DOLAR
43,19
EURO
50,56
STERLİN
58,18
GRAM
6.288,73
ÇEYREK
10.328,06
YARIM ALTIN
20.556,26
CUMHURİYET ALTINI
40.982,80

Yıl Değişti, Senaryo Değişmedi

Takvimler değişti, yıl 2026 oldu.
Ama Ortadoğu'da sahnelenen oyun aynı. Yönetmen tanıdık, oyuncular tanıdık, senaryo tanıdık. 

ABD ve İsrail, yeni yılın daha ilk günlerinde yeni hesapların peşinde. Trump'ın Netanyahu ziyaretinden hemen sonra resmi hesabından yaptığı açıklama yol haritasını netleştirdi. Son iki haftadır konuşulan bir iddia vardı: İsrail'in, ABD'yi İran'a karşı kışkırtarak yeni bir saldırı planı üzerinde çalıştığı söyleniyordu. Kimileri buna komplo teorisi dedi. Ancak yılın ilk günüyle birlikte İran'da patlak veren olaylar, bu ihtimalin hiç de uzak olmadığını gösterdi.

İran'da yaşanan karışıklıklarda polise yönelik saldırılar oldu, polis karşılık verdi ve maalesef can kayıpları yaşandı. Elbette hiçbirimiz, hiçbir ülkede ölümlerle sonuçlanan iç kargaşalar görmek istemeyiz. Bu mesele İran'ın iç işidir. Ne Türkiye'nin ne de başka bir ülkenin, bir devletin iç düzenine müdahale etmesi kabul edilebilir. 

Ancak dünyada bunu isteyenler var.
Hem de çok güçlü olanlar.

Gizli hesaplarının olduğu ülkelerde yaşanan her kaos, onların işine gelir. Çünkü mevcut müesses nizam, istikrardan değil kargaşadan beslenmekte. Dünyayı sömürmenin, toplumları denetim altında tutmanın bir numaralı yolu budur. Bu nedenle müdahale etmek istedikleri her devletin bir "yumuşak karnı” aranır. Her toplumda ayrılık üretilebilecek fay hatları kaşınır. Sonrası bilindik bir süreçtir: Önce iç karışıklık, ardından istikrarsızlık, sonra da bölünmeye kadar giden senaryolar. Batının bilindik yöntemi: Böl, yönet, yut. 

Artık dünya bu gerçeği biliyor. ABD, özellikle Ortadoğu'da İsrail'i gerekçe göstererek bölge ülkelerini denetim altında tutmanın ve kendisine bağımlı hale getirmenin başka bir yolunu görmüyor. Bu politikanın adı bazen "demokrasi”, bazen "insan hakları”, bazen de "barışçıl gösteriler” oluyor.

İran'a gelince. Binlerce yıllık bir devlet geleneğine sahip. Elbette İran eleştirilebilir. Türkiye'ye yönelik politikaları, mezhepsel yaklaşımları ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden yürüttüğü faaliyetler ortadadır. Yemen'de, Suriye'de akan kanın İran'la bağlantılı yönleri inkâr edilemez.

Ama bütün bunlara rağmen, bölge ülkelerinin meselelerini kendi aralarında çözmesi esastır. Dış müdahale bu coğrafyada hiçbir zaman çözüm üretmemiş, yalnızca daha büyük felaketlerin kapısını aralamıştır.

Müesses düzen, başkalarının bir ülkenin iç işlerine karışabilmesi için gerekçe üretme konusunda son derece mahirdir. Bugün de bunu yapmaktadır. Trump'ın, "İran barışçıl göstericileri öldürürse silahlarımız hazır” şeklindeki açıklaması, bu yaklaşımın en çarpıcı örneğidir. Bu, diplomasi değil; tehdittir.

Yılın hemen başında İran'ın gündeme getirilmesi, bölgede yeni senaryoların devreye sokulduğunu göstermektedir. Nükleer tesisler meselesi yıllardır bir bahane olarak kullanıldı. Etkisiz hale getirildiği söylendi, yetmedi. Şimdi yeni gerekçeler üretiliyor.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın ekonomik sorunlarla ilgili açıklamaları da dikkat çekicidir. İran'da ekonominin kötü olduğu doğrudur. Ancak bu durumun iç karışıklıklar için bir fırsata dönüştürülmek istendiği de açıktır. Ekonomik sıkıntılar, dış müdahaleler için her zaman en elverişli zemin olmuştur.

Buradan açık bir uyarı yapmak gerekiyor:
İslam ülkeleri son derece dikkatli olmalıdır. Canı istediği zaman, canı istediği ülkeye müdahale planı yapan bir Amerika gerçeği ortadadır. Bugün İran, Venezuela, Kolombiya… Yarın başka ülkeler.

Amerika'nın petrolün olduğu her bölgeye yönelik iştahı artık gizli değildir. Oyunun içinde oyun vardır.

Türkiye açısından ise tablo nettir. Yıllardır uygulanan dengeli, dinamik ve çok yönlü dış politika çizgisinden sapılmamalıdır. Provokasyonlara gelinmemeli, bölgedeki hassas dengeler büyük bir dikkatle gözetilmelidir.

Şu tarihi gerçek unutulmamalıdır: Bu tür durumlarda en caydırıcı etken güçlü ordu, güçlü savunma sistemidir. Orman kanunlarının geçerli olduğu bir dönemden geçiyoruz. Ormandaki hasta her hayvan bir etçilin kurban adayıdır. Günümüz dünyasında hiç bir devletin hasta, zayıf ve güçsüz olma lüksü yoktur. Dış politikada "Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi ile yola devam etmenin imkanı kalmamıştır. Yeni politikamız, " Güçlü Türkiye, Adil Dünya” olmalıdır. Osmanlı'nın çöküşü ile bozulan adalet terazisini düzeltecek olan yine biziz.

Yazarın Diğer Yazıları