İSRAİL, ULUSLARARASI ADALET DİVANINI DİNLEMİYOR

Güya, BM'nin en yüksek yargı organı UAD (Uluslararası Adalet Divanı) idi.

İsrail, 26 Ocak'ta UAD'ın verdiği "sivilleri korumak için çok acil önlem alacaksın” biçiminde verdiği ihtiyati tedbir kararını da takmadı, takmıyor.

Netanyahu, bırakın sivillerin canını korumayı, önlem almayı, o günden bu yana 3 bine yakın Filistinliyi daha katletti, toplamda 30 bin masumu öldürdü.

Dünyanın gözü önünde pervasızca soykırım yapmaya da devam ediyor.

Yani UAD'deki duruşmanın ardından "Bizi kimse durduramaz ne Lahey ne başkası” diyen Netanyahu öldürmekten vazgeçmedi, vazgeçmiyor. Yıllardır olduğu gibi kendisini yine hukukun üstünde görüyor ve bildiğini okumaya, öldürmeye devam ediyor…

Böyle şımarmasının, hadsizleşmesinin nedeni de askeri ve ekonomik anlamda destek veren, vermeye devam eden, bugüne kadar İsrail aleyhindeki sayısız BMGK kararını veto eden ABD.

Bu haliyle ABD de İsrail'in yaptığı soykırımın suç ortağı.

ABD'nin de soykırım destekçisi ve azmettireni olarak hukuken sanık sandalyesine oturtulması gerekir. Mevcut dünya düzeninde hukuk maalesef güçlünün koruyucusu olmaktan öte geçmiyor.

Haklının güçlü değil, güçlünün haklı olduğu bir dünyada ne demokrasiden, ne insan haklarından, ne adaletten bahsetmek mümkün değildir.

Bu açmaz karşısında dünya düzeninin güçlüleri, yaptıklarıyla ve zulüm destekçileri olarak insanlığın vicdanında mahkûm olmuşlardır.

Elbette onların insanlığın vicdanında mahkûm olmaları bütün tarihi olaylarda olduğu gibi hemen etkisini göstermeyecektir. Ama hâkimiyet kurmak istedikleri ülkeleri ve halklarını demokrasi, insan hakları, adalet, eşitlik, özgürlük gibi yaldızlı sloganlarla artık aldatamayacaklardır.

Bu soykırım karşısında İslam Dünyası'nın söylem düzeyinden eylem düzeyine geçememesi elbette çok acıdır.

Ancak İslam Dünyası'nın birlik olamamasının sebebini 1.Dünya savaşı sonunda İslam Coğrafyasının sun'i devletçiklere bölünmesinde, 1. Dünya Savaşı galiplerinin piyonu yöneticilerin yönetime getirilmiş olmasında aramak gerekir.

Müslümanlar hatta tüm insanlık İsrail'in soykırımının karşısında konumlanırken İslam Ülkeleri'nin yöneticileri şahsi çıkar hesaplarıyla sessiz ve eylemsiz kalmaktadırlar.

Zulüm asla payidar olmamıştır ve kıyamete kadar da olmayacaktır.

Dünya tarihi bunun örnekleri ile doludur.

İsrail ve zalimler elbette yenilecek, Hakk nurunu tamamlayacaktır.

Ancak asıl mesele devletler ve fertler olarak bu imtihanın neresinde durduğumuz, yaşananlar karşısındaki duruşumuzla Hesap Günü'nde hesap verip veremeyeceğimiz noktasında düğümlenmektedir

Bu noktada hem fiili dua (her türlü yardım) hem de lafzi dua (Allah'tan zalimlerin kahrını, mazlumların muzafferiyetini dilemek) temel görevimiz olmalıdır.

Selam ve dua ile…


Yazarın Diğer Yazıları