Yeni Ambalajlı Eski Bir Kaos
150 YILDIR İNGİLİZ SİYONİZM-KEMALİZM PARANTEZİNE ALINMIŞ VE ZİHNİYET HARİTALARI İBLİS’İN ALGORİTMASI İLE KOTLANMIŞ OLANLARIN SON SİYASİ HAMLESİ...
HELÂL DAİRESİNDE YAŞAMAK KURTULUŞA, HARAMLAR İSE FELAKETE SÜRÜKLER
Kiraları konut sahipliğinin düşük olması yükseltiyor
SEÇERSEN
NEZAKET VE ZARAFET
Kaleme Yemin Olsun ki… (Alzheimer/Demans)
MESELELERE KUR’AN PENCERESİNDEN BAKMAK
MİLLÎ İRADE DİNÎ İRADE İLE AYAKTA DURUR
Özbekistan’da Rakamlarla Gelişmeler
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
NATO Zirvesinin Zırvalayanları
YAZMA ESERLERİN İZİNDE
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
DÜNYA KUPASI VE MİLLİ TAKIM:
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Osmanlı dönemi gümüş mıhlamaları arasında ilk sırayı kemerler, kemer tokaları, hamailler,
tepelikler, enli bilezikler, kılıç kınları alır. Kadın takıları olarak yapılan tepelik, kemer ve tokalarda, mıhlama taşı olarak ekseriya oval mercanlar kullanılmıştır. Osmanlı altın mıhlama eserleri arasında ilk sözü edilmesi gereken, Topkapı Sarayı hazine dairesinde saklanan cülus ve bayram tahtıdır. Osmanlı padişahlarının birçoğu, cüluslarında bu tahta oturarak bilatları kabul etmişlerdir.
Saray kuyumcularının yaptıkları paha biçilmez murassa sanat eserleri de yine Topkapı Sarayı Müzesi Hazine dairesinde bulunmaktadır. Bunların en bilinenleri, padişahın katıldığı büyük törenlerde ibriktar ağanın taşıdığı 16. Yüzyıl işi tören mataraları ve ibrik, padişah sorguçları, kabzalarına iri zümrütlerin mıhlanmış olduğu hançerler, buhurdan, gülabdan, sürahi, saat vb. saray eşyalarıdır.
Savatçılık
Arapça "kara" anlamındaki sevad sözcüğünden gelen "savat" deyimi, gümüş üzerine siyah nakışlar yapma işine denilmiştir. Yukarıda açıklanan kalemkarlığın bir ileri aşaması olarak da kabul edilir. Çünkü savattan önce, bu işlemin tatbik edileceği tokaların, kemerlerin, han- çer kabzalarının, tütün tabakalarının, muska ve hamaillerin, dua taslarının, fincan zarflarının yüzeylerine, kalemkerler tarafından çeşitli motifler, desenler, arma, tuğra, resim vb. şekillerin işlenmesi gerekmektedir. Savatçılar, belirli oranlarda gümüş, bakır, kurşun ve kükürt karışımın- dan elde ettikleri alaşımı dövüp tülbentten geçirerek ince siyah bir toz hazırlar, bunu söz konusu motif, yazı ve resimlerin üzerine kuru olarak sıvayarak "ekme savat"; tozu boraksla karıştırıp macun haline getirdikten sonra sürmek suretiyle de "sürme savat" yaparlarmış. Bu şekilde yapılan madeni eşyaları bir zamanlar Avrupalılar da ararlar; savatlı Türk tabakaları Paris kuyumcularında satılırmış. I. Dünya Savaşı öncesinde Van'da 120 dükkanda, 400 dolayında usta ve kalfanın savatçılık yapmış olmaları; ayrıca Sivas'ta, Erzincan'da, Trabzon ve Samsun'da da savat işleyen kuyumcular bulunması, o zamana kadar geniş bir pazarın olduğunu göstermektedir.
İster Van'da, ister Kafkasya'da veya Trabzon'da yapılmış olsun, savatlı takımların, hele resimli tütün tabakalarının, bunları taşıyanlara yaşattığı apayrı bir zenginlik duygusu mutlaka vardı. Bir mecliste böyle bir tabakayı, koyun cebinden çıkartıp "tık!" diye yumuşak bir ses veren kapağını açarak tütün sararak, sonra kapatıp meclistekiler de sarsınlar diye tabakayı halının üstünde ortaya kaydırmak; alanların, kumaşlar arasında cilalanmış gümüş tabakanın zarafetine, üzerindeki betimlemelere veya desenlere içlerinden "-Ah, Benim de olsa!" dercesine bakışlarını görmek... Veya, bir süvarinin, kendi üzerinde ve eyer takımında ışıldayan savatlı gümüşlü kamçılar, tokalar, sarkıtmalar, barutluklar... ile at koşturması artık dünlerde kalmış güzel duygulardır. Bir ozan, savatlı bir gümüşten aldığı esinle şu beyti yazmış:
"Nikabın simsiyah etmiş, çalışmış eylemiş icad
Savat-ı ziyneti yer yer gümüşte gösteren üstad"
Ana yurdu Dağıstan olan savatçılığın, Osmanlı sanatları içindeki saygınlığı çok değil belki yüz, yüz eli yıl sürmüştür. Ama, yaylalardaki çobanlardan, köylerdeki rençperlere, kentlerdeki esnafa, evlerdeki kadınlara kadar her Osmanlıya, bir tabaka, bir ağızlık, bir kamçı, bir kemer, bir bilezik, olmadı savatlı bir gümüş yüzük edinebilme olanağı bahşeden savatçılığın bu özelliği, öteki kuyumculuk dallan için aynı oranda söz konusu olmamıştır.
Kaplamacılık:
Tombak, varak, yaldız
Osmanlı kuyumculuğunun diğer sanatlara katkısı başlıca üç ayrı dalda olmuştur: Bunlar, bakır, kalay, tutya, pirinç vb madenlerden yapılan eserlerin, altınlı bir alaşımla sıvanması suretiyle yapılan tombak işleri; kağıt, deri, tahta, cam, çini, üzerine uygulanan altın varak veya altın yaldızı işleridir.
75. YILLIK GAZETECİLİK İLGİM VE YENİ KONYA GAZETESİ
TÜRKİYE SELÇUKLULARI VE KONYA KİTABI
YILDIZ PORSELEN FABRİKASI (ÇİNİ FABRİKA-İ HÜMAYUNU)
YILDIZ ŞELALE
KONYA’DA MODELİSTLİK – STİLİSTLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI
KONYA VE ANADOLU’DA ÇİNİ ve LÜLECİLİK SANATI