Ömer Lütfi ERSÖZ
Ömer Lütfi ERSÖZ
omerlutfiersoz@yenikonya.com.tr

KUL HAKKINA DİKKAT EDİLMEZSE İFLAS KAÇINILMAZDIR

19 Ağustos 2020, Çarşamba günü eklendi.

Dinimiz İslam ; İnsanların hem Allah (c.c.) ve hem de diğer canlı-cansız varlıklarla olması gereken irtibatını adalet üzere düzenlemiştir. Allah (c.c.) kesinlikle kendisine eş koşulmasını affetmemekte, en büyük zulüm saymaktadır. Tevhid inancını Müslüman'ım diyen herkes hayatının merkezine almalı, gizli ve açık şirkten kesinlikle uzak durmalıdır. Ayrıca Allah (c.c.)'ın koyduğu yasalara uymamaktan kaynaklanan İnsan hakları, Kul hakkı da çok önmesenmiştir. Maddi ve manevi alanda oluşan haklar için ilgili muhatabı ile helalleşilmediği sürece kişinin affedilmeyeceği hakikati ifade edilmiştir.

İmtihan için gönderildiğimiz dünya hayatımızı İslam'a uygun yaşayıp hiç kimsenin maddi veya manevi haklarına girmemek için çalışıp hassasiyet göstermeliyiz. Adaletten ayrılıp haksızlık, zulüm yapmanın bedeli çok ağır olur. Unutmayalım ki, bu dünya saltanatı bugün var yarın yoktur. Hep imtihan ediliyoruz. Kimi kardeşimiz on beşinde, kimi otuz beşinde, kimi de yüz beşinde dünyayı ölümle terk edip ebedi kalacağı mekan için hesap vermeye Mahkeme-i Kübra ya yolculuk yapıyor. Orada kimseye haksızlık yapılmaz, her hak sahibinin hakkı teslim edilir. Güzel ahlâk sahibi Mü'min olarak yaşayalım hesabımızı kolay verip Cennete Cemalull'a ulaşalım.

Müslüman, İslam'ın emirlerine uyup yasaklarından da kaçınmalıdır. İnsanoğlunun en büyük zaafı nefsani ve şeytani arzulara göre kural tanımadan yaşama temayülü bulunmaktadır. Eşrefi mahlukat olan insan, aklı melekesini vahiyle buluşturup kurtuluşa erecek davranışlar sergilemeli, kul hakkına girmemek için büyük gayret sarf etmelidir. Geçmişte helak olan kavimlere baktığımız zaman bazılarının Tevhid'den uzaklaşıp şirke düşmeleri yani İtikat bozukluğunun oluşması, bazılarının da ameli konulardaki haksızlıkları sonucun da olduğunu Kur'an ve Sünnet'ten çok net öğrenmekteyiz. Bunlara örnek vermek gerekirse bazı kavimler Allah (c.c.)'ın var ve bir oluşunu inkar edip şirke düşmeleri, bazılarının da ameli konulardaki sahtekarlıkları vesilesiyle helak olduklarını öğrenmiş bulunuyoruz. Ameli konularda helak olanların ticarette teraziyi adaletli kullanmamaları, sattıkları ürünlerin görünen tarafıyla görünmeyen kısmının aynı olmaması, kandırma, yalan, hile ve benzeri özellikleri barındırması sebebiyledir. Kur'anı-ı Kerim de Allah (c.c.); ad, Semud, Lut kavimlerini, Meyden halkını, Firavun ve adamlarını helak etiğini haber vermiştir.

Aslında dünya hayatındaki sosyal münasebetlerin tamamı ticarete benzemektedir. Nasıl ki insanlar ticarette alırken ve satarken kazanmak hırsıyla bir takım yanlışlıklara kapılıp hak ve adalet terazisinin tam doğru olarak kullanmakta zorlanırlarsa, aynı şekilde beşeri münasebetlerde de kendi çıkarlarına ait hususlarda sürekli kendini haklı görüp baskı kurarak karşısındakinin hukukunu görmezden gelmek gibi somut yanlışlıklar yapmaktadır. Zulüm sürdürülebilir bir durum değildir. Mutlaka hesabı sorulur. Yapılan haksızlıkların karşılığının ödenebilmesi de mümkün değildir. İslam'a uygun bir hayat yaşamayanların müflis olması kaçınılmazdır. Bu konudaki en çarpıcı örneklerden birindeki hadis-i şerifte Allah Rasûlü ashâbına: "Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb-ı kirâmdan bâzıları: "Bizim aramızda müflis, parasını ve malını kaybeden kimsedir” dediler. Bunu üzerine Rasûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki: "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyâmet günü namaz, oruç ve zekât sevaplarıyla gelir. Fakat ona buna sövmüş, kimilerine zinâ iftirâsı yapmıştır. Bâzı kimselerin malını yiyip bâzılarının kanını dökmüştür. Kimilerini de darbetmiştir. Böyle birinin iyiliklerinin sevapları hak sâhiplerine verilince üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biter. Bu sefer hak sâhiplerinin günahları kendisine yükletilerek cehenneme atılır. İşte müflis budur.” (Müslim, Birr) Böyle bir müflis kendisinden kul haklarının tahsil edildiği dehşetli kıyâmet gününde amel defterine baktığında kazandığı ve kurtuluşu için Ümit beslediği sevaplarının silindiğini görecek ve paralarını başkalarına kaptıran müflis tüccârın "servetim ve paralarım” demesi gibi "amellerim ve sevaplarım” diyerek üstünü başını parçalayacaktır. Bunların temelinde gaflet, dikkatsizlik ve âhiret endişesinden uzak yaşayıp hak hukuk tanımamak vardır.

İnsanların amel defterlerinde günahlarının üç çeşit olarak tasnif edilmiş olduğunu İslâm'ın hükümlerinden öğreniyoruz: İlk olarak küfür-şirk gibi günahlar yer alır ki bunların asla affedilmeyeceği, ikinci olarak Allah Teâlâ'ya karşı küfür-şirk dışında işlenen günahlar vardır ki bunların Nasuh Tevbe, pişmanlık sonrası affedilebileceği ve üçüncü olarak ise kul haklarına karşı işlenmiş günahların asla karşılıksız bırakılmayacağı, hak sahipleri haklarını almadıkça hesap işleminin tamamlanmayacağı çok net ifade edilmiştir. Bu konulardaki âyet ve hadisler Müslümanların din kardeşleriyle olan ilişkilerinde hak mefhumu konusunda duyarlıklarını arttırmakta, ticârî ilişkilerden komşuluğa, borç alışverişinden konuştuğu sözlerine varıncaya kadar hassasiyet göstermesini gerekli kılmaktadır. Çünkü takvâ ehli bir Müslüman, din kardeşinin haklarına saygı göstermedikçe kendisinin beşerî münasebetler terazisine hile katmış olur. Tevbe-istiğfarda kul hakkına taalluk eden günahın mutlaka hak sahibiyle helâlleşmek suretiyle gerçekleşeceği kaydı, kul hakkının Tevbe-istiğfar ile giderilemeyeceği gerçeğini ve önemini anlatmaktadır. Burada şu ilkeyi göz önünde bulundurmak gerekir: "Affetmek büyüklük, başkasının hakkını zâyi etmek ise zulümdür.” Allah Teâlâ'nın rahmeti gazabından büyük olduğu için azametine yakışır bir biçimde kulunun kendisine taalluk eden haklarını bağışlar, ancak huzuruna bir başkasının hakkıyla gelen kimseyi ise ‘hak sahibinin hakkını zâyi etmemek için bağışlamaz.' Kur'an-ı Kerîm'de: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzal Sûresi âyet:7-8) buyrulmuştur. Bu anlamda 8. âyet kul hakkına taalluk eden günahları kapsamaktadır.

Kul hakkı konusundaki duyarlılıklar dünyevî hayattaki huzuru sağladığı gibi ahiret mutluluğunun da teminatıdır. Nitekim eliyle, diliyle, gözüyle ve sözüyle başkalarını incitmenin kul hakkına taalluk ettiğini bilen; eline, diline, gözüne ve gönlüne sahip olur. Toplum hayatında her türlü imkânı başkalarını rahatsız etmeden kullanabilme becerisi bu duyarlılığı kazanmaya bağlıdır. Çünkü başkalarını rahatsız etme endişesi taşımayan; yaptıklarının başkalarını inciteceğini düşünmeyen kimse, kolaylıkla kul hakkına girer.

Bir hikayede; bir ineği olan ve onun sütüne her gün su katıp satan adamın durumu anlatılır. Adamcağız bir gün gelen selle ineğini kaybetmiş ve şu dikkat çekici sözleri söylemiştir: "Ben bunu kendi kendime yaptım; yani kendim ettim, kendim buldum. Her gün süte kattığım sular sel oldu ve bu sel de gelip ineğimi aldı.” Kul hakkına çok dikkat edip kurtuluşa ermek isteyelim. Kul hakkına girenlerin iflas edeceğini hiçbir zaman unutmayalım.

İslam'a uygun güzel bir hayatı yaşayıp hayırlı bereketli güzel bir ömürden sonra Cennette Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) komşu olup Cemalullah ile şereflenecek Mü'minlerden olmamız duasıyla…

Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ