DOLAR
44,29
EURO
50,72
STERLİN
58,73
GRAM
7.206,07
ÇEYREK
11.891,36
YARIM ALTIN
23.703,43
CUMHURİYET ALTINI
47.205,08
Muhammed Musab Biçer
Muhammed Musab Biçer
bilgi@yenikonya.com.tr
15 Mart 2026 Pazar günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Epic Fury: Ortadoğu’da Jeopolitik Bir İntiharın Anatomisi


ABD ve İsrail'in 5 Mart 2026'da başlattığı saldırıların ilk gününde çok sayıda öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybettiği İran'ın Hormozgan kentindeki bir okulun enkazından bir görüntü. 

Bundan tam iki hafta önce, 28 Şubat sabahı başlayan "Operation Epic Fury" (Destansı Öfke Operasyonu), bugün itibarıyla Ortadoğu'yu sadece askeri bir çatışma sahasına değil, küresel sistemin tüm fay hatlarının kırıldığı bir kaos laboratuvarına dönüştürdü. ABD ve İsrail'in İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i ve rejimin tepe kadrosunu hedef alan saldırıları, askeri bir başarı gibi sunulsa da, sahadaki gerçekler uluslararası ilişkiler teorisyenlerinin en korktuğu senaryoyu doğruluyor: Çıkış stratejisi olmayan bir bölgesel yangın.

Güvenlik Dilemması ve Realizmin Sert Yüzü

Uluslararası ilişkilerde Neo-Realist ekolün en temel kavramlarından biri olan Güvenlik Dilemması bugün tüm çıplaklığıyla karşımızda. İsrail'in önleyici vuruş olarak tanımladığı saldırılar, kendi güvenliğini maksimize etme çabasıyken; İran cephesinde bu durum varoluşsal bir imha tehdidi olarak görülmektedir. Sonuç? Asimetrik bir karşılık dalgası. Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, Brent petrolün 2022 yılından beri ilk kez 100 dolar sınırını aşması ve Kuveyt'ten Dubai'ye, Erbil'e kadar uzanan füze sağanakları, realizmin o soğuk gerçeğini hatırlatıyor: Güç dengesi bozulduğunda, bedeli tüm sistem öder.

"Rejim Değişimi" Bir Arzu mu, Stratejik Hata mı?

İsrailli kaynakların da itiraf ettiği üzere; sadece hava saldırılarıyla 90 milyonluk bir ülkede rejim değişikliği beklemek, istihbari bir veriden çok bir hevesin ürünüdür. Mücteba Hamaney'in görevi devralması ve Devrim Muhafızları'nın otopilot modunda saldırılara devam etmesi, rejimin sanıldığından daha dirençli olduğunu gösteriyor. Yaşanan gelişmelere inşacı (Constructivist) bir yaklaşımla bakmak gerekirse; Batı'nın "özgürleştirme" retoriği, İran toplumunda beklenen karşılığı bulmak yerine, dış tehdide karşı milli kimlik inşasını tetiklemiş görünüyor. Bombardıman altındaki bir halkın sokağa dökülüp hükümeti devirmesini beklemek, sosyolojik bir körlükten ibarettir.

Nükleer Kabus: 440 Kilogramlık Litmus Testi

Savaşın gerçek galibini belirleyecek olan ne düşen füzeler ne de öldürülen liderlerdir. Asıl mesele, yer altındaki tesislerde bulunan ve 10 nükleer başlığa yetebilecek 440 kg zenginleştirilmiş uranyumdur. Eğer bu savaş, İran'ın nükleer kapasitesini fiziksel olarak yok etmeden veya uluslararası denetime açmadan sona ererse; zayıflamış ancak nükleer silaha sahip bir İran, İsrail için bir "Pirus Zaferi" (yıkıcı bir bedel karşılığında kazanılan ve aslında kayıp sayılan zafer) olacaktır.

Türkiye'nin Üçlü Çıkmazı

Türkiye, bu yangının tam ortasında, müttefiklik hukuku ile komşuluk gerçekliği arasında sıkışmış durumda. Ankara için üç temel risk senaryosu masada.

Kaos ve Mülteci Akını: İran'daki istikrarsızlık, Suriye'de olduğu gibi İran'dan Türkiye'ye doğru bir mülteci akınına yol açabilir.

Enerji ve Ekonomi: Doğalgaz arzının kesilmesi ve enerji koridorlarının kapanmasıyla sarsılan bir ekonomi.

Etno-Milliyetçi Hareketlilik: ABD'nin bölgedeki Kürt grupları (PJAK/PKK ekseni) İran'a karşı silahlandırma planı, Türkiye için beka sorunu olarak görülen sınır güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

 

Liberal Düzenin Cenaze Töreni

BM ve AB gibi çok taraflı kurumların etkisizliği, nükleer diplomasi masasının (JCPOA) saldırılarla havaya uçurulması, Liberal Enstitüsyonelizmin tabutuna çakılan son çivi olabilir. 14 Mart 2026 itibarıyla dünya, kurallara dayalı bir düzenden, "güçlü olanın kuralı koyduğu" bir orman kanununa geri dönüyor. Belki de hep böyleydi!

Trump yönetiminin savaş çok yakında bitecek vaadi, tarihteki pek çok benzeri gibi yanıltıcı olabilir. Zira Ortadoğu'da savaş başlatmak bir tercih, bitirmek ise çoğu zaman uzun soluklu bir maratondur.

Muhammed Musab Biçer
Uluslararası İlişkiler Uzmanı 


Yazarın Diğer Yazıları