Türkiye’nin Yeni Komşusu Kürdistan

II. Abdülhamit Han zamanında kurulan Ortadoğu’daki kurtlar sofrası “çok yedik, şiştik artık, ellerinize sağlık” denilip bir türlü kaldırılmıyor. Kaldırılmaz çünkü Batı doymak bilmez bir asalak gibi yapıştığı yerin kanını/petrolünü kurutuncaya kadar orayı bırakmaz. Ortadoğu kendi haline bırakılamayacak kadar önemli topraklardır. Zira altından, dünyada çıkarılan petrolün dörtte birini kendi başına tüketen Amerika için hayat pınarı akıyor. Amerika ve Avrupalılar bu kan damarının peşinde. İsrail ise vaat edilmiş toprakların… Peki, bu kurtlar sofrasında Türkiye’nin konumu neydi? O hep sofranın kenarında bekleyip hizmet eden halayık konumundaydı. “Durun bakayım, ülke dediğiniz bu Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, Arabistan daha düne kadar benim bir şehrim, eyaletimdi” diyecek ve dünya siyasetinin at koşturduğu bu noktada söz sahibi olmaya çalışacak dirayetli bir hükümet çıkmadı. İngilizler sömürgelerinde bağımsızlık hareketleri çoğaldığında, hakkından gelemeyeceklerine karar verdiği anda kendisinin yetiştirdiği kukla birini ülkenin başına geçirmiş ve sömürgelerine bağımsızlıklarını vermiştir. Böylelikle bağımsızlık sonrası dönemde ülke insanını kendi eğitimiyle eğitir ve onlara size özgürlüğü ben verdim, size medeniyeti ben getirdim düşüncesini empoze ederdi. Fransız sömürgelerinde Fransa’nın, İngiliz sömürgelerinde de İngiltere’nin sevilmesinin nedeni işte budur. Osmanlının hatalarından biri de Batılıların bu taktiğini uygulamamasıdır. Osmanlı her yerden savaşarak, binlerce askerini feda ederek çekilmiş ve haliyle kapılar yüzüne kapatılmıştır. Hâlbuki hakkından gelemediği zaman Yunanistan, Bulgaristan, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve diğer ülkelere gerektiğinde özgürlüklerini verip kendi yetiştirdiği birini ülkenin başına geçirip kendi eğitim sistemini kursaydı bugün bu saydığımız ve daha sayamadığımız onlarca ülkede Türkçe konuşulur, bizim sözümüz geçerdi. Bu gerçeği bir İngiliz ajanı bir Türk diplomata şöyle ifade etmiştir: “Sizin yanlışınız, çıkmanız gereken zamanda çıkmanız gereken ülkelerden çıkmamanızdır.” İşin kötüsü ulus devlet sıfatıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti de Osmanlı bakiyesi bu toprakları reddetmiş, görmezden gelmiş, kendi kabuğuna çekilmiştir.
Şimdi Irak’ta kartlar yeniden karılıyor. Yeni devletçikler türeyecek. Peki Türkiye’nin rolü ne olacak bu durumda. Eğer bir şeylerin olmasına mani olamıyorsan ondan faydalanmaya çalışırsın. Bu uluslararası ilişkilerde bir paradigmadır. Eğer Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan kurulmasına mani olamıyorsan kurulmasına yardımcı olup orayı sen yönetirsin. Görünen o ki Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan kurulacak ve Türkiye’nin buna engel olamayacak. O halde derhal bu yeni yapı ile ilişkiler geliştirilmeli, sağlamlaştırılmalı, onlara her türlü yardım yapılmalı ve bağımsızlık sonrasında ekonomisinden, askeriyesine, eğitiminden, dış siyasetine kadar her konuda söz sahibi olunmalı. Hangisini isteriz? Amerika’ya ve İsrail’e hizmet eden bir Kürdistan mı yoksa Türkiye’ye hizmet eden bir Kürdistan mı? Kaldı ki biz onların abileriyiz. Onlar bizim din kardeşimiz, tarih kardeşimiz, kader ortağımız. Düne kadar onlar bizim tebaamızdı. Bugün onlara nasıl sırtımızı dönebiliriz. “Kürdistan’ı kurdunuz bana ne, küstüm, ben oynamıyorum” mu diyeceksiniz? SSCB yıkılıp Türk toplulukları bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bu Türkî cumhuriyetleri kim yönetiyor? Kendileri mi? Türkî cumhuriyetlerde Rusya ne isterse o olur. İşte böyle bağımsızlığını kazanan bir Kürdistan’ın önüne düşüp her konuda yardım alacağı birilerine ihtiyacı olacak. Burası kesin. Soru/sorun bu yardımı kimin yapacağı. Artık duygularımızla, kırmızıçizgilerle devlet yönetilemeyeceğini anlamamız lazım. Ne zaman? İş işten geçmeden. Kürdistan, Amerika’nın ve İsrail’in kucağına düşmeden. Selam ve dua ile…


Yazarın Diğer Yazıları