ESKİMİŞ VE ESKİMEYE BAŞLAMIŞ MESLEKLER

İznik şaheserleri nasıl ki şahları, padişahları çağrıştırıyorsa Kütahya eserlerinden de halk zevkinin incelikleri, doğaya dönüklüğü okunabilmektedir. Tabaklar, sürahiler, laledanlar, gülabdanlar, ibrikler,  maşrapalar, kaseler, vazolar, saksilar, testiler, buhurdanlar, limonluklar , şerbetlikler, aşurelikler, mataralar, kavanozlar, küpler, çaydanliklar, top askilar,. kiliseler için yapilan haçlar, melek ve aziz betimlemeleri, çeyizlik tabakalar... Hatta son dönemlerde masa, sehpa üstlükleri, oyuncaklar, resim ve fotoğraf çerçeveleri, "Kütahya yadigârı" yazılı levhalar, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye arması, bayrak, padişah, paşa portrelerinin işlendiği duvar ve konsol tabakları, siyasal ve toplumsal değişimlere dönük örneğin "Yaşasın Meşrutiyet", "Uhuwet, Musavat..." vb sloganlar, gemi, top, kale resimleri yansıtan keramiklerin hepsine aynı güleçliği ve zevk anlayışını Kütahyalı sanatkar ruhlu zenaatkârlar naif çizgilerle işlemişlerdir. Kütahya keramikleri hakkmda daha önemli bir vurgulamada bulunmak gerekirse, İznik çinileri için "Osmanlı" nitelemesi ne derecede uygun düşmekteyse Kütahya keramikleri için de "Anadolu sanatı" nitelemesi uygun düşmektedir. Saraya ve yüksek zümreye hitap eden İznik çiniciliğine karşılık, halk için üretilen Kütahya keramik ve çinileri, bu yaklaşım sayesinde, İznik'tekine benzer bir sönüşü yaşamadığı gibi, daha da önemlisi Osmanlı döneminin bir sanatı olarak 20. Yüzyıla kadar sürekliliğini korumuştur.1907'de Kütahya'da mutasarrî olan ve çini süslemeli hükümet konağını yaptıran Giritli Fuad Paşanın hükümete gönderdiği bir yazısında, "Kütahya'da üç asır evvel üç yüzden fazla çini imalathanesi varken bu sayının Hicri 1210 (M. 179S) yılında yüze düştüğünü" belirtmesi, burada da bir gerilemenin yaşandığını göstermektedir. Hafız Mehmed Emin 18931te Kütahya'da tesis ettiği Metin Çin ilmalathanesiyle ilgili olarak 1917'de Ticaret Nazırlığına sunulan raporda ise 7-8 ustayla faaliyete geçen ve her çeşit çini eşyanın yapıldığı; bu tesiste usta sayısının artarak 150'iye ulaştığı ancak I. Dünya Savaşı nedeniyle işlerin durdugu vurgulanmıştır. Diğer yandan, İznik çiniciliğinin Osmanlı mimarisine kattığı sanat değerinde olmasa bile, Kütahya çiniciliğinin de 19. Yüzyıl sonu-20.yüzyıl başındaki ulusal mimari akımına estetik  katkısı vardır. Bu yeni mimari akıma  öncülük eden Türk mimarlarından Ali Tal'at, Vedat, Kemalettin beyler, anıtsal yapılarda Kütahya çinilerinden dekorasyana ve kitabeliklere yer vermişlerdir. Bu uygulamaların en güzel örnekleri, İstanbulıda Sirkedideki Büyük Postane'de, Sultanahmet'te Defter-i Hakanî Nezaretinde (günümüzde Tapu Kadastro Müdürlüğü) Vakıf Hanlarında, Çapa Darülmualümat binasında (eski Eğitim Enstitüsü) Eyüp'teki Sultan V. Mehmed Reşad'ın türbesinde, Topkapı Sarayının o dönemde onarıma alınan dairelerinde, Haydarpaşa, Bostancı ve Büyükada iskele binalarında görülebilir. Eser-i İstanbul ve Yıldız Çinileri Türk çini ve keramik sanatlarının izinde son iki ışıltı, Sultan III. Selim döneminde (1789-1807) döneminde İstanbul'da Galata ve Balat'taki atölyelerde imal edilen ve İstanbul İşi de denilen Eser-i İstanbul porselenleri ile Sultan II. Abdülhamid'in (1876-1909) Yıldız Sarayında tesis ettiği atölyede imal edilen Yıldız çini ve porselenleri olmuştur. Eser-i İstanbul testileri, bardak, sürahi, kase ve fincanları, 18. Yüzyıl kapanırken İstanbul saray ve konaklarının en gözde parçaları imiş. Balat - Ayvansarayarasındaki bir atölyede imal edilen, beyaz zemin üzerine kırmızı ve yeşil çiçeklerle bezeli, adeta cam gibi ince cidarlı bu porselenlerin günümüze ulaşan nadir parçalarını müzelerde ve özel koleksiyonlarda görmek mümkündür. III. Selim zamanının ünlü hattatı Yesarı'nın tallik yazısıyla istiflediği "Eser-i İstanbul" gömme damgalı olanları daha değerli olup bazılarında da basit tarzda yine "Eser-i İstanbul" yazısı okunur. Antikacıların gözünde, düz beyaz ve tırtıllı olanlarıyla yazısızıarı o kadar makbul sayılmazmış. Eser-i İstanbul porselenlerinin ne yazılı ne de yazısız olanlarında usta imzalarına rastlanmadığından maalesef bunların sanatkârlarının adlarını dahi bilmiyoruz. Diğer yandan, 21 Ramazan 1261 (23 Ağustos 1845) tarihinde Meclis-i Vala'nın gündemine gelen konular arasında "Boğaziçi'nde kain Paşabahçesi nam mahalde kumpanya veçhiyle inşa olunmuş fagfuri ve çini ve pota ve ağnad  tuğlası" (Başbakanlık Osmanlı Arşivi İrade, Meclis- i Vala, no 1311) imal edilen bir fabrikanın varlığından söz edilmektedir. Burada yapılan çini ve porselenlerin Eser-i İstanbul cinsinden olup olmadığı bilinmediği gibi, örneklerinin günümüze ulaşıp ulaşmadığı da bilinmemektedir.  

Yazarın Diğer Yazıları