AFRO-AVRASYA’NIN KUTUP YILDIZI TÜRKİYE
Ülkemiz uzun zamandır küresel kaosların,sıcak çatışmaların çepeçevre tam ortasında bekamız için neredeyse yüzelli yıldır inişli-çıkışlı bir mücadelenin içindeydi. Bizim kadim devlet ve medeniyet aklımızın ve inanç kodlarımızın tarihsel parametrelerinin izinde, zamanın ruhuna uygun olarak hedef-yön tayini ve sabır ve kararlılık direncimizle Batı Oryantalizm'inin yerleşik paradiğmalarını,özellikle yeni milenyumda,tarihten gelen birikmiş kudretimizle bazılarını değişime zorlayarak, bazılarınıda yok hükmünde sayarak ilerlememize devam ediyoruz.
Türk Devleti'nin hükmetme ve yönetme parametreleri, ne Arap hegemonyasına dayalı Emevi Devlet anlayışına ne de Acem hegemonyasının İslamı Şia teopolitiğinin kalıplarına hapseden ve şiddet üreten anlayışına benzer...
İslam nasıl Tevhid dini ise Türk Devleti İslam öncesi ve sonrası da bin yıldır Tevhit Devleti'dir. O nedenledir ki,tarihsel zorunluluklar gereği Cumhuriyet rejimine geçerek Kızıl Elma Şiarı ile yeni bir diriliş yol haritasının paradiğmalarını üreterek bugünlere selametle geldi. Türk Devleti yüzyıllardır hükmettiği bu kadim coğrafyalarda dayatmacı değil dayanışmacı,istismarcı değil ortak değer yaratıcı, baskıcı değil güven ve huzur verici vs..basiretleriyle bugün Balkanlar'dan Karadeniz havzasına Güney Kafkasya'dan Hazar havzasına ve oradan Horasan Erenleri'nin kadim guzergahı Türkistan'a,Büyük Ortadoğu coğrafyasının "dört bucağına", Afrika'nın kuzeyinden Sahel coğrafyasına ve oradan Doğu Afrika'nın Altın Boynuz bölgesine ve Tüm İslam coğrafyalarının Müslüman halklarına kadar her şart ve koşulda diplomatik yollardan, artık kurumsallaşmış değer üreten yardım ve dayanışma kurumlarıyla sahada faal olarak yüzyıllara dayalı hafızaları uyandırarak tarihin Türk İslam Devleti'nin omuzlarına yüklediği sorumluluğun mührü değilmidir.
Bu ifadelerimi simgesel ama gerçek anlatımla daha da anlaşılır kılmak istiyorum.
Yukarda zikrettigim coğrafyaların beşeri ve fiziki bir haritasını önünüze açın ve haritanın büyüklüğüne orantılı bir pergel alın elinize ve sivri tarafını merkezdeki Türkiye'nin Başkenti Ankara'ya batırın ve pergelin diğer ayağını 360 derece açarak döndürün...Son Türk İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden çekildiğinin sınırlarını kapsadığını göreceksiniz..
Bu büyük coğrafyanın nasıl "Balkanlaştırıldığını" yani küçük küçük parçalara bölündüğünü göreceksiniz..
Bunu 19.yy.ın ortalarından bugünlere kadar beceren Küresel Emperyalist-Siyonist oligarşi oğün bugündür halklara ve insanlığa karşı işlediği suçların batağında çırpınırken,Küresel Batı'nın ve Doğu'nun Ulus devlet kanatları ve Orta Ölçekli Merkez Devletler bu özellikle Küresel Siyonist oligarşinin mezar kazıcıları olarak yeni bir dünya düzeninin mücadelesinde umut verici görevlere doğru hamlelerini daha da hızlandıracak.
Yukarda Türk Devlet'ini merkeze alarak özetlediğim,değişime zorlanarak güncellenmiş paradiğmaların ışığında ABD-Siyonist İsrail'in İran'a yönelik alçak saldırının karanlık labirentinden gün ışığına çıkışta Batı ve Doğu'nun hegemonlarının son diplomasi masalarında ve Zirvelerinde çözüm arayışlarında öncelik Küresel Siyonizmin İsrail karakol Devleti'nin akıbeti giderek daha da ön plana çıkıyor...Türkiye başta olmak üzere Orta Ölçekli Merkez Devletler de bu yolda güç çarpanı ilişkileri ile taleplerini tartışılmayacak kadar açık ifade ediyorlar artık..
O nedenle son gidişatı aşağıda bir özet değerlendirme ile noktalayacağım...
İran-Abd savaşını sona erdirme anlaşması ve bundan sonrası için bu anlaşmanın Afro-Avrasya ve Büyük Ortadoğu coğrafyasında nasıl bir güç çarpanı str atejik hesaplara yol açacağına ve bu ilerleyen süreçte İsrail'in kana buladığı coğrafyada Siyonist varlığının akıbeti ve de küresel Batı'nın son on gün içinde,AB Liderler Zirvesi, NATO Savunma Bakanları ve G7 Zirvesi'nde iç ve küresel meselelerinin ele alındığı ve resmi açıklamaları ve sızan muhtemel değerlendirmeleri ve de Temmuz ayının ilk haftasında toplanacak Ankara NATO Zirvesi'nde ele alınacak siyasi,askeri ve stratejik meseleler üzerine değerlendirmeleri içeren yazıları ağırlıklı olarak iç ve dış medyada ve fikir sitelerinde ayrıntıları ile görmekteyiz.
Bu zirvelerin sonuncusu NATO Zirvesi, Küresel Batı'nın en hararetli sorunlarını da içeren tartışmaların geçeceği ve global çıkar çatışmalarının ve uzun bir süredir örselenmiş güvenlik ve savunma doktrinin nasıl güncelleneceği vs.yoğun bir gündem ile baslayacak.Bu zirvelerin ardından,Küresel Hegemon devletlerin ve Orta Ölçekli Devletler'in dış işleri ,güvenlik ve savunma bakanlıklarında ve de istihbarat örgütlerinde süregelen resmi ve gayri resmi acıklamaların ve de istihbari bilgilerin küresel stratejik etkileri ele alınarak yeni üretilen paradigmalara göre yön tayinleri yapılacaktır.. Zaten son aylarda Türk Devleti muhtemel bu gelişmelerin doğuracağı sorunlar yumağına dolanmamak için müthiş ve hayli yoğun ekonomik, diplomatik,askeri,istihbari ve de siyasi birebir temaslarla dikkat çekmişti..Küresel hegemonlar, Türk Devleti'nin stratejik dinamiklerine dayalı hamlelerini yakın ve dirsek teması mesafesinde temaslarla hamleler yaparak geleceğe ilişkin sıcak ilişkilerin alt yapısını oluşturmaya çalışıyorlar...
Bu da Türk Devleti'nin bölgesel Merkez Devlet statüsünden Küresel masalara ağırlığını koyduğu sürecin an itibariyle tartışılmaz ifadesi olarak görülmeli ve görülüyor.
Yazarın Diğer Yazıları