PROBLEM ODAKLI DEĞİL, ÇÖZÜM ODAKLI OLMAK

 

 

Dava adamları büyük düşünür. Her dava adamı, çözüm odaklıdır. "Armudun sapı, üzümün çöpü” diyenlerden hayır gelmez. Her şeyde bahane üretenler, insanlığa fayda sağlamaz.

Hayat bir okul, insanlar da talebeleri. Bu hayat okulunun talebeleri Allah'ı tanısın, Hak nizamı benimsesin, iyi yetişsin, vatana, millete, ülkeye, insanlığa faydalı olsun diye; kaliteli, geniş düşünen, çözüm odaklı dava adamlarını Rabbimiz eğitimci olarak hayat okuluna muallim göndermiş, bir de müfredat belirlemiştir.

Peygamberler, hayat mektebinin muallimleridir. Kıymetli Eğitimci/ Yazar Ali Erkan Kavaklı'nın; "En Sevilen Öğretmen Hz. Muhammed (SAV) ve Eğitim Metodları” isimli güzel bir çalışması var. İçinde o kadar güzel ve insanın içini ısıtan hayat hikâyeleri var ki… değerli hemşehrimizi bu yönüyle tebrik ediyorum. O kitaptan bir alıntı ile sizi başbaşa bırakacağım:

 

ÖĞRENCİLERİN PROBLEMLERİNİ ÇÖZDÜ

ŞİKÂT ETMEDİ

Suffe'de kalanların çoğu fakir ve yoksul insanlardı. Ebu Hüreyre okul başkanıydı. Hayber'in fethi sırasında Yemen'den kabilesiyle birlikte gelmiş ve Müslüman olmuştu, bekârdı, bir tek annesi vardı ve annesini çok severdi. Vefatına kadar Peygamber (sav) ile birlikte oldu, onu takip etti, ondan ders aldı ve öğrendiklerini diğer öğrencilere öğretti.

Müslümanların yoksulluk günleriydi. Gönüller Sultanı (sav) Suffe Okulu öğrencilerine "ashabım” diyor ve öğrencilerine gözü gibi bakıyordu ama yine de yoksulluğun öğrencilere zor günler yaşattığı zamanlar oluyordu.

Allah Resulü (sav), her akşam onların birkaçını evine davet edip doyurur, diğerlerini de Medinelilere taksim eder, karınlarının doymasını sağlardı.

Suffe öğrencileri zaman zaman yoksulluk ve açlıkla imtihan oldular. O günleri hatırlayan Ebu Hüreyre şöyle der:

"Allah Resulü'nün (sav) arkasında namaz kılan Suffe ashabından otuz adam gördüm, üzerlerinde gömlek yoktu.”

Süt Mucizesi

Ebu Hüreyre bir defasında Peygamberimizin (sav) eşleri Hz. Aişe ile Hz. Ümmü Seleme'nin evleri arasındaki bir yerde açlık sebebiyle düşüp bayılmıştı.

Suffe Okulu öğrencileri açlıkla imtihan oluyorlardı. Zor bir geceydi ve çoğu aç uyumuşlardı. Gönüller Sultanı (sav) geceleyin odasından çıktı, Ebu Hüreyre ile karşılaştı. Bir bakışta öğrencisinin durumunu anlamıştı.

Şefkat dolu bir sesle:

"Bana ashabımı çağır!”

Sonra odasına çekildi.

Ebu Hüreyre kendini toparladı ve hemen harekete geçti. Arkadaşlarını tek tek uyandırdı. Birlikte Gönüller Sultanı'nın (sav) kapısına geldiler, içeri girmek için izin istediler.

İzin verilince içeriye girdiler.

Gönüller Sultanı (sav) misafirlerini tebessümle karşıladı. Aç olduklarını biliyordu. Sofra serdi ve sofraya arpadan yapılmış ekmek koydu.

Peygamberimiz (sav) o günlerde kendisi de yoksulluk çekiyor ve iktisat bereketi ile yaşıyordu.

Elini tabağın üzerine koydu ve şöyle dedi:

"Bismillah diyerek yiyiniz.”

Suffe öğrencileri, Bismillah diyerek yemeğe uzandılar ve doyuncaya kadar yediler. Onlar uzanıp eksilttikçe tabaktaki yemek bereketlendi ve asla azalmadı. Suffe öğrencileri hem yiyor hem de bereket mucizesi karşısında birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı.

Doyan sofradan çekildi. Tabaktaki yemek eksilmemişti, sadece yemek üzerinde parmak izleri vardı.

Gönüller Sultanı (sav) arkadaşlarına baktı ve ailesinin de fakirlik çektiğini ifade eden şu sözleri söyledi:

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki dünden beri Muhammed'in ailesinde gördüğünüzden başka yiyecek olmadı.”

Ebu Hüreyre hayretler içinde şükretti. Gönüller Sultanı'nın (sav) mucizelerinden birine daha şahit olmuştu. Mucize bereketiyle doyduğu için hamt ediyordu. Arkadaşları memnundu hem mucize görmekle imanlarını güçlendirmişler hem de güzelce karınlarını doyurmuşlardı, şükrederek mekânlarını döndüler.

Gönüller Sultanı (sav), memnundu ve bahtiyardı. Bu gün de Suffe Okulu öğrencilerini doyurmuş ve dualarını almıştı. Mucize bereketi sofrasına konuk olmuş, misafirler mucize ışığıyla gözlerini ve gönüllerini nurlandırmışlardı.

Suffe Okulu öğrencilerini çok önemsiyordu. Yarın, İslam nuru ülkeleri fethedecek ve fethin kapısını açtığı ülkelerde gönül kapılarını aralayacak ve onlara İslam nurunu hakkıyla anlatacak öğretmenlere ihtiyaç olacaktı. Güllerin Efendisi (sav) şimdiden gönül fatihleri yetiştiriyordu.

Oturduğu deri minderin üzerinden çabucak doğruldu. Toprak odacığının kapı tarafına baktı. Hasır zemin örtüsünün bittiği yerde, bakır leğen ve deri ibrik kendisini bekliyorlardı. Kollarını sıvamaya başladı. Teheccüt namazı için abdest almalıydı. Kutsal kitap şöyle buyuruyordu:

"Boş kaldığın zaman çalış ve yorul!” (İnşirah, 7)

Suffe Okulu öğrencileri de abdest almak için harekete geçtiler. Karınları doymuştu, şükür etmek için kıbleye dönüp secdeye kapanmalıydılar.

Peygamberimiz (sav) imkânlarının sınırlı olmasına rağmen Suffe Okulu öğrencilerini yatılı olarak eğitmeye önem verdi. İslam ilim dini, Kur'an temel kitap. Kur'an'ı öğretmek ve anlamını hayata geçirmek için yoğun çaba sarf etti. İslam'ın ileriki senelerde ülkelere ve kıtalara yayılacağını sezen bir ferasetle dini geniş kitlelere öğretmek için özel çaba gösterdi, Suffe Okulu özel önem verilen ve hassasiyet gösterilen bir eğitim yuvası idi.

Gönüller Sultanı (sav), öğrencileri ile özel ilgilendi, onların problemlerini çözmek için gayret sarf etti. Öğrencilerin problemlerini çözmezsek daha iyi öğrenmelerini ve zihinlerini ders vermelerini sağlayamayız.

Dr. Nurettin Topçu, şikâyetin olduğu yerde eğitim biter, der. En Sevilen Öğretmen (sav), problemleri çözen öğretmendi. (05 EKİM 2022)

 


Yazarın Diğer Yazıları