Yeni Ambalajlı Eski Bir Kaos
150 YILDIR İNGİLİZ SİYONİZM-KEMALİZM PARANTEZİNE ALINMIŞ VE ZİHNİYET HARİTALARI İBLİS’İN ALGORİTMASI İLE KOTLANMIŞ OLANLARIN SON SİYASİ HAMLESİ...
HELÂL DAİRESİNDE YAŞAMAK KURTULUŞA, HARAMLAR İSE FELAKETE SÜRÜKLER
Kiraları konut sahipliğinin düşük olması yükseltiyor
SEÇERSEN
NEZAKET VE ZARAFET
Kaleme Yemin Olsun ki… (Alzheimer/Demans)
MESELELERE KUR’AN PENCERESİNDEN BAKMAK
MİLLÎ İRADE DİNÎ İRADE İLE AYAKTA DURUR
Özbekistan’da Rakamlarla Gelişmeler
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
NATO Zirvesinin Zırvalayanları
YAZMA ESERLERİN İZİNDE
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
DÜNYA KUPASI VE MİLLİ TAKIM:
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Türk sultanları Sille'de yaşayan Hıristiyan halkın dinine, inancına, gelenek ve göreneklerine hiç karışmamış, hatta destek bile olmuşlar. Bu sayede birbirinden görkemli kilise ve manastırlar vadinin yamaçlarını süslemiş.
Selçuklu ve Karamanoğulları zamanında Hıristiyanların rağbet ettiği küçük bir köy olan Sille, Osmanlı döneminde Müslümanları da kendisine çekmeye başlamış. Onlar da kendi mahallelerini kurarak buraya yerleşmiş. Böylece kiliselerin arasında camiler de yerini almış. Yerleşme büyüyerek kasabaya, Sille Deresi'nin iki yanı da Rum ve Türklerin barış içinde bir arada yaşadığı hoşgörü vadisine dönüşmüş.
O yıllarda Sille'de yaklaşık olarak 15 kilise varmış. Bunlardan ancak Koimesis Tes Panagias (Panoya) Kilisesi, Kiriakon (Hızır İlyas) Kilisesi, Tepe Şapeli (Süt Kilisesi), Aya Eleni ve Ak Manastır gibi birkaç tanesi günümüze kalabilmiştir.
AK MANASTIR
Askeri bölgede kaldığı için Ak Manastır'ı göremedik, ama hakkında edindiğimiz bilgileri paylaşabiliriz.
Takkeli Dağ'ın hemen dibindeki kayalık vadinin içinde yer alan Ak Manastır, Khariton adında bir Hıristiyan azizin anısına kurulmuş.
Khariton, 275 yılında, İconium'da yaşayan sıradan bir insanmış. O yıllarda Roma topraklarında gizlice yayılmakta olan Hıristiyanlığı kabul etmiş, fakat yakalanarak hapse atılmış. Cezasını çekip özgürlüğüne kavuşunca, hac ziyareti için Kudüs'e doğru yola koyulmuş. Kudüs'e varmak üzereyken haydutlar tarafından kaçırılarak, vadi içinde bir mağaraya götürülmüş. Ancak o gece onu kaçıran kişiler esrarengiz biçimde oluvermiş. Bu mucizevi olaydan etkilenen Khariton burada inzivaya çekilmeye karar vermiş. Bir süre sonra başka keşiş ve münzevilerin de katılımıyla burada bir manastır kurmuş. Hıristiyanlarca "aziz” (hagios) unvanı verilen Khariton ölünce vasiyeti üzerine bu manastıra gömülmüş.
İslamiyet'in yayılması sırasında Kudüs ve çevresi Müslüman Araplarca istila edilmiş. Büyük olasılıkla bu manastırda görev yapan keşişler, Bizans imparatorluğu hâkimiyetinde bulunan Anadolu topraklarına göç etmiş. Khariton'un memleketine gelerek onun anısına bir Hagios Khariton Manastırı kurmuşlar. Bizans döneminde kurulan, zaman içinde gelişerek büyük bir dini yapıya dönüşen manastır, Selçuklular zamanında en parlak dönemine ulaşmış.
Efsaneye göre Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin oğullarından biri manastırın üstündeki kayalıklardan düşmek üzereyken, esrarengiz bir ihtiyar tarafından kurtarılarak yere indirilmiş. Bu mucize nedeniyle Celaleddin, yılda bir gün burada inzivaya çekilirmiş. Ölümünden sonra onu izleyen çelebiler manastıra her yıl zeytinyağı bağışında bulunarak teşekkürlerini sürdürmüş. Bu efsane nedeniyle Müslümanlar tarafından büyük saygı gösterilen manastırın içinde küçük bir de mescit varmış.
ALTIN ÇAĞ
Harabeye dönen kiliseleri ardımıza alıp yüzümüzü vadinin kuzey ve batı yamaçlarına çeviriyoruz. Bu yakada da durum pek iç açıcı değil aslında: Evlerin çoğu yok olmuş. Keşke bir zaman makinemiz olsaydı da geçmişe gidip buraların şenlikli halini görebilseydik. Böyle bir olanağımız yok, ancak çaresiz de değiliz. Kalıntılar arasında dolaşıp geçmişin izlerini bulabiliriz.
Biliyorsun, vadiye ilk yerleşim Selçuklu döneminde Hıristiyanlarla başlamıştı. Müslümanların katılımıyla büyüyen Sille, asıl gelişimini (daha doğrusu, altın yıllarını) Osmanlı imparatorluğu döneminde yaşamış.
Anlatılanlara göre, o yıllarda Sille evleri güzellikte birbiriyle yarışırmış. Şimdiki yıkık dökük hallerine bakarak buna inanmak çok zor, ama şükürler olsun, yamaçlarda geçmişe tanıklık edebilen birkaç ev var hâlâ!
Sille'deki ev ve konakların çoğu iki ya da üç katlıymış. Yöreye has sille taşı ile inşa edilen bu konutların ahşap kapı ve dolapları olağanüstü güzellikte motiflerle bezeliymiş. Yamaçlara teraslar halinde sıralandıkları için hepsi de vadiyi görürmüş. Daha da önemlisi, birbirinin güneş ve rüzgârını kesmezlermiş.
"Şu Sille'nin sokakları sekili, aman, Pencerede gül karanfil ekili, aman…”
Bu türkü boşuna söylenmemiş. Gerçekten de Sille'nin sokakları, evlerle birlikte basamaklar halinde yükselirmiş. Ayrıca evlerin balkon ve pencerelerinden çiçek eksik olmazmış.
Derenin suyu, bağ ve bahçeleri sulamada kullanılıyormuş, içme suyu çevrede bulunan kaynaklardan sağlanırmış. Elbirliğiyle suyolları ve kemerler inşa edilerek vadiye getirilen su, sokak başlarındaki çeşmelere ulaşıyormuş. Hayırsever Sillelilerin yaptırdığı çeşmelerden akan suyun da çeşme başında yapılan sohbetlerin de tadına doyum olmazmış.
75. YILLIK GAZETECİLİK İLGİM VE YENİ KONYA GAZETESİ
TÜRKİYE SELÇUKLULARI VE KONYA KİTABI
YILDIZ PORSELEN FABRİKASI (ÇİNİ FABRİKA-İ HÜMAYUNU)
YILDIZ ŞELALE
KONYA’DA MODELİSTLİK – STİLİSTLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI