HAH BU EKSİKTİ
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına
TÜRKLERDE EĞİTİM, EDEBİYAT VE ŞİİR
Akıl maçta olmayınca…
KAYBOLAN NESİL DEĞİL KAYDIRILAN YÖNDÜR
YARATILIŞ GAYEMİZ
AKŞAM OLMAKTA
Tur rehberi mi şarap gurmesi mi?
Ekonomide yeni şeyler söyleme zamanı
İlk Yarıdaki Coşkulu Oyunla
MAÇKA YOLLARI
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÖZBEKİSTAN’DA GENÇLER İÇİN MİLLİ RUH VE MİLLİ TARİH ÇALIŞMALARI
RED ETME
İslam’ı Zirveye Taşıyan Âlimler (7.Yüzyıldan 13.Yüzyıla)
GELECEK 100 YILIN TÜRKİYE’Sİ
Gelecek İnfaz Edildi
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Sinema bilindiği üzere; sinematograf biliminden kaynaklanan bir olayın hareketli, sesli, doğrudan insan beynine hitap eden perdeye veya ekrana yansıyan iletişim aracıdır. Tarihçesine girmek istemiyorum. Zira insanlar, icat edilen teknolojik ürünleri olduğu gibi kabul ediyor ve geçmişini, nedenlerini araştırmadan kullanımına alıyor ve sineye çekiyor.
Ancak burada karşı olduğumuz gelişen teknoloji değil; onu hangi maksatlar için kullanıldığıdır. Zira sinemanın kelime kökenine baktığımız da; yürek yakan veya uyuklama anlamına geldiğini görüyoruz. “İnsan ancak düşündüğünü farkederse ayağa kalkar” diyen Aleix Carrel, aslında iyi bir noktaya parmak basmış... Acaba Türk Sineması bunu ne kadar başarabilmiş?
Belki mali getirileri veya yüreğine milli ve manevi sevgiyi biraz olsun yerleştiren yapımcılar, milli sinemaya dönüş yapınca; bazıları tarafından bir öcü olarak görüldü. Bu olay adeta yeni bir çığır açmış gibi oldu. Fakat gelişen ve ilerleyen zaman içinde, çoban yıldızı misali göz kırpmasına rağmen, çok çabuk eridi, kayboldu. Peki, sonra ne oldu? Ne olacak? Taze bir kan bekleyen hasta gibi yatıyor.
Seyirciye soruyoruz: ”Türk Sinemasını beğeniyor musunuz?” Diye. Duygusal olarak evet, teknik olarak “Hayır” cevabı gelirken bir de yüzlerinde anlamlı bir gülümseme beliriyor. Buna rağmen yine de daha çok bu filmler, yabancı filmlere nazaran tercih ediliyor. Ki, bu yerli düşüncedeki anlayış, müzikte de aynı... Dedik ya, duygusal açıdan…
Yetmişli yılların ikinci yarısından itibaren gözlerini Avrupa’daki Art House sinemalarına, aydın seyirciye ve festivallere diken ama genel olarak hüsrana uğrayan Türk Sineması; video piyasası devlet ve özel televizyonlardan gelen kaynakların kesilmesiyle ilgisini yıllar sonra ilk kez popüler sinema seyircisine çevirdi.
1980 yılından sonrası; sinema anlayışında farklı biçimlemeler ve bakışlar gelmiş ama nasıl? İşleyiş açısından, kaliteye verilen bir değer yargısı bu. Ancak toplumun ahlak anlayışına, folklorik yapısına, tarihin derinlerine ve gerçeklerine ters düşebilen çizgileri, farklı yaşamları da getirebiliyormuş (!) Sinema adına nereye gidiyoruz? Tabi ki Amerika sinema çizgisini, sinema görselliğinde bir şölene çevirmeye...
Sahi, inançlarımıza, peygamberimize saldırıyorsa? Kültürel geleneklerimizi dejenere ediyorsa?
Aman efendim, iş mi yani? Oskar’ı alan, sinema tarihine geçmiş. Şimdi sırası mı bunun? İnançmış, kültürmüş! Hangi çağ da yaşıyoruz? İnsanlık, sanatta evrensel boyutu yakaladı, sen kalkmış...(?!)
Görelim Mevla neyler...
Selam ve dua ile…
GÖRÜNÜŞE ALDANMA!
ÖZGÜRLÜK TEMEL İHTİYAÇTIR!
KURTLAR SOFRASI -2
KURTLAR SOFRASI -1
ADI SİGARA!
ARKASI YARINLARDA BIRAKTIK DÜNÜ -3
ARKASI YARINLARDA BIRAKTIK DÜNÜ -2
AYA, AYAK BASMAK!
SİHİRLİ DÜNYA SİNEMA!
BAŞKA DİNLERDEN KARIŞMIŞ İNANÇLAR -3