Konya’yı uçuran başarının sırrı
Eyüpspor rüyasında görse inanmazdı
Altın fonları mı, Altın sertifikaları mı, Gram altın mı tercih edilmeli?
YOLUN SONU
KÜLTÜRE KAPI AÇANLAR
“Kalite” Anlaşılmak İçin “Zaman ve Sabra” İhtiyaç Duyar
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
ALLAH İŞLERİ EN GÜZEL ŞEKİLDE YAPMAYI EMREDER
İNSANOĞLUNUN EN BÜYÜK İMTİHANI, YAPAY ZEKÂ
BİRBİRİNE BENZER İKİ FARKLI ÜLKE: TÜRKİYE VE İRAN
İRAN’IN SON KULLANMA TARİHİ GELDİ
Belediyecilik CHP’nin işi
MESCİDİ HARAMDAN MESCİDİ AKSAYA, ORADAN DA SİDRETÜL MÜNTEHAYA YAPILAN KUTSAL YOLCULUK
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
Bahanesiz Maçtan Hüsran Çıktı
AHLAK VE VİCDANIN SESİ MISIRLI YAZAR MUSTAFA LUTFİ EL-MENFALUTİ
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Samsunspor ders verdi, Konyaspor izledi…
Milletin ekmeği ile oynamayın! Konya’da ekmek neden zamlandı?
12 Mart 1997’de ABD Dışişleri Bakanı Albright’ın çağrısıyla; Bernard Lewis (Neo-conların ve Amerika’daki İsrail lobisinin beynidir. Öteden beri Türk Genelkurmay’ı ile çok sıkı ilişkileri vardır.) Paul Wolfowitz, Richard Perle, ABD eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz (İsrail düşünce kuruluşu başkanı), Alan Makovsky (Washington Institute Türkiye bölüm başkanı) gibi önemli isimler, bakanlığın yedinci katında kritik bir toplantı yapmışlardır.
Resmi belgelerle sabit olan bu toplantıda “Türkiye’deki iktidarın doğrudan askerî bir darbe olmadan, post-modern bir darbe ile indirilmesi” kararı almışlardır.
Abramowitz’in “Türkiye-Amerika ilişkilerinde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz. Erbakan, -yapma dendiği halde- ilk gezisini İran’a, ikinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptı.” sözleri ilginçtir ve her şeyi özetlemektedir.
“Ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen“ hükümet, 17 Haziran’da (bu toplantıdan dört ay sonra) düşürüldü. Yerine darbe ile kontrol edebilecekleri bir iktidar getirildi.
İçte de; “devlet ve rejim için, dinin ve dindarların en büyük tehdit olduğu imajıyla kutuplaşmayı, bir kutbun diğerini tehdit unsuru olarak görmesini sağlamayı ve toplumsal yapımızı tahrip etmeyi” planladılar.
Merkez medya, “yasal maskeli askeri müdahale” adına “psikolojik harekat” yürüttü ve “tetikçilik” yaptı.
İş dünyası, yargı, üniversiteler, sendikalar, işveren ve kitle örgütleri, dönemin cumhurbaşkanı ve bir kısım siyasiler ve meslek odaları, askerlerle el ele verip Türkeye’de “bir çadır tiyatrosu” sahnelediler.
Her akşam ekranlarda “temin edilmiş figüranların hu çeken görüntüleriyle hedef şaşırttılar. ” İnsanları fişlediler, iftiralar attılar, işten attırdılar, hayatlarını kararttılar, cinayetler işlediler, tuzaklar kurdular.
Halkı irticayla korkutmak için yapmadık rezillik ve alçaklık bırakmadılar.
Anadolu sermayesini bir süreliğine öldürdüler. Bankalara ve ihalelere çöreklenerek ülkeyi soydular.
Çaldıklarının bedelini 2001 kriziyle halka ödettiler.
Ama, 28 Şubat’çıların hesabı ters tepti. Millet, yapılan zulümleri gördü. 28 Şubat’ta yaşadığı travma ve örselenme ile bilinçlendi. Türkiye’de değişimi sırtlayan güçlü iktidarları iş başına getirdi.
Yaşanan travmalar reformist politikalar üretmeyi zorunlu kıldı. Bu; Türkiye’nin ekonomik, teknolojik, askeri, bürokratik, demokratik, sınıfsal, siyasal açılım ve ilerlemelerini beraberinde getirdi.
“Askeri vesayetten arınma” ve “değişim” sürecinin, 28 Şubat’a imkan veren yapıyı önemli ölçüde tasfiye ettiği, toplumu devleti ve ordusuyla barıştırdığı, halk ile eliti birbirine yaklaştırdığı doğrudur.
Ancak, 28 Şubat zihniyetinin ve millet iradesinin darbe ile iktidardan uzaklaştırılması tehlikesinin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Üstelik, 28 Şubat’ın failleri henüz cezalandırılamamış, darbe heveslileri caydırıcı bir müeyyide ile karşı karşıya bırakılamamıştır.
Türkiye 28 Şubat’ı yaptıran egemen güçlere boyun eğmediği, milli menfaatlerini öncelediği sürece metodlar değişecek, ama darbeler ve darbeciler daima var olacaktır.
Önemle belirtmek gerekir ki; tüm toplum kesimleri olarak 28 Şubat’ın toplumsal yapımızda oluşturduğu “kutuplaşmanın” tarafı değil, “birlik ve beraberliğin” savunucusu ve uygulayıcısı olmak zorundayız.
Yaşadığımız bu zor günlerde, “birlik ve beraberliğe” her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır…
İRAN’IN SON KULLANMA TARİHİ GELDİ
DÜNYA DÜZENİNİN ÇİVİSİ ÇIKTI.
ÖZGÜR ÖZEL FETVA VERİRSE…
YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR…
YAŞANMIŞ İBRETLİK BİR OLAY: “İKİ KARDEŞ BİLMEDEN EVLENDİ.”
SURİYE ZAFERİ’NİN 1. YILI VE DOHA ZİRVESİ
AİLE YILI BİTMEDEN AİLE BİTTİ
SUDAN’DA NELER OLUYOR?
“EĞLENCE İÇİN“ SİVİL ÖLDÜRMEK VE BATI’NIN DNA’SI
TRUMP-ŞARA GÖRÜŞMESİ VE DELİ SORULAR.