GÜÇLÜ DEVLETİN SIRRI GÜÇLÜ TOPLUMDUR
SELÇUKYA KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ OLARAK BELEDİYELERDEN İSTEKLERİMİZ
Şimdi Konya’nın Kazanma Zamanı
AK Partililer de AKP’liler de Yanlış Yapıyor
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
AFRO-AVRASYA’NIN KUTUP YILDIZI TÜRKİYE
Sağlık Mühendisliğinde Millî Çözümler
ACI DEĞİL Mİ???
KURUYANLAR-YEŞERENLER
KIYAMETE KADAR TÜRKLERE VERİLEN GÖREV “KÂBE MUHAFIZLIĞI”
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
Bugün hepimiz güçlü bir Türkiye istiyoruz. Savunma sanayiinde güçlü olsun, ekonomisi büyüsün. Dünyada sözü dinlensin. Bilimde, teknolojide ve üretimde öncü olsun. Bütün bunlar elbette çok kıymetlidir. Fakat şu gerçeği de unutmamalıyız. Güçlü devletlerin temelinde güçlü toplumlar vardır .Bir milletin gerçek gücü, tankının, topunun veya ekonomisinin yanında, insanının ahlakında, güvenilirliğinde ve işini en iyi şekilde yapma anlayışında da kendini gösterir. Kendimize şu soruyu sormalıyız. Biz, güçlü bir Türkiye'nin inşasına kendi bulunduğumuz yerden katkı sunuyor muyuz?
Bir esnaf, müşterisini aldatmıyorsa. Bir sanatkâr, yaptığı işi en güzel şekilde teslim ediyorsa. Bir tamirci, Nasıl daha fazla para alırım? diye değil, Bu arızayı en doğru şekilde nasıl çözerim? diye düşünüyorsa. Bir memur, vatandaşın işini geciktirmeden ve güler yüzle yapıyorsa. Bir işveren, çalışanının hakkını gözetiyorsa. Bir işçi, emeğini emanet bilinciyle ortaya koyuyorsa. Bir öğretmen, öğrencisini geleceğe hazırlıyorsa. Bir doktor, hastasını sadece bir dosya değil, bir insan olarak görüyorsa. İşte o zaman güçlü Türkiye'nin temelleri atılıyor demektir.
Maalesef zaman zaman toplumda güveni zedeleyen davranışlarla karşılaşabiliyoruz. Bir araç tamire gidiyor, sorun çözülemiyor, defalarca aynı yere gidiliyor. Bazen başka ustalara başvurmak gerekiyor. Benzer şekilde farklı sektörlerde de insanlar, aldıkları hizmetten memnun kalmakta zorlandıklarını ifade edebiliyorlar.
Elbette her meslek grubunu aynı şekilde değerlendirmek doğru değildir. İşini büyük bir dürüstlükle yapan, emeğiyle güven kazanan sayısız esnafımız ve ustamız vardır. Onlar toplumumuzun yüz akıdır. Ancak güveni zedeleyen örnekler de hepimize şu sorumluluğu hatırlatmalıdır. İşimizi en güzel şekilde yapmak sadece meslekî bir başarı değil, aynı zamanda ahlakî bir görevdir. Hz. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur. Allah, biriniz bir iş yaptığı zaman onu sağlam ve güzel yapmasını sever.(Beyhakî, Şuabü'l-İman)İşte medeniyet böyle kurulur. Kaliteli üretimle. Dürüst ticaretle. Emanete riayetle. Kul hakkına saygıyla. Bugün bizi asıl zayıflatan şey, imkânsızlık değil, bazen güvenin aşınmasıdır. Fırsatçılık. Haksız kazanç arzusu. Nasıl olsa anlamaz düşüncesi. İşini eksik yapıp tam yapmış gibi göstermek. Bütün bunlar sadece bir müşteriyi değil, toplumun birbirine olan güvenini de yaralar.
Hâlbuki Türk-İslam medeniyeti, Önce insan diyen bir medeniyettir. Ahîlik teşkilatında esnaf sadece mal satmayı değil, dürüstlüğü, edebi ve kardeşliği de öğrenirdi. Kazanç kadar bereket önemsenirdi. Kâr kadar itibar gözetilirdi. Bugün belki de yeniden bu ruhu hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü güçlü Türkiye yalnızca büyük projelerle kurulmaz. Her gün işini hakkıyla yapan milyonlarca insanın omuzlarında yükselir. Her sabah dükkânını besmeleyle açan esnafla. İşini titizlikle yapan ustayla. Vatandaşa kolaylık sağlayan memurla. Helâl kazancı önceleyen tüccarla. Üreten sanayiciyle. Fedakârca çalışan çiftçiyle. Vefalı sivil toplum kuruluşlarıyla. Eğitim, kültür ve dayanışmaya katkı sunan vakıflarla. Kısacası, ahlakı hayatının merkezine koymuş bir toplumla yükselir. Yeni dünya düzeninde güçlü olmak istiyorsak, önce kendi iç dünyamızda güçlü olmalıyız. Doğruluğu hayatımızın ölçüsü yapmalıyız. Emaneti korumalıyız. İşi ehline emanet etmeliyiz. Torpil illetinden biran önce kurtulmalıyız. Makamları bir güç olarak kullanmamalı, Makamları Vatana, Millete, insanımıza hizmet için kullanmalıyız. İşimizi ihsan şuuru ile yapmalıyız. Çünkü devlet, milletinden bağımsız bir yapı değildir. Devlet, milletin aynasıdır. Millet güçlenirse devlet güçlenir. Millet ahlaklı olursa devlet güven verir. Millet üretirse devlet kalkınır. Millet adaletli olursa devlet dünyaya adalet taşıyabilir. Öyleyse güçlü Türkiye hayali, önce kendimizi düzeltmekle başlar. Daha dürüst bir esnaf. Daha güvenilir bir usta. Daha adil bir yönetici. Daha vicdanlı bir işveren. Daha sorumluluk sahibi bir çalışan. Daha bilinçli bir vatandaş.
İşte bunlar, güçlü Türkiye'nin görünmeyen ama en sağlam sütunlarıdır. Çünkü güçlü devletin sırrı, güçlü toplumdur. Güçlü toplumun sırrı ise güzel ahlak, güven, adalet ve emanete sadakattir. Bu değerleri yeniden hayatımızın merkezine koyabildiğimiz ölçüde, yalnızca daha güçlü bir ülke değil, aynı zamanda çevresine güven ve umut veren bir medeniyet inşa edebiliriz.
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
HİCRET BİR YOLCULUK DEĞİL BİR DURUŞTUR HİCRET BİR TARİH DEĞİL BİR HAYAT TARZIDIR
İLAÇTA BAĞIMSIZLIK EN AZ SAVUNMA SANAYİİNDEKİ BAĞIMSIZLIK KADAR ÖNEMLİDİR
FATİH’İN İDEALLERİ FETİH RUHU VE İSTANBUL’UN FETHİ BİZE NE ANLATIYOR?
KURBANLA İMTİHAN EDİLEN BİR PEYGAMBER AİLESİ VE BİZ
ELİF GİBİ DİMDİK DURAN BİR GENÇLİK
YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
NESİLLLERİMİZİ HAKİKATİN DOĞRULARIYLA YETİŞTİRMELİYİZ
KAYBOLAN NESİL DEĞİL KAYDIRILAN YÖNDÜR
ÇOCUKLARIMIZI NEYE KURBAN EDİYORUZ