Toplumsal Duyarlılık

Nedir, “toplumsal duyarlılık?” toplumsal duyarlılıkta; sen ben kavgası var mı? Siyasi farklılıkların yeri olur mu? “benim gibi düşünmüyorsun” diyerek baskı kurulur mu? Ülke menfaati söz konusu olunca; “bunu hükümet çözsün, beni ilgilendirmez, terörü sonlandırmak için konuşuruz ama hükümete ve yetkililere destek vermeyiz…” demek, toplumsal duyarlılıkla bağdaşır mı?


Toplumsal duyarlılık; toplumun her şeyi ile ilgilenmek, hiçbir kesimi ilgi alanı dışında bırakmamaktır. Hamasi değil, reel düşünmek, öfkeyle karar vermemektir.
“Bir elin nesi var? İki elin sesi var” demek, yalnızca dilimizle söylemek, gönlümüze indirmemek mi? “konsensüs veya mutabakat” diye dillendirdiğimiz kavram, yalnız konuşmalarımızı mı süsleyecek? Toplum içinde olacağız, toplumun derdiyle, problemleriyle ilgilenmeyeceğiz öyle mi? Türkiye Cumnuriyeti vatandaşı olacağız, hiçbir insan, hiçbir vatandaş bizim ilgi alanımız içinde olmayacak! Bir mahallede, bir samtte, bir sokakta oturacağız; buradaki insanlarla ilgilenmeyeceğiz, hal hatır sormayacak, “görmedim, duymadım, bilmiyorum” diye üç maymunları oynayacağız! “komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen yüce peygamberin sözünü bir kenara atacağız! O zaman yaşamanın, insan olmanın bir anlamı olur mu?        


Toplumsal duyarlılığın temelini; lüks ve israfa, “dur” demek oluşturur. Bir türlü bırakamadığımız daha doğrusu bırakmayı istemediğimiz bir alışkanlıktır lüks iftarlar! Tabii bırakılamaz; her birimizde bir aymazlık var, şunu demek istiyoruz veya yaptıklarımızdan anlaşılan şu; “bana ne karnı aç olan fakir, bana ne susuz kalmış canlıların varlığı, beni ne ilgilendirir kıtlıktan kırılan insanlar! Kan dökülüyormuş, terör varmış, ben karnımı doyuruyorum ya, başkası beni ilgilendirmiyor! Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın…”


Vallahi de billahi de toplumun derdiyle dertlenmedikçe, insanların derdi bizi rahatsız etmedikçe ve uykumuzu kaçırmadıkça insan olamayız. Yediklerimiz zehir zıkkım olur ve olacaktır da! Eğer yatağımızda rahat uyuyabiliyorsak, dünyanın her hangi bir köşesindeki insanın acısı kalbimizi burkmuyorsa kimse kusura bakmasın ama bunun adına Müslümanlık denmez. Müslümanlığın olmadığı yerde insanlık zaten olmaz.
Bu günden başlayarak, her gün yediklerimizden- ki kuşun sütü eksik sofralarımızda- yanı başımızdaki, yoksul, fakir, kimsesiz, muhtaç, aç ve açıkta kalanlarla paylaşalım. Bakın o zaman nasıl mutlu oluruz.


Hiç televizyona bakmıyor musunuz? O görüntüler, o bir deri bir kemik kalmış zavallı çocukların gönlü, kalbi, duyguları allak bullak eden manzarası bizi uyandırmayacak mı? O da ne ki; yanı başımızdaki insanların sıkıntısı ile bire bir ilgileniyor muyuz? Yolda giderken açlıktan yere yıkılan bir garibana bir lokma olsun ekmek, bir yudum su vermeyi denedik mi? Deniyor muyuz?


“Bana ne kardeşim benimle mi kazandı? O da çalışsın, çabalasın, karnını doyursun” mu diyorsunuz? Unutmayalım ki malı veren de alan da, bu kadar güzelliğe bizi ulaştıran da Allah'tır. Bunlar bize birer emanettir. Gün gelip bu emanetleri geri alacak. Ve soracak o zaman, “Ey kulum! Sana sağlık, gençlik, zenginlik, parasal imkanlar verdim. Gezip görmen, ibret alman için seyahat etmeni sağladım. Sofranda o kadar güzel nimetlere sahip kıldım ki, bu nimetleri saymaya kalksanız sayamazsınız! Fakat sen bunlara şükretmedin. Şükür sadece; “Şükür Allahım” demekle olmaz. Fakirleri düşündün mü? Yanında çalıştırdığın elemanları kendi çocukların gibi gördün mü? Kul hakkı yemedin mi? İnsanlara alnının teri kurumadan hakkını verdin mi? Fakirin ve yoksulun hakkı olan zekatını tam olarak ulaştırdın mı? Devletin hakkı olan vergini tam verip vergi kaçırmaya tevessül etmedin mi? “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma” talimatı doğrultusunda mı hareket ediyorsun? “Emir olunduğun gibi dosdoğru ol” ilkesine uygun bir hayatın var mı? “Niçin yapmadığınızı söylüyorsunuz?” uyarısına muhatap değil misiniz? O zaman ne mutlu size demek gerekli.


Ama bunların olduğunu görmek için toplumda sıkıntıların olmaması gerekmez mi? Mesela zekatlar tam verilse fakir olur mu? Herkes etrafındakileri görüp gözetse, aç, açık, susuz canlı kalır mı? Yine, insanlık duygularımız körelmemişse terör denen bela ile uğraşır mıyız? Bunlar var mı? Kimse, “yok” diyemez. Öyleyse her şeyimiz göstermelik, her şeyimiz lafta, her halimiz perişan! Böyle döküm saçım bir halde Allah'tan Cennet umarız öyle mi?


Yazarın Diğer Yazıları