılarsa a'dan z'ye hepsi şairdir.” Diyerek konuşmasını tamamladı Prof. Dr. Mustafa İsen.

 

Prof. Dr. Tuba Işınsu Durmuş, devletin; sanata destek verdiğini, devletin asli görevlerinden olduğunu belirterek şu hususlara parmak bastı;

"Ben çalışmalarımda sanatın himayesi üzerinde yoğunlaştım. Ortaçağ'da, Osmanlı Sarayında yöneticilerin sanat faaliyetlerine destek olma, ilim ve sanat faaliyetleriyle uğraşan üreticilerin üretimlerini destekleme gibi bir görevleri var. İdeal bir yönetici hangi özellikleri taşımalı gibi bir sıralama yaparsak eğer, bunlar arasında sanatın ve ilim faaliyetlerinin destekçisi olma gibi bir görev de kendilerine verilmiş. Bu himaye faaliyetleri gönülden yaptıkları bir iş olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak Osmanlı coğrafyasının çok geniş çerçevede olması sebebiyle, sarayın bulunduğu İstanbul'un bu faaliyetlerin hepsini desteklemesi mümkün olmadı. Devleti temsil eden küçük yapıların başında bulunan kişilerin, yöneticilerin de kendi edebi çevrelerini oluşturduklarını görüyoruz. Bu merkezlerden biri de Konya… Konya tarihin her döneminde çok önemli bir yerleşim merkezi olmuş, Selçuklular döneminde de kimlik ve zenginliğini kazanmış. Selçuklular döneminde önemli filozoflar, şairler, mutasavvıflar ve başka sanat dalında üretimde bulunmuş sanatkârlar var. Bahaeddin Veled, Mevlânâ, Kadı Burhanettin, Kadı Siraceddin, Sadreddin Konevi, Şehabettin Sühreverdi gibi bilginler, Muhiddin Arabi gibi mutasavvıflar belirli dönemlerde Konya'da bulunmuşlar ve şehri bir kültür merkezi haline getirmişler. Kütüphanelerin, medreselerin açılması, cami, türbe, çeşme, han, hamam, çarşı, bedesten, köprü, saray yapılması gibi, bunlarında himaye faaliyetleri kapsamında değerlendirildiğini biliyoruz. Sonra Karamanoğlulları'nın en büyük şehri olarak Konya'da kültürel faaliyetlerin biraz daha ileri boyuta taşındığını görüyoruz. Osmanlı Sarayı son dönemine kadar ilim ve sanat faaliyetlerine çok üst düzeyde destek vermiştir.” (24 MART 2022)


Yazarın Diğer Yazıları