Milli Eğitimimizin Hal-i Pür Melali

Bu ülkede yolda kimi çevirip “en büyük üç sorunu say” diye sorsan, sıralamasını bilmem ancak eğitim sistemimiz diye bir başlık mutlaka sıralamada kendine yer bulur. Zira adı her ne kadar Milli olsa da eğitim sistemimiz cumhuriyetimizin kurulmasıyla birlikte hiçbir zaman “milli” olmadı. Zira bu ülkede milli eğitim sistemini ilk defa kuranlar yabancılardır. Kendilerinin istediği şekilde mankurt yetiştirmek için. Hal böyle olunca birbiri ardınca gelen hükümetler ciddi değişiklikler yapmadı, yapanlar da Avrupa’nın yeni çıkardığı sistemleri almaktan öteye gitmedi. 

Hangi konu olursa olsun alınan kararların doğru mu yanlış mı olduğunu 3-5 yıl içinde görürsünüz. Ancak eğitim sisteminde alınan kararların doğru mu yanlış mı olduğunu 20-30 yıl sonra görürsünüz. Zira bir nesil yetişip büyüyecek ve ülkenin başına geçecek ancak ondan sonra “dur biz yanlış yaptık!” diyeceksiniz. Amma bu sefer de “Bad-el harab’ül Basra”…

Son dönemlerde eğitime ciddi kaynak aktarıldı. Tabletler, akıllı tahtalar, hızlı internet, her yere bilgisayarlar vs… Ancak geçen gün Sayın Cumhurbaşkanı “Eğitim, istediğim seviyeye gelemedi.” dedi. Sayın Cumhurbaşkanım haberiniz olsun gelemeyecek de… Öğrenciye öğrencilik şuuru ve hoca saygısı, öğretmene adam yetiştirme ve dava şuuru veremediğiniz sürece de olmayacak. İlköğretimde nottan, devamsızlıktan kalmak yok. Öğretmen öğrenciyi dersten atamıyor, azarlayamıyor, ona bağıramıyor, dövmenin adını bile anamıyor; dersten bırakamıyor, devamsızlıktan öğrenci kalmıyor… Peki, şimdi şu sorunun cevabını Türk milletine kim verecek? BU ÇOCUK ÖĞRETMENİNİ NİYE SAYSIN VE NEDEN DERS ÇALIŞSIN?

Disiplin denilen şey dostlar alışverişte görsün türünden kurmaca. Öğrenciye genellikle kınama, uyarı veriliyor. Bu, öğrencinin UMURUNDA BİLE DEĞİL. Devam ederse okuldan uzaklaştırma veriliyor. BU, CEZA DEĞİL ÖDÜL. Zira okulu sevmeyen çocuğa 3 gün okula gelme, devamsızlığından da düşmeyecek demekle ona ceza verdiğinizi mi sanıyorsunuz? Bütün bunlar birleşince öğrencinin öğretmeni saydığı, sevdiği, ondan korktuğu falan yok. Öğrenci ile öğretmenin karşı karşıya kaldığı durumlarda da Milli Eğitim Bakanlığı ve müfettişleri her daim öğrenciyi haklı çıkarıyor. Öğretmeni dövdüğü halde hiç ceza almayan ancak öğretmene okul değiştirme cezasının verildiği vakalar yok değil. Sonuç? Ders çalışmayan, dersi dinlemeyen bir nesil. Neden dinlesin ki? Öğretmen nasılsa bir şey yapamaz. 

Öğretmenlerimiz çok mu masum? Asla. Kendini geliştirmemiş, dava şuuru yoksunu, insan yetiştirme derdi olmayan, ek dersin yatıp yatmadığından başka bir şey düşünmeyen, bu kadar maaşa bu kadar olurcu, okulda sendikalar vasıtasıyla siyaset yaparak ülkeyi kurtardığını sanan pek çok öğrenememiş, öğretemeyen öğretmen(!). Diğer alanlar şöyle dursun, kendi alanında bile uzman sayılmayan bayanlar ve baylar. Bayan hocaların akşama ne yemek yapayım, dün akşamki dizide neler oldu; erkek hocaların maç, siyaset, at yarışı konuştukları öğretmen odaları… Hiçbir öğretmen lütfen kusura bakmasın. Doğrular can yakabilir ancak DOĞRULAR. Kaldı ki insan yetiştirmek için didinen, bir çocuğu daha nasıl kazanabilirim diye ter döken, derste öğrenciye bir şey verebilmek adına coşan, boğazı, beyni ve tabanları ağrıyan kıymettar öğretmenlerimiz de yok değil… Siz bu iki gruptan hangisindesiniz? Lütfen bunu düşünüp bana öyle kızınız. 

Gelelim sadede. Allah’a şükürler olsun ki (!) öğretmeniyle, sistemiyle, öğrencisi ve velisiyle eğitimimizin hakkından el birliği ile geldik. İçinden çıkılmaz bir hal aldı. İyi öğretmen yetiştirmeyen üniversiteler, öğretmenine saygı duydurmayan ve sistemi oturtamayan devlet, öğrenci yetiştirmekle alakası olmayan öğretmenler, çocuğunun başarısızlığının hesabını öğretmene soran veliler vs vs vs… Avrupa’da çıkan yeni bir sistemi yeni çıkan telefonu almak için koştura koştura markete gidenler gibi hemen almaya çalışıp uymadığını gördüğünde de değişiklikler yapmak zorunda kalan bakanlık Avrupa için biçilen gömleği bize uydurmaya çalışıyor. Kendi himmete muhtaç dede nerde kaldı gayrıya himmet ede. Avrupa, gençliğini kurtarmanın derdinde biz onların gençliği gibi gençlik yetiştirme derdinde. Rabbim, 20 yıl sonra bana yanıldığımı göster. Selam ve dua ile…

 

Yazarın Diğer Yazıları