Tutmayın Küçük Enişteleri!

 

İletişim vasıtalarının gelişmesi dünyayı küçük bir köy haline getirdi ve etkileşim hızlandı.

Bu hız ve kolaylık insanları iç dünyasından kopup dışarıyla daha çok ilgilenir hale getirdi.

Kendi gerçeğinden kopanlar yoğunlaştıkları dışarıyı sanal dünyadan takip etmekten yoruldu.

Tek başlarına yüksek kariyer hedefleri peşinde koşan, iki tekerli bu kural tanımayan kifayetsiz muhterisler bu büyük trajedi oyununun baş rollerinde şaklabanlıklarıyla dünyayı eğlendirmeye çalışıyorlar…

Numarası sona eren şaklaban sahneden indiriyor; sırada bekleyenlerle sahne sürekli tazeleniyor.

Cambaza bak diye şaklabanları sahneye sürenler ise milletin cebinde ne var ne yok boşaltmaya çalışıyorlar.

Allah değeri niceliğe değil niteliğe veriyor.

Çokluk, kalabalık, zenginlik, mal, mevki, şöhret değil; sadece temiz verdiği gönlü temiz istiyor.

Son iki asrın bulaşıcı hastalığı sekülerleşme, dünyevileşme, çoğaltma histerisi gönülleri delik deşik ediyor, ciğerleri yakıyor, paramparça ediyor.

Allah'ın isimlerinin yansıması için yaratılan gönüller cam kırıklarının saldırısıyla kan revan içinde kalıyor.

Aslında kendi içi kan ağlarken seyirciyi eğlendirmek zorunda olan palyaço misali sahte gülücüklerle günü tamamlamaya çalışıyor küçük enişteler.

Mevlana'ya göre yapılacak işlerin genelinde teenni ile hareket etmek esastır. Ona göre, delice kaynayan yemekten bile hayır gelmez. "Aceleci olma, teenni kıl, dama basamak basamak çıkılır” der.

"İnsanları yorgun kılan hayat değil taşıdığı maskelerdir” der William Shakespeare.

Kim ne yaparsa yapsın dostlar!

Tek başına doğduk, biz ağlarken gülerek bir kundağa sardılar;

Tek başına öleceğiz, biz gülelim giderken onlar ağlayarak bir kefene sarsınlar…

Ebu Seleme(r.a.) vefat ettiğinde Allah Resulü'ne haber verilir.

Gelir, rahmet duasında bulunur, açık olan gözlerini elleriyle kapatır ve şöyle der:

"İnsan ölünce gözler onu terk eden ruha bakarlar.”

Bedenimiz hal lisanıyla ruhun arkasından şöyle seslenir!

Nereye gidiyorsun?

Ruh cevap verir:

"Ben başka bir âleme geçiyorum, kısa dünya imtihanı için sen bana binek olarak verildin ve seninle ve seninle alakalı bütün eşyalarla işim bitti.” ,

Akıllı insan bu tabloya göre yaşar hayatını ve yatırımını ruhuna yapar, bedenine ve bedenin askerlerine değil.

Bazen şeytan ve nefis dünyayı cazip gösterip sizi gam ve kedere sürüklemeye çalışabilirler.

O zaman aklınıza Hafız'ın "gam yeme” şiiri gelsin.

Okuyun ve kendinize, ruhunuza dönün.

"Kaybolan Yusuf döner Kenan'a bir gün; gam yeme

Gör şu mahzun ev olur tekrar gülistan; gam yeme

Ey gönül, işler düzensizlikten elbet kurtulur ,

Dertliler kalmaz perişan böyle her an; gam yeme

Gerçi birkaç gün felek sapmış gider, hep ters yöne

Her zaman arzuna dönmez çünki devran; gam yeme

Bülbülüm, kırlarda tekrar taht kurarsın, gün gelir

Tek ki sağ kal, kopmasın ömrün bahardan; gam yeme

Sel götürmüş yıkmış varlığın mahveylemiş

Nuh eğer kaptansa, korkma olsa tufan; gam yeme…” (HAFIZ-I ŞİRAZİ : GAM YEME!)

Okuyun ve kendinize gelin!

Tutmayın küçük enişteleri, açın yollarını, önden buyursunlar.

"Her gün bana kaplumbağa ve tavşan masalını hatırlat.

Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.

Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.

Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.

Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlam olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi...

Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver.” (Hitit Duası)


Yazarın Diğer Yazıları