DOLAR
43,45
EURO
51,25
STERLİN
59,29
GRAM
7.110,17
ÇEYREK
11.678,01
YARIM ALTIN
23.231,98
CUMHURİYET ALTINI
46.317,87
Prof. Dr. Ahmet Kazım ÜRÜN
Prof. Dr. Ahmet Kazım ÜRÜN
akazimurun@yenikonya.com.tr
18 Aralık 2025 Perşembe günü yayınlandı

AHLAK VE VİCDANIN SESİ MISIRLI YAZAR MUSTAFA LUTFİ EL-MENFALUTİ

 

 

Geçmişten günümüze gerek edebiyatımızda gerekse dünya edebiyatlarında ahlak ve vicdan konusu sıklıkla dile getirilen bir konu olmuştur. İyilik ve merhametten yoksun insanların ne yazık ki çok olduğu toplumlarda ahlak ve vicdan sahibi insanları da görebilmek gönüllere su serpmiştir. Toplumların adeta sesi soluğu olan yazarlar, ahlak ve vicdan duygusunu öne çıkaran eserler kaleme almışlardır. Mal mülk, nüfuz ve hakimiyet kurma sevdasının gözleri kör ettiği toplumlarda mağdur olan, zulme uğrayan, ötekileştirilen, yalnızlığa itilen onca garip insanın sesi olmuşlardır. Bunlardan biri Mısırlı Mustafa Lutfi el-Menfaluti'dir.

Mısır'da Asyut'a bağlı Menfalût şehrinde kültürlü ve mütedeyyin bir ailede dünyaya gelen el-Menfaluti, yüksek öğrenimini Ezher Üniversitesinde yaptı. Burada Arap edebiyatına ilgi duydu. Eski dönem şair ve yazarlarını zevkle okudu. Muhammed ʿAbduh'la yakın ilişki kurdu. Bir dönem gazetecilik yapan yazar, yazılarında suya sabuna dokunduğu için yönetimin gadrine uğramışsa da duruşunu hiç bozmamıştır.

Eserlerinde toplumdaki çarpıklıkları, sosyal ilişkilerdeki vefasızlığı, ümitsizlik ve ihanet gibi konuları işlemekteydi. Onun en çok öne çıkardığı mesaj, insanların vicdan sahibi olmalarıdır. Ona göre kanunlardan veya Cehennem azabından korkarak hareket etmek değil vicdanı doğrultusunda hareket etmenin bir anlamı vardır.

Yaygın bir okuyucu kitlesine sahip olmasında, dile hâkimiyetinin, eski ve yeni ortasında bir üslûp kullanmasının, cümlelerin müziksel değerine uymasının rolü büyüktü. Kendisine has kıvrak üslûbu ve ergenlik çağına uygun duygusal konularıyla Necîb Mahfûz'un da içinde bulunduğu genç kesim yazarların ilgisini çekmişti. Bu yazarlar onun ağlayarak okudukları ve taklit ettikleri eserleriyle edebiyata âşık olduklarını söylemişlerdir.

en-Nazarât  ve el-Aberat adlı eserleri, toplumun değişik çarpık yönlerini konu edinen gözlemlerini ve denemelerini içerir. Döneminde elde ettiği başarıyı bir başkası yakalayamamıştır.  

 el-ʿAberât (Gözyaşları) adlı eserinin girişinde yoksul ve kimsesizler için yapabildiği yegane şeyin kalemiyle gözyaşı dökmesi olmuştur.

Dünyada umutsuz, yoksul ve zulme uğramış pek çok insan vardır. Benim gibi umutsuz bir insanın bu kötülükleri temizlemesi ve ezilen, zulme uğrayan insanları kurtarması mümkün değildir. Bir taziye ve teselli görevindeki bu gözyaşlarımdan başka onlara verebileceğim bir şey yoktur.

O insanı dört gruba ayırır, aslen Türkiye'nin Sinop ilinden olan ünlü filozof Diyojen'in elinde fenerle gün ortasında insan aramasını örneklendirerek ideal olarak gördüğü insan tipine ulaşmanın neredeyse imkânsız olduğunu dile getirir.

Bence insan, iyilikte bulunduğu sürece insan olur. İnsan ile hayvan arasındaki belirleyici fark iyiliktir. Bana göre insanlar dört gruptur. İlki; çıkar sağlayabilmek için başkasına iyilik eder. Bu tür insanlar despot ve zalim olup, iyilikten anladıkları tek şey başkalarını kendilerine köle yapmaktır. İkincisi; kendinden başkasını görmez. Böyle insan açgözlü ve saldırgandır. Akan kanın, altına dönüşeceğini bilse bu uğurda bütün insanları boğazlar. Üçüncüsü; ne kendisine ne de başkasına iyilik yapar. Bu insan cimri ve aptaldır. Kasasını doldurmak için karnını aç bırakır. Bir dördüncü sınıf insan var ki, hem kendisine ve hem de başkalarına iyilik yapar. Ancak böyle bir insanın nerede yaşadığını ve ona nasıl ulaşılacağını bilemiyorum! Herhalde Yunan Filozofu Diyojen de böyle bir insanı arıyordu. Gün ortasında elinde lambasıyla dolaşırken kendisine ne yaptığını soranlara "Bir insan arıyorum!” dememiş miydi?

Materyalist bakış açısının gittikçe hakim olduğu günümüzde ne yazık ki gittikçe önemsizleşen Ahlak kavramını bakın ne güzel anlatıyor:

Ahlâk, merhametli bir insanın gözüne bir umutsuzluk manzarası iliştiği zaman akıttığı gözyaşıdır. Ahlak, insanın bir şey yapamayıp yardım edemediği muhtaç dilenciden utandığında, alnından döktüğü ter; cesaretli bir kişinin, kendisini aşağılamaya veya halkının haysiyetini yok etmeye kalkışanların suratına yönelttiği haykırıştır.


Yazarın Diğer Yazıları