DOLAR
45,452 TL
EURO
53,182 TL
STERLİN
61,474 TL
GRAM
6.833 TL
ÇEYREK
11.228 TL
YARIM
22.251 TL
CUMHURİYET
44.228 TL
Enver Kömürcü
Enver Kömürcü
enverkomurcu@yenikonya.com.tr
26 Mart 2026 Perşembe günü yayınlandı

BİZİM MUHSİN BİR ŞEHİDİN ARDINDAN KALAN MİRAS VE VİCDAN MUHASEBESİ

 

 Bazı insanlar vardır, isimleri sadece nüfus kayıtlarında yazmaz, gönüllere yazılır. Bazı insanlar vardır, ölüm onlara son olmaz, bilakis bir diriliş kapısı olur. Ve bazı insanlar vardır ki, onların ardından konuşmak, bir insanı anlatmak değil, bir duruşu, bir ahlâkı, bir davayı ve bir vefayı anlatmaktır. İşte Meşâyıh-ı Kirâm'ın "Bizim Muhsin” diye bağrına bastığı o yiğit, o alperen, o dava adamı, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu.

Onun adı geçtiğinde, sadece bir siyasetçi gelmez akla. Bir adam gelir. Sözünün eri olan bir adam. Davasını makamdan, koltuktan, menfaatten üstün tutan bir adam. Düşerken bile doğruluktan taviz vermeyen bir adam. Ve belki de en önemlisi. Ölümü bile bir duruşa dönüştüren bir adam.

Bugün, onun şehadet yıl dönümünde sadece bir hatırlama yapmıyoruz. Bir muhasebe yapıyoruz. Kendimize bakıyoruz. Duruşumuza, sözümüze, sadakatimize, ihlasımıza bakıyoruz.

Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu'nu anmak, sadece rahmetle anıyoruz demek değildir. Onu anlamak, onun gibi olmaya niyet etmektir.

O, bu toprakların yetiştirdiği nadir adamlardan biriydi. Öyle bir zamanda yaşadı ki, doğruların eğrildiği, eğrilerin doğru diye itibar gördüğü bir zamandı. Sözlerin ucuzladığı, sadakatin zayıfladığı, davaların şahsî menfaatlere kurban edildiği bir zamandı. Ama o, Hiç eğilmedi.

Rüzgâr sert esti, o dimdik durdu. Yalnız kaldı, ama yolundan dönmedi. Baskı gördü, ama hakikatten vazgeçmedi. Çünkü o, kalabalıkların adamı değildi. O, Hakk'ın adamıydı. O dava adamıydı.

Şehadet. Her insan ölür. Ama herkes şehit olmaz. Şehadet, sadece bir ölüm şekli değildir. Şehadet, bir hayat tarzının zirvesidir. Bir ömür boyunca doğrulukla yaşayanın, sonunda Rabbine yüz akıyla dönmesidir. Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatına baktığımızda şunu açıkça görürüz. O, şehadeti sadece son anda değil, hayatının her anında yaşamış bir insandı.

Haksızlığa karşı susmadı. Zulme karşı eğilmedi. Menfaat uğruna değerlerini satmadı. Bugün bir çok insanın en küçük bir çıkar için bile ilkelerini terk ettiği bir dünyada, o, en büyük bedelleri ödeyerek ilkelerini korudu. İşte bu yüzden onun ölümü bir son değil, bir mühürdür. Bu adam doğru yaşadı.

Onun hayatına baktığımızda Samimiyeti görürüz. Bugün en büyük krizimiz budur. Söz çok, samimiyet az. Görüntü çok, hakikat az. Ama Muhsin Yazıcıoğlu. Göründüğü gibiydi. Olduğu gibiydi. Kürsüde neyse, sokakta oydu. Kalabalıkta neyse, yalnızken de oydu. İşte bu yüzden insanlar ona güvendi. İşte bu yüzden Meşâyıh-ı Kirâm ona "Bizim Muhsin” dedi. Çünkü o, sadece bir siyasi lider değildi. Bir gönül adamıydı.

Bugün bir gerçeği daha konuşmak zorundayız. Biz, onun gibi adamlara ne kadar vefa gösteriyoruz? Şehitlerimizi sadece yıl dönümlerinde hatırlayan bir toplum haline mi geldik? Yoksa onların bıraktığı mirası omuzlayan bir ümmet miyiz? Şehadet yıl dönümleri, sadece sosyal medya paylaşımlarından ibaret olursa, bu vefa değil, bir vicdan susturma yöntemidir. Gerçek vefa şudur. Onun gibi yaşamak. Onun gibi doğruluktan taviz vermemek. Onun gibi yalnız da kalsam doğruyu söyleyeceğim diyebilmek. Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatı bize şunu öğretir. Dava, konjonktüre göre değişmez. Hakikat, rüzgâra göre yön değiştirmez. Bugün birçok insan, bulunduğu ortama göre konuşuyor. Menfaatine göre saf değiştiriyor. Güç kimdeyse ona yanaşıyor. Ama o, gücün yanında değil, hakkın yanında durdu. İşte bu yüzden yalnız kaldı. Ama işte bu yüzden büyüdü. Çünkü tarih, kalabalıkların değil, doğruların tarihidir.

Onun hayatındaki en büyük derslerden biri de şudur. Cesaret. Cesaret sadece meydanlarda bağırmak değildir. Cesaret, doğruyu söylemenin bedelini göze almaktır. Bugün birçok insan doğruyu biliyor. Ama söylemiyor. Neden? Kaybetmekten korkuyor. Dışlanmaktan korkuyor. Yalnız kalmaktan korkuyor. Ama Muhsin Yazıcıoğlu bunların hiçbirinden korkmadı. Çünkü o, kaybetmeyi değil, yanlışta kazanmayı korkulacak bir şey olarak görüyordu.

Bugün onun şehadetini konuşurken, aslında kendi hayatımızı konuşuyoruz. Biz neredeyiz?

Hangi taraftayız? Hakkın yanında mıyız, yoksa menfaatin mi? Dava adamı olmak kolay değildir. Bu yol çile ister, sabır ister, fedakârlık ister .Ama en çok da şunu ister, İhlas. Muhsin Yazıcıoğlu'nun en büyük sırrı buydu. İhlas. O, yaptığı hiçbir şeyi gösteriş için yapmadı. Alkış için yapmadı. Makam için yapmadı. O, Allah için yaptı. İşte bu yüzden adı kaldı .İşte bu yüzden unutulmadı. İşte bu yüzden Bizim Muhsin oldu.

Bugün bu satırları yazarken insanın içi sızlıyor ve üşüyor. Çünkü böylesi adamlar azaldı. Bugün söz çok. Ama sözünün eri az. Bugün dava çok. Ama dava adamı az. Bugün kalabalık çok. Ama samimiyet az. Ve işte tam da bu yüzden, Muhsin Yazıcıoğlu gibi isimler daha da kıymetli hale geliyor. Çünkü onlar, bir ölçü. Bir mihenk taşı. Kimin doğru, kimin eğri olduğunu anlamak için bir ölçü. Onun şehadeti bize şunu da hatırlatır. Ölüm, bir son değildir. Asıl mesele, nasıl yaşadığındır. Bugün nice insanlar var ki yaşıyor ama iz bırakmıyor. Nice insanlar var ki konuşuyor ama tesir etmiyor. Ama bazı insanlar vardır. Bir ömür yaşar ve bir asır konuşulur. İşte Muhsin Yazıcıoğlu böyle bir insandı.

Bugün bir şehidi anarken, kendimize şu soruyu sormalıyız. Eğer bugün ben ölsem, arkamdan ne konuşulacak? Dava adamı mıydı? Yoksa menfaat adamı mı? Doğru muydu? Yoksa rüzgâra göre eğilen biri mi? Sadık mıydı? Yoksa fırsatçı mı? İşte asıl mesele budur.

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu.

-Sen bu dünyadan geçtin ama arkanda bir iz bıraktın.

-Bir duruş bıraktın.

-Bir ahlak bıraktın.

-Bir dava şuuru bıraktın.

-Ve en önemlisi, Bir vicdan bıraktın.

Bugün o vicdan hâlâ konuşuyor.

Bugün o duruş hâlâ örnek oluyor.

Bugün o isim hâlâ saygıyla anılıyor.

Mevlâ Teâlâ Hazretleri makamını âli eylesin.

Rabbim onu şehitler zümresine ilhak eylesin.

Bizlere de onun gibi dosdoğru bir hayat nasip eylesin.

Ve bizleri. Sözde değil, özde dava adamlarından eylesin.

Çünkü bu dava, sıradan bir dava değildir.

-Bu dava

-sadıkların,

-salihlerin,

-şehitlerin davasıdır.

Ve o davanın içinde bir isim var ki,

Gönüllerde hep aynı şekilde anılacak

"Bizim Muhsin”


Yazarın Diğer Yazıları