Nefsini Bilen Rabbini Bilir

“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler); rabbimiz! sen bunu boşuna yaratmadın. seni tespih ederiz. bizi cehennem azabından koru.”
“Yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.”  


“Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah- akşam zikret ve gafillerden olma!”
“İster allah deyin, ister rahman deyin. hangisiyle dua ederseniz, en güzel isimler o’nundur.”
“Yakin (ölüm) Gelinceye Kadar Rabbine İbadet Et”
Allah, insanı kendisine kul olsun, ibadet etsin diye yarattı. Bununla ilgili olarak; “ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım”, “yakin (ölüm) gelinceye kadar rabbine ibadet et” ifadeleri karşımızda durmaktadır.
 “Müslüman’ım”, “İnanıyorum” demek yetmiyor. Eylem, hareket, fiil, iş ve aksiyon gerekmektedir. Müslüman aksiyon adamıdır. Kur’an, aksiyoner olmayı istiyor. Bakınız Şems-i Tebrizi bu konuda ne diyor?


Alah’ı tanıdığınızı iddia ediyor, fakat ona olan borcunuzu vermiyorsunuz. Bu borcu, fakir ve muhtaçlara ihsanda bulunarak ödeyin.
Kur’an-ı Kerim’i okuyorsunuz fakat hüküm ve kurallarından haberiniz yok. Okuduklarınızı uygulayın.
Şeytanın, düşmanınız olduğunu iddia ediyor, fakat ona itaat ediyorsunuz. Onun tekliflerini geri çevirin.
Kendinizi Muhammed (SAV) ümmetinden sayıyor, fakat sünnetini uygulamaya çalışmıyorsunuz.
Cennete girmek istediğinizi söylüyor, fakat ona girmek için gerekli hiçbir ameli işlemiyorsunuz.
Ateşten kurtulmak istiyor, fakat günahlarınızı ve kötü amellerinizle kendinizi durmadan ona doğru sürüklüyorsunuz.
Ölümün herkese geldiğini biliyor, fakat ona hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz.
Bütün din kardeşlerinizin kusurlarını görüyor, fakat kendi kusurlarınızı görmüyorsunuz.
Allah’tan  gelen bütün nimetleri şükretmeden yiyor ve kullanıyor, fakat O’na olan minnettarlığınızı size verdiği nimetlerden muhtaçlara tasadduk ederek göstermiyorsunuz.


Ölülerinizi, aynı sonun sizin de başınıza geleceğini bile bile, ibret almadan, gömüyorsunuz.
(Kazım Öztürk; Şems-i Tebrizi’nin Evrenesl Mesajları, NKM yayınları, Konya)
Tahirü’l Mevlevi şöyle der;
“Eli boş gidilmez gidilen yere,
Rabbim boş gelmedim suç getirdim!
Dünyalar çekemezken bu ağır yükü,
İki büklüm sırtımda pek güç getirdim!”
Evet, bu gün hayattayız. Ya yarın, yarın yani en kısa zamanda-ki bu, bir salise, bir saniye veya bir dakika sonra- olabilir. O karanlık, dar kabirde, kimsenin yardım edemeyeceği bir ortamda ne yapacağız? Kimse; “ben ölmeyeceğim, daha önümde uzun zaman var” diyemez. Azrail geldiği zaman bir saniye bile ölüm ertelenmez! Öyleyse nedir bu hengame? Nedir bu dünyevi çıkarlar için birbirimizin ayağını kaydırma oyunları?    
Bu dünya kime kaldı? Kurulduğundanberi kimler gelip gitmedi ki? Ne Nemrutlar, ne Firavunlar, ne Şeddatlar, ne Ebucehiller!…
Yunus Emre de bunu;
“Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalayn,
Var biraz da sen oyalan!” diyerek ne güzel dile getirir.
“Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle dirilirsiniz” der sevgili peygamberimiz de!


Yazarın Diğer Yazıları