SANAT ve SANATTA İLAHÎ GÜZELLİK

Âlim, Âlem, kelâm ve kalem arasındaki münasebetin sıhhati insanlığın selameti için çok mühim. "Âlimin ölümü alemin ölümü gibidir” Âlimin hayatiyeti ise kelâmının ve kaleminin kuvvetine, bilhassa kalemiyle sarf ettiği siyah nûr'un miktarına ve keyfiyetine bağlıdır.

Katip Çelebi, bundan yaklaşık 500 sene önce "kalem” e dair keyif verici bir yazı kaleme almış: "kalemler söz ordularını donatırlar. Bu asada nice hacedler vardır ki, gözlüler bundan faydalanırlar. Bununla sert taşlara vurulduğu zaman yer altında kaybolmuş olan tatlı suyu ile o taşlar, onun seslenmesine cevap verir; yahut dağlar yarılıp, sularını akıtıp; bununla denize vursan deniz kurur.

Safiyyü'le Hilli demiştir ki: "İnsanların akılları kalemlerinin ucunda dır.” Ezberleyenin ezberlediği hafızasından kaçar gider, halbuki yazılan kalır. "İLİM BİR AVDIR, ONUN KÖSTEĞİ YAZMAKTIR” sen avlarını yerinden kımıldamayan dağlara bağlamaya bak, bir dişi ceylan yakalayıp da boşanmış kadın gibi bırakmak ahmaklıktır. 

Öyle bir kavim ki, düşmanlığını gizli tutan bir düşmandan korktukları zaman kanlarını kılıçla değil, kalemlerinin ucuyla dökerler. KALEMİN MÜREKKEBİYLE  ÖYLE BİR VURUŞU VAR Kİ, KILICIN ŞARABINDAN, YANİ DÖKTÜĞÜ KANDAN DAHA KEKİNDİR. Harap olup gitmeyecek bir yazar yoktur, onun elinin yazdıkları dünya durdukça durur.

Bazıları kalem hakkında, bilmece yollu şöyle demişlerdir. 

İnce karınlı ve  boş böğürlü biri başka birinin göğsü üzerinde (makta) kesilmiş, kendisi dilsiz olduğu halde dili olan birine tercümanlık eder. Ömrü uzun olduğu halde, sen onu kısa görürsün, kendisi  söz söylemediği halde belâgat sahibidir.

Başka bir şairde diyor ki: kendisini vahyedilen şeyde dirayeti vardır, halbuki kendisinin dili yok, kalbi yok, işitmez de. Parmakları kendisini harekete geçirdiği zaman o sahibinin sırrını bilir de yazar.

Yine başka bir şair de şöyle demiştir: halden hale girer, secde eder, rukua varır. Kördür ama görür, gözyaşları akar, vaktinde beş vakti kılar daima Bâri'nin (kendisini yaratan Allah) itaatine çalışır çabalar. 

"Kıyamete kadar hayır kalemde ve kalemi kullanandadır” cümlesiyle niçin hat sanatı ve diğer sanat dalları başlığında yazımı kapatıyorum. Hayırlara vesile olsun...

HÜSN-İ  HAT

Elin dili, dilin elidir. Kafanın mizanı, Gönlün Tercümanı, İradenin ölçüsü, ruhun aynasıdır.

Akıllara elçi, marifetlere silah, ilimlere hüccet, Medeniyetlere senettir.

Geçmişini geleceğe bağlayan, Rabbanî bir harikadır. 

Güzel yazı, hafızanın yükünü hafifletir. Gözü ve zihni erken yorulmaktan korur. Fikrin işlemesine olgunlaşmasına yarar. Sözü düzenler ifadeyi kuvvetlendirir. Dili dizginler, düşünmeye zaman, düzeltmeye imkan verir. Katibini edip, hattatını zarif yapar.

Kişiye nimet, fakire devlet, zengine şeref, alime ziynet, yoklukta celis (arkadaş), gurbette enis (dost) olur. Yazana nam verir, okuyana şan verir.

Hülasa yazılar, adamına göre ifade ve tesiri değişen bir ruh sembolü ve bir harikalar alemidir.

ATATÜRK ve GELENEKSEL TÜRK SANATLARI

Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatçı olamazsınız.(1) 

Türk milletinin tarihi bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin güzel sanatlara sevgisini devamlı ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek milli ülkümüzdür.(2)

Milli mücadele fikrini ilk kez ortaya atan, ordusuna ve milletine güç veren Mustafa Kemal Atatürk hiç kuşkusuz büyük bir Kumandandı. Milletini sosyal ve uygar reformlara kavuşturan Atatürk büyük bir önder olmasının yansıra, sanan ve sanatçıları destekleyen ve onları yönlendiren bir sanat severdi. 


Yazarın Diğer Yazıları