Beni Seviyorsanız Resulümün (s.a.v.) Ahlakını Kuşanın! (3/31)
Altın finansal bir özgürlük aracıdır
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ
İMAMOĞLU Silivri Palasta ÖZEL Ayağında Pranga İle Nereye Koşuyor
SİYASET DE BİR MAÇTIR AMA CENTİLMENLİKLE OYNANMALI
FATİH’İN İDEALLERİ FETİH RUHU VE İSTANBUL’UN FETHİ BİZE NE ANLATIYOR?
Yanmaz, yapışmaz muhalefet
YARGININ MUTLAK BUTLAN KARARI İLE CHP’NİN 80 YILLIK SÜREDE Batı’nın ÜZERİNE GİYDİRDİĞİ VESAYET ZIRHI ve ZİHNİYETİ PARÇALANIYOR
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
BASINIMIZIN MEDARI İFTİHARI ULU ÇINAR
Yeni Konya bu şehrin kendisidir.
2026 - Özbekistan’da Mahalleyi Geliştirme ve Toplumsal Yükseliş Yılı
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
TÜRKİYE – NATO ARASINDA SON VE BÜYÜK FİNAL
MÜZELİK OLMADAN
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
Hak-İş Konfederasyonumuzun kısa film ödül törenini televizyondan izledim. Konfederasyon Başkanımız Sayın Mahmut Arslan ve Kültür Bakanımız Sayın Numan Kurtulmuş birer konuşma yaptılar, emeğe ve sanata saygıyı, bu topraklardaki sanatsal ve kültürel zenginliklerimizi anlattılar.
Oradan ilham alarak, emeğe saygıyla ilgili birkaç söz de ben etmek istiyorum. Bir defa emeğe saygı bizim dinimizin emri, inancımızın gereği. Bizim inancımızda işçi patronuna, kadın kocasına, köle efendisine emanettir, yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek zorundadır. Alın teri, el emeği kutsaldır. Kul haklarını sadece hak sahibi kullar affedebilir. Ayet celile'de buyrulur: "İnsan için ancak emeğinin karşılığı vardır”. Efendimizi (sav) de buyurur. "İşçinin ücretini alnının teri kurumadan verin”.
Bizim inancımıza göre, Allah kul hakkı dışında bütün hakları bağışlayabilecektir. Şehitler de dahil kimin üzerinde kul hakkı varsa, hakkı yenen kulun kendiyle helalleşecektir. Onun için cenaze namazı kılacağımızda imam, "bu cenazeyi nasıl bilirsiniz” diye sorar ve "haklarınızı helal edin” der.
Gel gör ki en dindarımızın bile işçiye bakış açısı inancımızla hiç mütenasip değildir. Sanki aramızda kast sistemi vardır. Sanki işçi- emekçi ile işveren-patron-yönetici ayrı dünyaların insanı. Patron işçiyle aynı masaya oturmaktan, aynı arabaya binmekten hicap duyar. İşveren işçisine hep aşağılayıcı bir edayla bakar, işçiyi kölesi, malı da kendi ebedi mülkü gibi görür. Öyle patronlar biliyoruz, işçiye verdiği bir aylık maaş, kendinin bir övün yemek parasıdır, çocuğunun okul harçlığıdır, giydiği ayakkabının veya elbisenin ücretidir.
Öyle yöneticilerimiz, amirlerimiz, başkanlarımız var ki, işçisini, çaycısını, bekçisini, kapıcısını boş giden makam arabasına bindirmeyi zül kabul eder. Aynı güzergaha giderken makam aracı boş gidiyor, işçisi yaya gitmek veya dolmuşa binmek zorunda kalıyor. Yine çok zaman şahit oluyoruz, işçiyle patron aynı sofraya oturmuyor, anı yemekten yemiyor.
Görüyoruz, patron- işveren, başkan, müdür vs. işçisine selam verme nezaketini göstermiyor. İşçine bir "kolay gelsin” diyemiyor.
Şunu biliyoruz ki, bu eşitsizlik ölünce bozuluyor, herkes musallada, tabutta, mezarda eşitleniyor. İşçi ile işveren aynı beze sarılıyor, aynı toprağın altında yanız kalıyor. Orada işçi- patron ayrımı yok. Sadece patronun cenaze namazına katılan cemaatin sayısı biraz fazla olabiliyor. Sonuçta mal da, makam da, evlat da, çevre de geride kalacak, herkesin sadece imanı ve ameli arkadaşı olacak, herkes aynı suallere muhatap olacak, "Rabbin kim, Kitabın ne, Dinin ne?” diye sorulacak, orada mal da, makam da, torpil de geçmeyecektir.
Şunu unutmayalım ki, emekçi olmasa patron olmaz, dünya imar olmaz. Emekçi olmasa bunca yollar, binalar yapılmaz. İnsanlar güzel arabalara biniyorsa, güzel evlerde oturuyorsa, güzel yollarda gidiyorsa, bunların hepsi emekçilerin eseridir.
O halde dünyanın en zengin patronu da olsak, en büyük başkanı da olsak, amiri-müdürü de olsak işçiyi horlamaya, aşağılamaya hakkımız yoktur. Arabamız boşsa kapıcımızı yanımıza bindirip evine iletmekle bir şey kaybetmeyiz, aksine kazanırız. O patron hem Allah katında kazanır hem işçinin gönlünde taht kurar. Kibir insanı küçültür, tevazu ise yükseltir.
Sonuç olarak; emeğe saygı demek, işçiye insanca yaşayacak ücret vermektir.
Emeğe saygı duymak, gerekirse işçiyle oturup beraber aynı masada ve yer sofrasında yemek yemektir.
Emeğe saygı duymak, gerekirse işçimizi makam aracımıza bindirip evine iletmektir.
Emeğe saygı duymak, işçiye selam vermek, halini hatırını sormak, gönlünü almaktır.
Emeğe saygı duymak, kanun zoruyla değil vicdanın sesine kulak vererek işçinin tüm sosyal haklarını vermek, kendi işten çıksa bile tazminatını ödemektir.
Emeğe saygı duymak, on beş yıl okumuş, üniversite tahsili yapmış bir genci asgari ücrete mahkum etmemek, tahsiline saygı duymaktır.
İşçiye saygı duymak, işçiye randevu vermemek, kapısında saatlerce bekletmek değildir. İşçinin yerine kendini koymak, empati yapmaktır.
Patronlar bu sözlerin ışığında kendilerini bir daha gözden geçirsinler diyorum.
BAŞKAN ADAYLARINDA GÖRMEK İSTEDİKLERİMİZ
KUR’AN’DA YAHUDİ PROFİLİ
HEDEF TÜRKİYE
İSLAM BARIŞ GÜCÜ ŞART
GAZZE YANARKEN YÜREK YANMAZ MI?
İSRAİL’İN ZEVALİ YAKIN
CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI
EĞİTİM POLİTİKAMIZ GÖZDEN GEÇMELİ
ÖZENTİLİ BİR KUŞAK VAR
İLAHİ UYARILAR DEVAM EDİYOR!