Editörden

    “Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden Kovarlar.” Demiş atalar… Niye demişler acaba? Herhalde durup dururken söylenmemiştir. Her sözün bir hikâyesi mutlaka vardır. Aslında hiçbir şeyden çekinmeden doğruyu söyleyen kişiler için söylenmiş bir söz ama gerçekten günümüzde böyleleri var mıdır onu da merak ediyorum!
    Neden mi? Sizde az çok tahmin edersiniz. Kişiler, toplum içinde yaşamaya başladığından beri, çıkarı gereği, her düşündüğünü, her duyduğunu olduğu gibi anlatmaktan kaçınır da ondan… Hep bir şeyler gizleyerek başkalarıyla ilişkilerini kurar. Gizlediklerini başkalarından ya çıkarını sağlamak için ya da karşısındakini üzmemek adına söylemez.
    Bazen çıkarı için, doğru olmadığına inandığı şeyleri bile söyleyebilir. Oysa insana yakışan, kendisini olduğu gibi ortaya koymaktır. Doğru bildiklerini hiç kimseden korkmadan, «başkaları ne der?» diye bir endişeye kapılmadan ortaya koyanlar, iyi insan oldukları halde, geneldeki işine gelmeyenler tarafından hoş karşılanmaz.
    Kimse böylelerinin yakınlarında bile olmasını istemez. Politikam bozulacak diye… Öyle olunca da hiçbir doğru, hiçbir yerde veya belirli bir yerde barınacak yer bulamazlar. Dünyada her insanın başta gelen görevlerinden biri de, doğruyu söylemek ve doğru olanı yapmaktır. Baba evladını, öğretmen öğrencisini, devlet vatandaşını bu minval üzere yetiştirirse, kimsenin başı ağrımaz aslında ama bizde maalesef yıllar yılı bunun aksi yapılır hep.
    Bugün televizyonda, radyoda ve diğer yayın ve basın organlarında reyting adına işlenilen tema; aslını araştırmadan yalan yanlış haberle yapılıyorsa, toplumun ne doğruları kalır ne de yaşantıları… Zaman zaman intiharlara kadar götürebilir. Sen adamın özel hayatına gir, engellendiğin zaman da “basın özgür değil” de, yok böyle bir şey…
     Artık iyi adam yok saf adam var; kötü adam yok açıkgöz adam var anlayışı, bizleri ne kadar bahtiyar eder, acaba?
    Hâsılı bizim inanç sistemimizde doğruluk esastır. Doğru söyleyen dokuz köyden kovulmak bir yana başlara taç yapılır inancımızda… Bizim inanç sistemimizde yalanın, dolanın, hilekârlığın yeri yoktur. Bu yüce değerlere gönlünü veren herkes iyinin, güzelin, doğrunun hak olanın talibidir. Bunun dışındakilerse, yalan ve yalancılığı geçer akçe hale getiren ve akıllı geçinen zavallılardan başkası değildir.
    Doğruluktan ayrılmayan kimse, murat ve meramına mutlaka erişir!.. Kendini doğrultmayanlar ise bir başkasının doğruluğunu bekleyemez. Çünkü baca eğri de olsa dumanı her zaman doğru çıkar.
    Hani: “Doğruyu aç görmedim ben, eğriyi tok, eğri yay elde kalır, menzili alır doğru ok” diye bir söz vardır. Kimselere karşı yanlış yapmayanlar ve hak-hukuku gözeten insanlar için söylenmiştir. Yapılan işe veya satışa hile karıştırılsa, bunun fark edilmesi eve kadardır.
    Nasrettin Hoca bir ara uzun bir yolculuğa çıkmış. Yolculuk sırasında kaybolmayayım diye bir kabak bağlamış. Kafile bir konak yerinde konakladığı şurada muzibin biri, Nasrettin Hoca'nın uykuya yatmasından faydalanarak kabağı Hoca'nın belinden çözerek kendi beline bağlamış.
    Ertesi günü uykudan kalkınca Hoca, önünde beli kabak bağlı olan adamı görünce şaşırmış ve: “Allah Allah! Ben bu işin doğrusunu anlayamadım! Ben şu adamım ama acaba kendim kimim?” demiş.
İşin özü; yanıltanlar, kafası karışanlar…
Selam ve dua ile…
 


Yazarın Diğer Yazıları