Oruç Bizi Tuttu Mu?

Çocukluğumuzda oruç tutmaktan bir hal olduğumuz zaman; “Sen oruç mu tutuyorsun? Yoksa oruç seni mi tutuyor?” derlerdi. Bu sözü bugün de söyleriz.
Nedir; “orucun tutması?” oruç insanı tutar mı? Onun canlı bir yönü var mı? Yani oruç insan gibi canlı mı?
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV); “ kim, inanarak ve sevabını Allah’tan ümit ederek oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır”, “oruç, kalkandır” buyurur. İnanmayan oruç tutmaz ve tutamaz. İnanç içinde de mutlaka Allah’tan sevap arzusu vardır. Her ibadette, her güzel amelde; inanç, istek, arzu, samimiyet, hayat tarzının daha güzel hale gelmesi, insanca yaşamaya adım atmak yatmaktadır!


Baktığımız zaman, İslâm’ın; tamamen güzel ahlaktan ibaret olduğunu görürüz. Hz. Aişe’ye; “peygamberimizin ahlakı nasıldı?” diye soranlara, O’nun, “siz hiç Kur’an okumuyor musunuz?” şeklindeki cevabında da açıkça görülüyor ki; Allah’ın her emri, her farzı, bize insani tavırlar kazandırmaktadır! Ayrıca her güzel işin altında yatan gerçek; bugün bir yanlışa, bir günaha, bir hataya düşmüşsek, güzel davranışlarla, geriye adım atarak hayat çizgimizdeki kırıklıkları sonlandırarak, yukarıya doğru düz ve kırık olmayan çizgilerle ömür sermayesine sermaye katmaktır!
Evet, dünyada Allah’ın dediklerini yaparak, demediklerinden kaçarak yarına yatırım yapıyoruz! Bu yatırımın adı; Cennet! Her ne kadar;
“Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
 İsteyene ver sen anı
 Bana seni gerek seni” deniyorsa da, Allahımız; güzel amel işleyenlerin Cennete gireceğini müjdeliyor.
Oruç tutmak, sadece akşama kadar aç ve susuz kalmak değildir. Bunu her canlı yapar. Madem insan; “eşref-i mahlukat” madem, melekler Adem’e secde etti, madem ki Allah, Adem’e meleklerden üstün bir yetenek verdi… o halde bunu muhafaza etmek de bizim görevivimiz olmalı değil mi?
Kıldığımız namazın son namazımız, tuttuğumuz orucun son oruç olduğu ve yaptığımız her güzel işin son işimiz olabileceği şuurunda olursak amellerimizin bir anlamı olur.


Her yapılan işin mutlaka içinin doldurulması gerekir. İbadetlerin bizi cennet’e götürmesi, günahlardan arındırması için içi boş olmamalı, yani; şuursuzca, düşüncesizce ve bir şey anlamadan, bıkkınlık içinde, üşenerek, zorlanarak yapılırsa o ibadetin içi boş demektir.
Sevgili peygamberimiz; “öyle Kur’an okuyucular var ki Kur’an ona lanet eder” buyurur. Aslında biz biliyoruz ki Kur’an’ın her harfine sevap vardır, okuyana şefaat eder! O halde lanet nasıl oluyor? Kur’anın içini doldurarak; yani okuduğumuz zaman anlamını bilerek, Allah’ın mesajlarının neler olduğunu, bizden ne istediğini, nelerden kaçınmamız gerektiğinin şuurunda olarak okumak. Yeterli mi? Hayır. Bilmek yetmez, uygulamak, hayatımıza tatbik etmek şarttır. Değilse, Tevrat yüklü hayvanlar gibi oluruz!


Oruç da aynı; Ağzımıza, gözümüze, dilimize, elimize, ayağımıza, kalbimize ve bütün organlarımıza oruç tutturmak gerekmektedir! Yani ramazandan önceki hayatımızdan, ramazan hayatımız ve ramazandan sonraki hayatımız farklı olmalıdır! Bunun için, “iki günü birbirine denk olan zarardadır” denmiştir. Eğer ramazan ve oruç, bizi değiştirmediyse, eğer oruç bize ahlaki güzellikler kazandırmadıysa, o zaman oruç bizi tutmadı demektir. Her zamankinden daha fazla ramazanda; sinir katsayımız artıyorsa, ramazanda ve oruçluyken; ailemize, etrafımıza, arkadaşlarımıza karşı daha öfkeli oluyor, tabak çanağı kıracak kadar kendimizi kaybediyorsak… bu oruç bizi tutmamış anlamı çıkar. Zira, biz oruç tutmazsak, oruç bizi tutmaz. Aç kalmak, oruç tutmak değildir.


Yazarın Diğer Yazıları