TÜRKLERİN YENİ BİR BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ OLACAK YENİ ANAYASA YOLUNDA TÜRK DEVLETİ’NİN SON HAMLELERİ
“BEN”LİKTEN, “BİZ”LİĞE
Merkez Bankası Risk Alabilirdi
FREN
Özbekistan’da Rakamlarla Gelişmeler
DÜN SAVAŞTIKLARIMIZDA BUGÜN BARIŞ YAPABİLİRMİYİZ?
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Ali Özek Hatıratında; II. Abdülhamit, M. K. Atatürk, M. A. Ersoy, H. B. Çantay, Ö. N. Bilmen, Y. Nuri Öztürk v.d.
KARA GECE
DARBELERİN GÖLGESİNDEN 15 TEMMUZ DİRİLİŞİNE
NATO Zirvesinin Zırvalayanları
YAZMA ESERLERİN İZİNDE
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
DÜNYA KUPASI VE MİLLİ TAKIM:
MİZAHIN MİZANI
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
Şimdi Konya’nın Kazanma Zamanı
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
AKŞAM OLMAKTA
Bir ülkenin güçlü olması denildiğinde aklımıza genellikle tanklar, toplar, savaş uçakları, füzeler ve savunma sanayii gelir. Elbette bunlar hayati öneme sahiptir. Nitekim Türkiye son yirmi yılda savunma sanayiinde gerçekleştirdiği atılımlarla dünyada ses getiren büyük bir başarı elde etmiştir.. Bir zamanlar dışarıdan almak zorunda kaldığımız birçok savunma sistemi bugün yerli ve millî imkânlarla üretilebilmektedir. Bu başarı hepimizin gururudur. Fakat burada kendimize çok önemli bir soru sormamız gerekiyor. Bir ülkenin bağımsızlığı sadece silahla mı korunur?
-Düşman size mermi sıkmadan sizi etkisiz hâle getirebiliyorsa?
-Savaş meydanında değil de hastanelerde sizi teslim alabiliyorsa?
-Tanklarınız çalışıyor, uçaklarınız uçuyor, füzeleriniz hedefe gidiyor ama halkınız ilaca ulaşamıyorsa?
-İşte o zaman karşımıza çoğu zaman yeterince konuşulmayan çok önemli bir mesele çıkıyor. İlaçta bağımsızlık.
Dünya üzerinde birçok ülke, enerji kaynaklarını, gıdayı, teknolojiyi ve ilacı bir güç unsuru olarak kullanmaktadır. Artık savaşlar sadece cephede yapılmıyor. Ekonomik yaptırımlar uygulanıyor. Teknoloji ambargoları uygulanıyor. Enerji kartı kullanılıyor. Gerektiğinde sağlık sektörü de bir baskı aracına dönüştürülebiliyor. Yakın geçmişte yaşanan küresel salgınlar bize çok önemli dersler verdi. Maske bulamayan ülkeler gördük. Solunum cihazı bulamayan ülkeler gördük. Aşıya ulaşmakta zorlanan ülkeler gördük. Bazı devletlerin kendi vatandaşlarını önceleyerek ihracatı durdurduklarını gördük. O gün şu gerçek bir kez daha ortaya çıktı. Sağlıkta dışa bağımlılık, milli güvenlik meselesidir. Ülkemizin dört bir yanında modern hastanelerimiz var. Şehir hastanelerimiz var. Nitelikli doktorlarımız var. Sağlık personelimiz var. Teknolojik altyapımız her geçen gün gelişiyor.
Peki ya ilaç?
-Kullandığımız ilaçların etken maddelerinin ne kadarını kendimiz üretiyoruz?
-Kritik ilaçlarda ne kadar bağımsızız?
-Biyoteknoloji alanında ne kadar söz sahibiyiz?
-İşte geleceğin en önemli sorularından biri budur.
Çünkü Allah göstermesin, büyük bir küresel kriz yaşandığında veya uluslararası bir gerilim ortaya çıktığında, ilacı üreten ülkeler bunu siyasi baskı aracı olarak kullanırlarsa ne olur?
Bir düşünelim. Savunma sanayiiniz güçlü. Ordunuz güçlü. Teknolojiniz gelişmiş. Ama kronik hastaların kullandığı ilaçlar, Kanser ilaçları, yoğun bakım ilaçları gelmiyor. Antibiyotik üretiminde sıkıntı yaşanıyor. Tıbbi hammaddeler durduruluyor. Böyle bir durumda mesele sadece sağlık meselesi olmaktan çıkar. Toplumsal güvenlik meselesine, Ekonomik istikrar meselesine, Milli güvenlik meselesine dönüşür. Çünkü sağlık sistemi çökmeye başladığında toplumun bütün dengeleri sarsılır. Bu nedenle bugün Türkiye'nin önünde yeni bir hedef bulunmalıdır. Savunma sanayiinde yakaladığımız
başarıyı ilaç ve biyoteknoloji sektöründe de yakalamak. Nasıl ki İHA ve SİHA üretiminde dünya çapında bir başarı elde ettiysek, İlaç hammaddelerinde de yapabiliriz.
Nasıl ki savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltabildiysek, Biyoteknolojide de azaltabiliriz. Nasıl ki mühendislerimiz savunma alanında harikalar ortaya koyduysa, Bilim insanlarımız da ilaç geliştirme alanında büyük başarılara imza atabilir. Bunun için üniversitelerimizin, araştırma merkezlerimizin, teknoloji şirketlerimizin ve yatırımcılarımızın aynı hedef etrafında buluşması gerekiyor. Bugün yapılacak bir biyoteknoloji yatırımı, yarının en stratejik yatırımı olabilir. Bugün desteklenecek bir genç araştırmacı, yarın milyonlarca insanın hayatını kurtaracak bir ilacın geliştiricisi olabilir. Bugün kurulacak bir araştırma merkezi, gelecekte Türkiye'nin sağlıkta bağımsızlığının teminatı olabilir.
İlaç sadece tedavi değildir. İlaç stratejidir. İlaç güvenliktir. İlaç bağımsızlıktır. İlaç gelecektir. Bu yüzden meseleye sadece ticari bir sektör olarak bakmamalıyız. Tıpkı savunma sanayii gibi, ilaç sanayiini de milli bir mesele olarak kabul etmeliyiz. Biyoteknolojik Ar-ge merkezlerine yatırımları katlamalıyız. Ülkemiz, ilaç sanayisinde potansiyele, bilgi birikimine ve insan kaynağına sahiptir. Kendi ilacını, kendi aşısını, kendi teknolojisini, kendi hammaddesiyle üreten bir Türkiye, geleceğin dünyasında sadece kendi vatandaşını korumakla kalmayacak, küresel sağlık arenasında da tam bağımsız bir aktör olacaktır. Çünkü güçlü bir devlet sadece sınırlarını koruyan devlet değildir. İnsanının sağlığını da koruyabilen devlettir. Mermisi olan bir ordu savaşabilir. Ama ilacı olmayan bir millet ayakta kalmakta zorlanır.
Bu nedenle Türkiye'nin yeni yüzyıldaki büyük hedeflerinden biri de şüphesiz şu olmalıdır:
"Savunmada millî, sağlıkta da millî, her alanda milli Türkiye."
DARBELERİN GÖLGESİNDEN 15 TEMMUZ DİRİLİŞİNE
KANAYAN YARAMIZ URUMÇİ
GÜÇLÜ DEVLETİN SIRRI GÜÇLÜ TOPLUMDUR
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
HİCRET BİR YOLCULUK DEĞİL BİR DURUŞTUR HİCRET BİR TARİH DEĞİL BİR HAYAT TARZIDIR
FATİH’İN İDEALLERİ FETİH RUHU VE İSTANBUL’UN FETHİ BİZE NE ANLATIYOR?
KURBANLA İMTİHAN EDİLEN BİR PEYGAMBER AİLESİ VE BİZ
ELİF GİBİ DİMDİK DURAN BİR GENÇLİK
YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
NESİLLLERİMİZİ HAKİKATİN DOĞRULARIYLA YETİŞTİRMELİYİZ