Ya Olduğun Gibi Görün, Ya Göründüğün Gibi Ol

İlk anda bu sözün, ihlas, samimiyet, doğruluk, içten ve gönülden davranış sergilemek, ölümüne de olsa doğruluktan ayrılmamak… gibi hayati öneme sahip olduğu görülür.
Ayrıca, riyadan, gösterişten, iki yüzlülükten, “desinler” anlayışına sahip olmaktan uzak kalmak, içiyle dışının bir olması, şeffaf olmak gibi erdemleri de içine alır.
İhlas; sözlükte, “arınmak, saflaşmak, kurtulmak” anlamındaki hulus/halas kökünden türetilmiş olup, “bir şeyi, içine karışmış ve değerini düşürmüş olan başka şeylerden temizleyip arındırmak,saflaştırmak” anlamındaki İhlas, ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak” demektir.
İhlas; şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygulardan, gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade eder.
Fudayl bin Iyaz için; “insanların hatırı için ameli terk etmek riya, onları memnun etmek için amel etmek şirk, bu iki durumdan kurtulmak ihlastır.” Şeklindeki söz isnat edilir.
Ayetlerde bildirildiğine göre, Şeytan, ihlaslı kişilere zarar veremeyeceğini itiraf etmiştir. bu yüzden Kur’anda ihlas, Peygamberlerin başlıca niteliklerinden sayılmıştır.
Doğruluğun özel bir şekli olarak görülen ve bazen niyet anlamında kullanılan ihlas, insanın ruhunda son derece gizli bir niteliktir. Hatta o bir sıdır.
Cüneyd-i Bağdadi’ye göre; ihlas o kadar gizlidir ki, melek onu bilmediği için sevap hanesine yazmaz, şeytan bilmediği için bozamaz, nefis bilmediği için şımarmaz.
İhlas, niyette dürüstlük de demektir. Bunun bir başka adı da, Sıdk’tır.
Sıdk; bir konu hakkında gerçeğe uygun bilgi vermek, yalan ise; bir konu hakkında gerçeğin aksini söylemek şeklinde tanımlanmıştır.
Maverdi, doğru söylemenin de, yalan söylemenin de bazı sebeplerinin bulunduğunu, ancak doğruluğun sebeplerinin temelli, yalancılığın sebeplerinin geçici olduğunu belirtir. Zira doğruluk; aklın ve dinin gereğidir. Akıl ve din, yalancılığı reddeder.
Maverdi; doğruluğu gerekli kılan sebepleri, akıl, din, ahlak ve insanlardaki doğrulukla anılma arzusu olarak sıralar.
Gazali ve daha sonraki alimler doğruluğun altı çeşidinden söz eder;
a.Konuşmada doğruluk; söylenen her sözün- dini ve toplumsal bir zarara yol açmadıkça- gerçeği yansıtması, verilen her sözün yerine getirilmesi ahlaki bir görevdir. Hadislerde sadece karı-koca arasındaki geçimsizliği gidermek, savaşta düşmana üstün gelmek ve insanlar arasında barışı sağlamak niyetiyle yalan söylenebileceği bildirilmiştir.
b.Niyet ve iradede doğruluk; bir kimsenin sözünde doğru olması yanında, içdünyasında da dürüst olması, hakikati ifade etme niyet ve isteği taşıması gerekir. Hz. Peygamberin; “Allah sizin bedenlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”  “Ödemek niyetinde olmadığı halde, borçlanan kimse, hırsızdır.” Anlamındaki hadisleri bunu ifade eder. Gazali’ye göre, bir kimsenin amacı gerçek, niyeti doğru olur, iradesi hayra yönelirse, böyle biri sadık veya sıddıyk diye nitelenir. Ahlaki açıdan önemli olan sözün kelimeleri değil, bunların arasındaki niyet ve iradedir. Buna göre bir kimse, diliyle; “Allah’a yöneldim, ben Allah’ın kuluyum, Allah’ım! Yalnız sana kulluk ederim” derken, kalbi Allah’tan başka şeylerle meşgul olursa, onun bu söyledikleri yalandan ibarettir.
c.Karar Vermede doğruluk; insanı iyi ve doğru olduğuna inandığı bir işi yapmaya dürüstlükle karar vermesidir.
d.Kararında Durma Hususunda Doğruluk; karar verme ve kararında durmadaki dürüstlük, özellikle kötü alışkanlıklardan tevbe edip bir daha bunlara dönmeme hususunda büyük önem taşır.
e.Amelde doğruluk; iyilikleri gösteriş için değil, srf iyi ve gerekli olduğu için yapma, kötülükleri de, aynı anlayışla terk etme şuuru şeklinde açıklamışlardır.
f.Dini ve manevi hallerde doğruluk; özellikle Tasvvufi kaynaklar kulun Allah’a saygı ve bağlılığını gösteren; Havf, Reca, Tazim, Zühd, Rıza, Tevekkül, Muhabbet gibi manevi hallerdeki doğruluk ve samimiyeti, doğruluğun en ileri derecesi olarak değerlendirirler.


Yazarın Diğer Yazıları