HAH BU EKSİKTİ
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına
TÜRKLERDE EĞİTİM, EDEBİYAT VE ŞİİR
Akıl maçta olmayınca…
KAYBOLAN NESİL DEĞİL KAYDIRILAN YÖNDÜR
YARATILIŞ GAYEMİZ
AKŞAM OLMAKTA
Tur rehberi mi şarap gurmesi mi?
Ekonomide yeni şeyler söyleme zamanı
İlk Yarıdaki Coşkulu Oyunla
MAÇKA YOLLARI
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÖZBEKİSTAN’DA GENÇLER İÇİN MİLLİ RUH VE MİLLİ TARİH ÇALIŞMALARI
RED ETME
İslam’ı Zirveye Taşıyan Âlimler (7.Yüzyıldan 13.Yüzyıla)
GELECEK 100 YILIN TÜRKİYE’Sİ
Gelecek İnfaz Edildi
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Tepkisiz yaşama acaba duyarsız olmaktır desek, yanlış yapmış olur mu? Neden olsun ki? Doğruya da yanlışa da hep tepkisiz kalıyoruz. Belki sebepleri vardır. Ya kırılmasın ya da bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali…
Ünlü bir piyanist şehrin en büyük oteline ait restoranında, konuklara konser vermek için davet edilir. Konseri kabul eden piyanist bir muziplik düşünür ve henüz konser başlamadan önce düşüncelerini uygulamaya başlar. Konuklar gelmeden önce piyanonun tellerini çıkarır.
Ve davetliler geldiği andan itibaren büyük bir aşkla en güzel bestelerini çalmaya başlar. Hatta piyanonun tuşlarına dokunurken kendisinden geçmiş gibi pozlar verir. Ancak piyanonun tellerini daha önceden çıkardığı için haliyle hiç ses çıkmamaktadır.
Böylece iki saat geçer ve bu geçen sürede rolünü başarıyla sergiler. Konser bittikten sonra büyük bir iş başarmış gibi ayağa kalkar ve konuklarını selamlar. Restoranda bulunan herkes ünlü piyanisti ayakta alkışlar. Restorandan dışarı çıktığında basın mensupları neden böyle bir şey yaptığını sorarlar. Piyanistin cevabı çok ilginçtir:
- İnsanların tepkisizliğinin sınırını ölçmek istedim.
- Peki ölçtünüz mü?
- Evet, ölçtüm. İnsanların tepkisizliğinin sırını yokmuş.
Bize dokunmadığı sürece görmezden geldiğimiz, bana ne dediğimiz bir adım daha ileriye giderek bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz zaman bin yıl yaşayıp beslenerek güçlenen ve daha da zorbalaşan yılanla mücadele etmek hiçte kolay olmayacaktır.
Başlangıçta bize dokunmayan yılan önce sevdiklerimize sonra bize zarar vermeye başlayacaktır. Lakin bireysel düşünüp bencil davranışlar sergilediğimiz için belaya biz musallat olduğumuzda bize yardım edecek bir tane bile dost bulamayabiliriz.
Bu da tepkinin doğru olan başka bir misalini verelim: Dördüncü Murad, çok sert bir padişah... Kendi taht zamanında içki ve afyonu yasak etmişti. Kurallara uymayan kim olursa olsun, en şiddetli bir şekilde cezalandırıyordu. Padişah sık sık kılık kıyafet değiştirerek sokağa çıkıyor, halkın arasına karışıyordu. Koyduğu yasaklara uyulmasını mutlaka isterdi.
Bir gün Murad Han, İran'a sefere giderken ordu dinlenmek için konaklar. Padişah da ava çıkar. Gece olup da karanlık bastırınca, en yakın kaleye gidip sığınmak ister. Kalenin kapısına gelir. Kapıda duran muhafıza emreder: “Kapıyı açın, içeri gireyim!” O devirde kalelere sadece padişah at ile girebilirmiş. Ancak muhafız kendisini tanımayınca, şöyle seslenmiş:
- Bre Ağa! Attan in, yürüyerek kaleye gel! Bu kale ağanın, beyin kalesi değil, Padişahın kalesidir! Öyle, her isteyen at sırtında buraya giremez! Bu mertçe cevap, Padişahın çok hoşuna gider. Muhafızın yanına gidip kendisini tanıttıktan sonra onu bir kese altın ile de mükâfatlandırır.
Selam ve dua ile…
GÖRÜNÜŞE ALDANMA!
ÖZGÜRLÜK TEMEL İHTİYAÇTIR!
KURTLAR SOFRASI -2
KURTLAR SOFRASI -1
ADI SİGARA!
ARKASI YARINLARDA BIRAKTIK DÜNÜ -3
ARKASI YARINLARDA BIRAKTIK DÜNÜ -2
AYA, AYAK BASMAK!
SİHİRLİ DÜNYA SİNEMA!
BAŞKA DİNLERDEN KARIŞMIŞ İNANÇLAR -3