DOLAR
43,62
EURO
51,62
STERLİN
59,67
GRAM
7.350,01
ÇEYREK
12.065,17
YARIM ALTIN
24.003,94
CUMHURİYET ALTINI
47.857,08
Nurettin BAY
Nurettin BAY
nureddinbay@gmail.com
02 Şubat 2026 Pazartesi günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Perde önünde ABD-İran savaşı, perde gerisinde Türkiye-İsrail savaşı


Dünya, yeni bir şeytani İsrail senaryosu ile karşı karşıya.

Trump İsrail'in oyununa gelir mi?

Son iki haftadır dünya, gözünü Ortadoğu coğrafyasına dikmiş durumda.
​​​​​​
Sorunun adı net:

Amerika İran'a vuracak mı, vurmayacak mı?

Bu soru basit bir askerî senaryo tartışması değil. Asıl mesele, Amerika'nın İran'a ne yapacağı değil; İsrail'in Amerika'yı neye zorladığıdır.

İran, Venezuela değildir.
Ne coğrafyası benzer, ne toplumsal yapısı, ne de devlet refleksi.

İran'a vurmak; bir ülkeyi bombalamak değil, bir bölgeyi ateşe vermek demektir. Bunu Washington da, Pentagon da çok iyi biliyor. İran vurulduğu anda savaş Tahran'la sınırlı kalmaz. Irak, Suriye, Lübnan, Yemen devreye girer; Hürmüz Boğazı riske girer; enerji piyasaları sarsılır. Daha da önemlisi, kontrol edilemeyecek bir çatışma başlar.

Bu yüzden ABD'nin İran politikası yıllardır nettir:
Yıkma, dizginle.
Devirme, dengele.

Ne Hamaney'i  kaçırmak ne de suikast düzenlemek Amerikan devlet aklı için rasyoneldir. Çünkü Hamenei bir kişi değil, bir rejim simgesidir. İran'da yaklaşık 200 bin kişilik Devrim Muhafızları gerçeği varken ve toplumun önemli bir bölümü kriz anlarında devletin yanında saf tutarken, rejim değişikliği hayali gerçekçi değil. 

Tam da bu noktada İsrail devreye giriyor.

Gazze'de istediğini alamayan, uluslararası alanda meşruiyet kaybeden ve Türkiye'nin diplomatik ağırlığının arttığını gören İsrail, İran kartını büyütüyor. Çünkü İsrail biliyor ki; Amerika İran'la savaşa girerse, Türkiye de ister istemez bu denklemin içine çekilecektir. Bu, İsrail açısından "bir taşla birden fazla kuş” hesabıdır.

Trump'ın bu oyuna mesafeli durduğu açık. Gazze meselesinde Netanyahu'nun Türkiye'yi dışlama talebini reddetti. Suriye denkleminde Ankara'nın tezlerine kulak verdi. Bu tutum, İsrail'i köşeye sıkıştırdı ve daha da önemlisi korumasız bıraktı.

İşte tam bu aşamada Epstein dosyalarının yeniden servis edilmesi tesadüf değil. Zamanlama manidardır. Trump'ın en zayıf noktası üzerinden bir baskı kurulmaktadır. Amaç nettir: Barış ihtimalini sabote etmek, diplomatik kanalları tıkamak ve Amerika'yı geri dönüşü olmayan bir noktaya sürüklemek.

Bugün perde arkasında yaşanan şey, doğrudan bir İran–ABD gerilimi kadar, örtük bir İsrail–Türkiye mücadelesidir. Türkiye son günlerde yürüttüğü yoğun diplomasiyle Washington ile Tahran arasında bir masa kurmaya çalışırken, İsrail bu masanın devrilmesini hedeflemektedir. 

Trump'ın önünde tarihi bir eşik var.
Ya Amerikan tarihinde ilk kez İsrail'in güvenlik reflekslerine rağmen bölgesel savaşı durduran başkan olacak,
ya da kendisinden önce gelenler gibi baskıya boyun eğecek. Ortadoğu'yu kontrolüne almak amacıyla büyüttüğü İsrail bugün bumerang misali ABD'ye yönelmiş durumdadır. 

İsrail'in elindeki kozlar güçlü olabilir. Ama şunu da herkes biliyor:
İran'a vurmak, Venezuela'ya gemi göndermek kadar kolay değildir.
Ve böyle bir savaşın kazananı olmaz.

Kazananı olmayan savaşların ise tek bir sonucu vardır:
Kaos.
Ve kaos, en çok barışı masaya koyanları cezalandırır.
Bu durumun kazananı İsrail olacaktır. İsrail sadece bölgenin değil tüm dünyanın başının belasıdır. Başı ezilmedikçe bela bitmeyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları