DİNİN BİREYSEL YORUMA TERK EDİLMESİ, HAKİKATTEN HEVÂYA DÜŞÜŞ
O YOK
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Altın Piyasalarındaki Gürültü Döviz Piyasalarını Tehdit Ediyor
Avrupa Hayalinden Ligde Kalsak Tedirginliğine
Maveraünnehir’den Anadolu’ya Özbekistan ve Türkiye Kardeşliği
KANADA BAŞBAKANI CARNEY’İN FERYADI
Belediye Kreşi mi, Epstein Adası mı?
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
Tarihi Okuyamayanlar, Tarihin Altında Kalır
YIKIM
Bir Gol, Bir Puan, Bir Şans, Bir Umut
Şehvet-i Kelam ve Kalem İçin Susturucu: Kabak
KÜLTÜRDE KONYA FARKI
SAVAŞIN BARONLARI
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
BANKA PROMOSYONU VE PROSMOSYON YERİNE FAİZSİZ KREDİ SEÇENEĞİ CAİZ Mİ?
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Samsunspor ders verdi, Konyaspor izledi…
Bir toplumun çöküşü bazen bombalarla, bazen açlıkla, bazen de savaşlarla olur. Ama en sinsi çöküş, hakikatin sessizce bozulmasıyla başlar. Bugün yaşadığımız kriz, çoğu zaman zannedildiği gibi ekonomik ya da siyasî değildir. Asıl kriz, din anlayışının parçalanmasıdır. Ve bu parçalanmanın en tehlikeli şekli şudur. Dinin bireysel yoruma terk edilmesi.
Bu ifade ilk bakışta masum, hatta özgürlükçü gibi durur. Herkes dini kendince yaşasın cümlesi, kulağa hoş gelir. Fakat biraz derinlemesine bakıldığında görülür ki bu söylem, dini Allah'ın muradı olmaktan çıkarıp, insanın hevasına teslim etmenin başka bir adıdır.
–Din, beşerî bir fikir değildir.
–Din, felsefe değildir.
–Din, sosyolojik bir sözleşme hiç değildir.
–Din, Allah'ın muradıdır. Ve Allah'ın muradı, kulun keyfine göre şekillenmez.
Eğer din bireysel yoruma terk edilirse, ortaya bir hakikat değil, sınırsııız yorumlar karmaşası çıkar. Herkesin kendi doğrusu olur ama kimsenin hakikati kalmaz.
Bugün sıkça duyduğumuz:
–Ben böyle hissediyorum
–Bana göre İslam bu
–Bence bu böyle olmalı
–Bence faizde bi ticaret
–Kalbim temiz, yeter gibi cümleler, aslında dinin değil, nefsin konuştuğu cümlelerdir.
Çünkü hakikat bana göre olmaz. Hakikat tektir. Yorum çoğalırsa, hakikat kaybolur.
Modern çağın en tehlikeli davranışlarından biri benliktir. İnsan artık: Kendini merkeze alıyor, Aklını ölçü kabul ediyor, Nefsini hakem yapıyor ve diyor ki, ben böyle anlıyorum. Oysa Din, ben ile değil, Rabbim buyurdu ki ile başlar. Ben böyle anlıyorum demek, farkında olmadan şunu söylemektir. Allah böyle buyurmuş olabilir ama ben başka türlü yaşamak istiyorum. Bu, basit bir fikir ayrılığı değildir. Bu, itaatin reddidir.
Bireysel yorumun ilk hedefi Kur'ân'dır. Ama Kur'ân'ı inkâr ederek değil, bağlamından kopararak. Ayetten sadece hoşuna gideni alır, öncesini-sonrasını görmezden gelir. Sonuçta: Haşa Ayetler slogan olur, Hükümler buharlaşır, İlâhî mesaj, kişisel motivasyon cümlesine dönüşür. Kur'ân, hayat nizamı olmaktan çıkar, kişisel görüşler kitabına döner.
Bireysel yorumun ikinci adımı şudur: Sünneti etkisizleştirmek. Hadisler tarihsel denir, Sünnet kültürdür denir, Buhari, Tirmizi, Nese-i eleştirilir. Çağ değişti denir. Zamanımız akıl mantık zamanıdır, Dinde akıl mantık dinidir denir. Din akıl mantık sapmalarına feylosofik düşüncelere göre şekillendirilir. Oysaki şu unutulmaktadır. Din Kur'an ve Sünnete dayalı nakil dinidir. Ama şu soru sorulmaz. Kur'ân'ı bize kim öğretti? Namazı kim gösterdi? İslam'ı nasıl yaşayacağımızı kim anlattı? Sünnet devre dışı bırakıldığında, Namaz
keyfe göre şekil alır, Oruç anlamını yitirir, Ahlâk ölçüsüzleşir. Ortada Kur'ân ismi kalır ama Resûlullah'sız bir din ortaya çıkar ki, bu din İslam değildir.
Bireysel yorum şunu sevmez: Mezhebi sevmez, Âlimi sevmez, Usûlü sevmez. Çünkü ilim, sorumluluk getirir. Usûl, sınır koyar. Âlim Kur'an ve Sünneti, Fıhkı, ilmi öğretir ve öğrenilenlerle amel edilmesini ister buda nefsi rahatsız eder. Bireysel yorum ise rahat ister. Oysa bin dört yüz yıllık İslam ilim geleneği, Tefsirle, Fıkıhla, Hadisle, Tasavvufla oluşmuş bir hikmet mirasıdır. Bu mirası yok sayıp, Ben Kur'ân'ı açtım okudum, bana Kur'an yeter, sünnete, alime, öğreticiye gerek yok, ben açar okurum amel ederim demek kos koca deryaları görüp ben bunu bardakla ölçerim diyerek, Deryayı bardakla ölçmeye kalmaktır.
Mezhepler din değildir ama dini anlama yollarıdır, Mezhebi reddeden aslında şunu der. Beni bağlayan bir ölçü istemiyorum. Ama ölçüsüzlük özgürlük değildir. Ölçüsüzlük savrukluktur. Mezhepsiz bir din anlayışı; Bugün helâl dediğine yarın haram der, Bugün farz dediğini yarın gereksiz görür, Çünkü onu bağlayan hiçbir ilmi disiplin yoktur. Bireysel yorumun kazananı kimdir biliyor musunuz? Nefs. Nefs zorlanmak istemez. Nefs fedakârlık istemez. Nefs sınır sevmez. Bireysel yorum ona şunu söyler :Zor geliyorsa farz değildir, Çağa uymuyorsa geçerliliği yoktur, İçinden gelmiyorsa gerek yok. Bu anlayışta: Tevbe bile yüzeyselleşir. Günah normalleşir. Haramlar meşrulaşır. Din; nefsi terbiye etmek için gelmişken, nefsin hizmetkârı hâline getirilir. Din bireyselleştikçe, ümmet dağılır. Artık: Saf yok ,Cemaat yok Birlik yok. Herkes kendi dünyasında iyi Müslüman. Oysa İslam: Cemaat dinidir. Saf dinidir. Omuz omuza durma dinidir. Bireysel din anlayışı, ümmeti yalnız bireylere dönüştürür.
Yalnızlaşan birey ise her fikre açık, her rüzgârla savrulmaya müsaittir. Rehbersiz din, savrulur. Usûlsüz anlayış, her şeyi meşru görür. Bugün maneviyat adı altında :Psikoloji dinin yerine geçiyor. Kişisel gelişim ayetlerin önüne konuyor. Batı felsefesi sunuluyor. Ve herkes kendi yolunu hak ilan ediyor. Hak ile batıl arasındaki çizgi silinince, her yol doğruymuş gibi görünür. Halbuki bizim felsefeye ihtiyacımız yok. Felsefeden çok çoook üstün tefekkür dersimiz var.
Din, itaatle ayakta durur. Ama bireysel yorum, itaati sevmez. Kimse beni bağlamaz anlayışı ;Allah'ın emrine mesafeli, Resûlullah'ın sünnetine seçici, Âlimlerin sözüne şüpheci bir karakter üretir. Bu karakter dindar gibi görünür ama teslim değildir.
Açık ve net Din: Kulun yorum projesi değildir, Çağın taleplerine göre şekillenmez, Nefsin rahatına göre eğilip bükülmez.
Din:,Kur'ân'dır ,Sünnettir, Sahâbenin anlayışıdır, Âlimlerin usûlüdür, Allah dostlarının edebidir. Bu çizgi terk edilirse, geriye İslam ismi kalır ama ruhu kalmaz. Dini bireysel yoruma terk etmek, dine uymak değil, dini bozmaktır. Bu yolun sonu: Hakikatin buharlaşması, Ümmetin dağılması, Nefsin ilâhlaşmasıdır. Ve unutulmamalıdır ki: Hakikat bir tanedir. Onu çoğaltmaya çalışanlar, aslında onu yok ederler.
Herkes dinini kendi aklına göre yaşarsa, ortada din kalmaz; sadece iddia kalır.
İNSANLARI ŞİRKTEN KURTARAN DİN, MÜSLÜMANI ŞİRKLE SUÇLAYAN ZİHNİYET NEREDEN NEREYE GELDİK
ALLAH İŞLERİ EN GÜZEL ŞEKİLDE YAPMAYI EMREDER
ÜÇ AYLAR, KANDİLLER VE ÜMMETİN HAFIZASINA YÖNELİK ZEHİRLİ SALDIRILAR
NOEL BİZİM NEYİMİZ OLUR? YILBAŞI BİZİM NEYİMİZE?
BU NAMAZLA ALAY EDEN NESİL Mİ, SESSİZ KALAN TOPLUM MU? BU ÜLKEDE BAŞKA DİNLERLE ALAY EDENİ GÖRDÜNÜZ MÜ?
REĞÂİB GECESİ BİR GECE DEĞİL BİR YÖN TAYİNİ
SOKAKLARIMIZ YABANCI, TABELALARIMIZ SUSKUN, KULAKLARIMIZ ESİR
Hazreti Pîr Mevlânâ’nın Şeb-i Arûsu, Bizim de Şeb-i Arûsumuz Olsun
Hz.Şems-i Tebrizi,Hz. Mevlânâ sema ve Biz
ŞEMS ve MEVLÂNÂ’NIN KARŞILAŞMASI